Şeyh Kabalan: Hizbullah ile İsrail arasındaki fark hak ile batıl arasındaki farktır

img
Şeyh Kabalan: Hizbullah ile İsrail arasındaki fark hak ile batıl arasındaki farktır YDH

Lübnan Caferi Başmüftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, Hizbullah’ın silahlı varlığını ve İran ile olan bağını "ilahi bir adalet görevi" ve "varoluşsal savunma" olarak nitelerken, direnişin Hristiyan köylerini de kapsayan ulusal ve ahlaki bir güç olduğunu vurguladı.




YDH- Lübnan Caferi Başmüftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, Maronit Patriği Mar Bechara al-Rahi’nin "Lübnan egemenliğinin Hizbullah üzerinden İran ve İsrail tarafından ihlal edildiği" yönündeki açıklamalarına sert bir mektup ile karşılık verdi.

Maronit Patriği Mar Bechara el-Rahi, Paskalya mesajında Kilise’nin Lübnan’da barışı, toprak egemenliğini ve özgür siyasi karar alma süreçlerini yeniden tesis etme çabalarını sürdürdüğünü belirtmiş, ülkenin varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu savunmuştu.

Er-Rahi Lübnan egemenliğinin Hizbullah aracılığıyla İran tarafından ihlal edildiğini iddia ederek İsrail’in saldırılarıyla birlikte ülkenin tehlikeli bir varoluşsal krizin eşiğine sürüklendiğini ifade etmişti.

Patrik al-Rahi’ye yönelik mektubunda "ebedi ortağım" diyerek hitap eden Kabalan, ilahi adaletin zalim ile mazlumu asla bir tutmayacağını belirterek, aksini iddia etmenin kutsal yasanın özünü zedeleyeceğini vurguladı.

Allah'ın yasasının yalnızca hakikat ve adaletten doğduğunu hatırlatan Kabalan, direnişin bu ilahi terazide mağdurun ve mazlumun yanında duran bir hakkaniyet mücadelesi olduğunu savundu. Mektubu şu sözlerle sürdü:

"Yüce Yaradan’ın zalim ile mazlumu bir tutmadığı, adalet terazisini suçlu ile mağdur arasına kurmadığı ilahi bir gerçektir. Bu dengeyi bozan, Yaratıcı'nın buyruğunun özüne kastetmiş sayılır. Yaradan’ın yasası; içinde yalan barındırmayan hakikatin, içinde kötülük bulunmayan iyiliğin ta kendisidir. Sonsuz hakikat yalnızca doğruyu söyler; ondan ancak iyilik, merhamet, adalet ve doğruluk neşet eder. O, ancak ezilenin, hakkı gasbedilenin ve mağdurun hukukunu; cellada, suçluya ve zalime karşı koruyan ahitler uyarınca hükmeder.

Şu baskıcı suret, İsrail’in terör saçan varlığıyla ne kadar da örtüşüyor! Buna mukabil hakikat, iyilik ve adalet; Hizbullah’ın onurlu direnişinde nasıl da tecelli ediyor! Kutsal Rabb’in ilkesi şudur: Nerede bir ezilen, bir mahrum, bir mazlum varsa; nerede işkence gören ve zayıf bırakılan bir can varsa, Yaratıcı oradadır. Peygamberlerin bu inançla yoğrulduğu, tarihin tahrifatından ve her türlü düşünsel baskıdan azade olan bu mesaj, hakikati haykıracak kadar engindir. Gerçek; sevgiden de nefretten de bağımsız, yalın bir gerçektir.

Allah katında zalim ve baskıcılardan daha fazla buğzedilen kimse yoktur; bu dünyada ise Amerika ve İsrail’den daha büyük bir zulüm odağı bulunamaz. Bilakis gerçek olan; Rabb’in yolundan giden ve O’nun öğretisine sarılanlardır. Yoksa peygamberleri katleden, yeryüzünde bozgunculuk, yıkım ve ölüm yayan terörist İsrail ve onun gibiler değildir."

 

'Sessiz kalmak, şeytandan yana olmaktır'

İslam ve Hristiyanlığın özünün hakikat, adalet ve mazlumu zalime karşı savunma temeline dayandığını belirten Kabalan, her iki dinin de ancak hukukun fiilen uygulandığı bir zeminde var olabileceğini kaydetti.

Filistin ve Lübnan başta olmak üzere bölge halklarının İsrail ile Amerika’nın zulmü altında acı çektiğini ifade eden Müftü, halkların bu ıstırabı dindirecek bir kurtarıcı için ettikleri dualara karşılık Allah'ın, İmam Musa el-Sadr ve İmam Humeyni gibi kahramanları gönderdiğini vurguladı.

Gençlerin canlarını feda ederek oluşturduğu direniş biçimlerinin kimliklerinden bağımsız olarak vatansever ve ilahi bir öz taşıdığını dile getiren Kabalan, bu süreçte ''Emel Hareketi’nin Siyonist tiranlara karşı verdiği mücadeleye'' dikkat çekti.

Meclis Başkanı Nebih Berri’nin 6 Şubat ayaklanmasına liderlik ederek ülkeyi, devleti ve tüm kurumlarıyla birlikte işgalci Siyonistlerden kurtardığını hatırlatan Kabalan, bu tarihi rolün ardından bayrağı Hizbullah’ın devraldığını belirtti:

''Bu ülkeyi, devleti, kurumları ve aygıtıyla birlikte işgalci Siyonistlerden kurtardı. Ardından en büyük savaşları veren Hizbullah geldi. Efsanevi ulusal dava, ezilenlerin zaferi, zalime karşı caydırıcı bir unsur, tiranlığa karşı bir dizgin ve ebedi hakikate teslimiyettir.''

İran’ın ilahi öğretilerin ve onurun bir yansıması olduğunu belirten Kabalan, bu devletin Hz. İsa ile Hz. Muhammed’in yasalarındaki hakikati temsil ettiğini vurguladı.

Washington ve Tel Aviv ile yürüttüğü müzakerelerde iki kez ihanete uğramasına rağmen ahlaklı duruşunu bozmayan İran’ın, bugün dünyanın en kötü tiranlarına karşı bir savunma savaşı verdiğini kaydetti.

İhanetin şeytani bir eylem olduğunu ve buna sessiz kalmanın ya da meşrulaştırmanın kabul edilemez olduğunu ifade eden Müftü, "Sessiz kalmak, şeytanı savunmak; ondan yana olmaktır" dedi.

Lübnan’ın güney cephesindeki direnişe de değinen Kabalan; Ayn Ebel’den Hasbaya’ya kadar uzanan geniş bir bölgede vatanı savunanların, "Yaratıcı'nın, İsa’nın ve Muhammed’in sevdiği ruhlar" olduğunu dile getirdi:

''Hizbullah ile terörist İsrail bir değildir; aralarındaki uçurum, Hak ile Batıl, kanun ile Şeytan arasındaki fark gibidir. Ve kuşkusuz Rab, onları asla bir tutmayacaktır. Onlar hakikatin peşinde koşan; Allah'ın, İsa’nın ve Muhammed’in muhabbetiyle dolu ruhları, köyleri ve vatanı, yeryüzünün en şerli tiranlarına ve peygamber katillerine karşı müdafaa eden Rabbin yiğitleridir.''