'Çim biçme' devrinden kök salma safhasına

img
'Çim biçme' devrinden kök salma safhasına YDH

"Savaşı bitirecek asıl amil; İsrail’in tahammül sınırlarını aşan bir seviyede 'hastalıklı' bir hale gelmesi ve yara almasıdır. Ancak bu eşik oldukça yüksektir."




Ali Hicazi

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Ali Hicazi, ABD ve Siyonist rejimin İran'a açtığı savaşın geleneksel bir savaşın sınırlarını aşarak varoluşsal (ontolojik) bir hesaplaşmaya dönüştüğünü ifade ediyor. Hicazi, İsrail ve müttefiklerinin "çim biçme" olarak adlandırılan sınırlı yıpratma politikasını terk ederek, bölgedeki direniş eksenini tamamen tasfiye etmeyi amaçlayan bir "nihai hamle" başlattığını vurguluyor. Ancak yazara göre İran ve müttefiklerinin bu "ilk şoku" soğurarak sahada karşı-inisiyatif geliştirmesi, düşmanı "stratejik bir bozgun" ile "imkânsız bir zafer" arasında sıkıştırmış oldu.

Sürmekte olan bu savaş, sona ermek için yalnızca taktiksel hamlelere ihtiyaç duyan geleneksel bir müsademe olmanın çok ötesindedir. Bugün tanıklık ettiğimiz bu cenk, aslında on yıllara sarih, kökleri derine uzanan bir ihtilafın hülasasıdır. Bağrında taşıdığı varlıksal[1] hususiyetler sebebiyle, savaşın kendi iç dinamikleri; kılıçların gölgesinde alışılagelmiş hedeflerin ve bildik mecraların fevkine yükselmektedir.

Bu savaşı seleflerinden ayıran temel fark, çatışmanın cevheri bir neticesi olmasıdır. Hasım cenahtakiler bu savaşı bir "öldürücü darbe" yahut en azından İran’ı boyunduruk altına alıp bölge üzerindeki tahakkümlerini tahkim edecek bir "nihai hamle" olarak kurguladılar. Bir başka tabirle bu; bir "dosyaları kapatma[2]" savaşıdır.

Muharebenin bu mahiyeti, saldırıya maruz kalan tarafı -yani İran İslam Cumhuriyeti ve Direniş Güçlerini- bu "ihkâm[3]" teorisi uyarınca kendiliğinden bir savunma hattına sevk etmiştir. Zira düşmanın tatbik ettiği o meşhur “çim biçme” [4] stratejisinin devamına müsaade etmek artık rasyonel bir seçenek olmaktan çıkmıştır. Kaldı ki hasım, bu çatışma devresini sadece bir "biçme" değil, topyekûn bir "kökünü kazıma[5]" hamlesi olarak belirlemiştir. Bu şartlar altında, savaştan önceki statükoya rıza göstererek çıkmak, bir süre sonra yeni bir saldırı makinesinin dişlileri arasına girmeyi peşinen kabullenmek anlamına gelecektir.

Bu karmaşık ve çatışmalı dokunun kalbinde, savaşın nihayete ermesi yahut bu hengâmeyi bitirecek o muvafık anın yakalanması hususunda gerçek bir muamma ile karşı karşıyayız. Savaşlar, sinesindeki gizemi ancak son demlerde ifşa etseler de, sahip oldukları karakterler aslında bitişe giden yolu döşeyen taşlar hükmündedir. Fakat asıl işkal tam da buradadır: Mevcut şartlar altında savaşın karakteristik vasıfları, bir "son" ihtimalini kendinden uzaklaştıran (itici) bir unsur teşkil etmektedir. Dolayısıyla, duvardaki o gedik ancak bu temel yapı taşlarının kökten bir inkılaba uğramasıyla açılabilecektir.

Buradaki "yapı taşları"; taarruz harekâtının üzerine bina edildiği maddi ve manevi esaslardır. Bu çerçevede sahadaki askeri performans, salt usule dair bir işleyiş olmaktan çıkıp, bizzat belirleyici bir yapı taşına dönüşmektedir.

Düşman başlangıçta, İran’ın iç dinamiklerinin de yardımıyla rejimi ilk darbede devirebileceğini vehmetti. Medyaya sızan verilere göre İsrail; Mossad'ın istihbari öngörüleri üzerinden Donald Trump’ı, bu saldırının mahiyeti ve yaratacağı atmosferin İran rejimini yıkacağına, yahut en azından onu tamiri imkânsız bir komaya sokup son darbeyle tasfiye edeceğine ikna etmişti. Fakat beklenen bu netice hâsıl olmadı.

Aslında izlenen yol haritası için hakiki manada bir "B planı" mevcut değildi. Dahası, hasım güçlerin muhteris emelleri, çıtayı düşürmelerine de müsaade etmemektedir; zira kumarın konusu bölgenin geleceği ve emperyal hegemonyanın buradaki kaderidir.

Diğer yanda ise İran’ın mukavemeti ve ilk şoku önceden hazırlanan doğrudan bir inisiyatifle karşılaması; yeni bir saha gerçekliği inşa etmek, Amerikan ve İsrail hamlesini kırmak ve nihayetinde 7 Ekim sonrası oluşan kazanımları işlevsiz kılacak şekilde tabloyu İran ve müttefikleri lehine çevirmek için kıymetli bir fırsat doğurmuştur.

İlk bahislerin boşa çıkmasıyla düşman, kendini iki ölümcül seçenek arasında bir girdabın içinde buldu: Ya savaştan mevcut gerçekliklerle çekilecektir -ki bu, ABD’nin dünya ölçeğindeki menfaatleri için "varlıksal dengelerin" altüst olması ve İsrail’in bölgeye dayattığı jeostratejik kazanımların erimesi anlamına gelen bir bozgun hükmündedir.

Yahut İsrail’in dayattığı “daha fazla güç” denklemine sığınarak; askeri baskı, altyapı tahribatı ve suikastlar zinciriyle İran’ı boyun eğme ve irade kırılması noktasına getirmeye çabalayacaktır. Ancak bu ikinci yol, her yönüyle gerçeklikten uzak olup ulaşılması imkânsız bir hedeftir.

Bu tablonun merkezinde, sunulan seçeneklerin kendi ağır sonuçlarıyla prangalandığını görüyoruz. İhtiraslar çözümü kovarken, pratik bir alternatifin yokluğunda yıpratma[6] süreci tek mecra olarak öne çıkmaktadır.

Kuşkusuz bu yıpratma süreci "toprağın sahipleri" lehine işleyecektir. Zira onlar, neticede kendi varoluş projelerini müdafaa eden, mukavemetin ve ileri atılmanın kazandırdığı o etkin iradeyle donanmış kimselerdir.

Savaşı bitirecek asıl amil; İsrail’in tahammül sınırlarını aşan bir seviyede "hastalıklı[7]" bir hale gelmesi ve yara almasıdır. Ancak bu eşik oldukça yüksektir; zira İsrail son yıllarda toplumunu "varlıksal" tehditlere karşı sürekli bir savaş inisiyatifi alacak şekilde dönüştürmüş, kolektif algısını bu yönde tahkim etmiştir. Bu da onlara, sonunda yok oluş olduğunu düşündükleri bir bedeli ödeme hususunda yüksek bir direnç kazandırmaktadır.

Tüm bunlar ışığında, ufukta uzun bir savaş görünmektedir. Bu savaşın süresi, risklerin ve alternatiflerin hacmine göre şekillenecektir. İran ve Direniş cephesi için riskler ne kadar büyük olursa olsun, bu asla bir yenilgi sonrası iradelerinin gasp edilmesi ve varlıklarının silinmesi riskine denk olamaz.

Düşmanın risk alternatifi de "varlık" meselesidir; ama aradaki fark şudur: Biz bu toprağın sahipleriyiz, onlar ise dâhil (istilacı). Bizim varlığımız bu topraklara köklerle bağlıdır; onlarınki ise, bizde mukavemet azmi ve cesaret olduğu müddetçe zaman faktörüne bağlı olan yapay bir durumdur. En mühim amil ise "insan" unsurudur; bizim insanımızın niteliği bu dünyada eşi benzeri olmayan bir cevherdir. Mantıki hülasa ise şudur: Zaferle aramızda sadece bir anlık -belki de daha az- bir sabır[8] kalmıştır.


[1] Varlıksal (Keynûnî): Orijinal: كينونيّة: Arapça kâne (كان) "olmak" kökünden türetilen keynûne (varoluş) mastarına dayanır. Batı dillerindeki ontological teriminin tam karşılığıdır. Metinde bu kelime, savaşın sadece toprak veya kaynak kavgası değil, tarafların bu coğrafyada "var olma hakkı"na dair temel bir iddia olduğunu vurgular. İştikak açısından "oluş"un özünü ifade eder. (ç.n.)

[2] Dosyaları Kapatma: Orijinal: إقفال الملفات (İkfâlu'l-melaffât): Modern Arapça siyasi literatüründe "nihai çözüm" veya "sorunlu alanların tamamen tasfiyesi" anlamında kullanılır. (ç.n.)

[3] İhkâm: Orijinal: الإحكام: H-k-m kökünden "sağlamlaştırmak", "kusursuz hale getirmek". Kuran-ı Kerim’de "âyâtun uhkimet" (Hûd, 1) şeklinde geçer; sarsılmaz, bozulmaz anlamındadır. Burada saldırının şiddeti karşısında cephenin kenetlenme zorunluluğunu ifade eder. (ç.n.)

[4] Çim Biçme: Orijinal: جزّ العشب (Cezzu'l-uşb): İsrail askeri doktrininde, İngilizcesiyle "Mowing the grass" olarak bilinen terimdir. Tamamen yok etmek değil, belli aralıklarla askeri kapasiteyi zayıflatma stratejisidir. Yazar, düşmanın bu sefer bu stratejiyi terk edip "ictisas" (kökten kazıma) evresine geçtiğini vurgular. (ç.n.)

[5] Kökünü Kazıma (İctisâs): Orijinal: اجتثاث: Kelime anlamıyla ağacı kökünden (cüssesinden) söküp atmak demektir. Kuran'da İbrahim Suresi 26. ayette kötü bir sözün yerinden koparılması (uctusset) anlamında kullanılır. Yazar, düşmanın niyetinin "estetik bir budama" değil, "ontolojik bir imha" olduğunu vurgulamak için bu ağır kelimeyi seçmiştir. (ç.n.)

[6] Yıpratma (İstinzâf): Orijinal: استنزاف: N-z-f (kan kaybetmek) kökünden gelir. "Bir şeyi damla damla tüketmek" demektir. Toprak sahiplerinin (yerli unsurların) dışarıdan gelenlere karşı en güçlü silahının zaman olduğunu hatırlatır. (ç.n.)

[7] الاعتلال (İ'tilâl): Analiz: İllet kökünden gelir. Sadece zayıflık değil, sistemin işleyişinin bozulması, bünyeye hastalık girmesi demektir. İsrail'in sadece askeri yenilgisini değil, toplumsal ve yapısal çöküşünü ifade etmek için "hastalıklı hale gelme" tabiri kullanılmıştır. (ç.n.)

[8] Sabır (Sabru Sâat): Orijinal: صبر ساعة: İslam geleneğinde "Sabır, ilk şok anındakidir" ve "Zafer sabırla beraberdir" (en-nasru mea’s-sabr) fehvasına atıftır. Bir saatlik sabır, aslında "son kritik eşik" anlamında edebi bir metafordur. (ç.n.)

Çeviri: YDH