Dr. Patrick Ringgenberg: Batı’da yaratılan İran imajı bir seraptır

img
Dr. Patrick Ringgenberg: Batı’da yaratılan İran imajı bir seraptır YDH

İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (EPFL) Öğretim Görevlisi Dr. Patrick Ringgenberg, İran üzerine yürüttüğü 25 yıllık saha araştırmalarına dayanarak, Batılı medya ve analistlerin ülkeden bütünüyle kopuk olduğunu belirtti.




YDH - İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (EPFL) bünyesinde İran üzerine öğretim üyeliği ve araştırmalar yürüten Dr. Patrick Ringgenberg, Neutrality Studies kanalına verdiği mülakatta, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı askeri harekâtın stratejik ve sosyolojik temellerini eleştirdi.

2000 yılından bu yana yılın bir bölümünü İran’da yaşayarak geçiren ve bu ülke üzerine ondan fazla kitap kaleme alan Ringgenberg, Batılı kamuoyuna sunulan İran portresinin gerçekle bağının koptuğunu saptadı.

Savaşın ikinci ayına girilirken gelişmeleri İsviçre’den takip eden Ringgenberg, mevcut askeri müdahaleyi "büyük bir hata" olarak tanımladı.

Şahsi düzeyde İran’a yönelik bir saldırının gerçekleşebileceğine hiçbir zaman ihtimal vermediğini dile getiren Ringgenberg, "İran’ın ne olduğunun; tarihinin, kültürünün, askeri uzmanlığının ve gücünün farkında olduğunuzda, bu ülkeye karşı bir savaşı kazanamayacağınızı anlarsınız" ifadelerini kullandı.

"İran’ın zayıf olduğu illüzyonu yaratıldı"

Ringgenberg, 2002 yılından bu yana her yıl İran’a yönelik özel operasyonlar, nükleer tesislerin bombalanması veya sabotaj planlarına dair haberler yapıldığını ancak geniş çaplı bir işgalin hiçbir zaman ciddi bir seçenek olarak görülmediğini belirtti.

İran’ın detaylarına vakıf olanlar için orada herhangi bir hedefe ulaşmanın mümkün olmadığını kaydeden uzman, tarihin "yaratıcı" olduğunu ve bugün gelinen noktada İran’ın güçsüz olduğu ve boyun eğdirilebileceği yönünde bir illüzyonun oluştuğunu vurguladı.

Analistlerin aylar öncesinden bu savaşın ABD için bir "bataklık ve tuzak" olacağını öngördüğünü hatırlatan Ringgenberg, "Bu durum şu an gözlerimizin önünde gerçekleşiyor" dedi.

Batı’daki İran temsiline dair temel sorunun oryantalist bakış açısı olduğunu savunan Ringgenberg, "İran, köhne bir teokrasi veya fundamentalizm kurgusuna sığdırılamayacak kadar büyük, çeşitli ve karmaşık bir sosyolojiye sahip" değerlendirmesini yaptı.

"Her şeyin dini olduğu fikri bütünüyle yanlıştır"

Batı’dan bakıldığında İran’ın her şeyi kontrol eden dini bir diktatörlük olarak algılandığını söyleyen Ringgenberg, saha gerçekliğinin buna taban tabana zıt olduğunu belirtti.

İranlılarla birlikte yaşandığında insanların hareket etme, bir araya gelme ve kendi hayatlarını kurma konusunda özgür olduklarının görüleceğini ifade eden Ringgenberg, "Hükümetin her şeyi kontrol ettiği ve her şeyin dini olduğu fikri bütünüyle yanlıştır" dedi.

İran içindeki sert kontrastlara dikkat çeken Ringgenberg, kozmopolit ve hatta "Amerikanlaşmış" bir kültüre sahip Kuzey Tahran ile Sistan ve Belucistan gibi geleneksel bölgeler arasındaki farkın çok büyük olduğunu kaydetti.

Ringgenberg, "İran’ı sadece büyük şehirlerdeki batılılaşmış insanlara indirgeyemezsiniz. Batı’daki İran vizyonu, büyük ölçüde liberal ve batılılaşmış bir diasporanın anlatısı tarafından belirleniyor" uyarısında bulundu.

Ringgenberg, diasporanın ülkeden koptuğunu ve çoğunluğu oluşturan geleneksel ve dini nüfusla temas kurmadığını savundu. Hükümetin halkın çoğunluğundan tamamen kopuk olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirten uzman, İran İslamı’nın da Batı’da yanlış anlaşıldığını dile getirdi.

İran’daki dini pratiğin diğer Müslüman ülkelerden farklı olduğunu söyleyen Ringgenberg, Şiiliğin yanı sıra İran halkı üzerinde derin etkisi olan mistik Fars şiiri geleneğine vurgu yaptı.

İran’da dini olmayan pek çok insanın dahi mistik düşünce ve sufizmle yakından ilgilendiğini belirten Ringgenberg, "Bu çeşitlilik, Batı’da her şeyi belirlediği sanılan ideolojik veya devlet İslam’ı ile alakası olmayan bir manevi düşünce zenginliği sunuyor" dedi.

Uzman, analizcilerin ve yorumcuların İran’ın saha gerçeklerinden koptuğunu ve ülkeyi bir "teleskopla çok uzaktan" izlediklerini, kitap okumakla İran’daki organik yaşamın kavranamayacağını vurguladı.

"İran düşmeyecek kadar büyük, başarısız olamayacak kadar devasadır"

ABD ve İsrail’in askeri operasyon konusundaki kararlılığını "aptallık" olarak nitelendiren Ringgenberg, İran’ın çok katmanlı bir strateji yürüttüğünü belirtti.

İran’ın merkezi coğrafi konumunu kullanarak dünya ekonomisine ve komşu ülkelere zarar verme kabiliyetine sahip olduğunu söyleyen uzman, 12 gün süren Tahran bombardımanı sırasında dahi İran’ın İsrail’e füze fırlatmaya devam ettiğini ve sonunda İsrail’in ateşkes istemek zorunda kaldığını anımsattı.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılma ihtimalinin yıllardır masada olduğunu ve bunun dünya ekonomisi üzerindeki etkilerinin bilindiğini kaydeden Ringgenberg, "Açıkça görülüyor ki İran düşmeyecek kadar büyük, başarısız olamayacak kadar devasadır. Lideri öldürürseniz her şeyin çökeceğini sanıyorlar; bu egzotik bir kabile değil, mental gücü ve milliyetçiliği çok yüksek bir halk" dedi.

Ringgenberg, İran ordusunun 1980’lerdeki İran-Irak savaşından gelen köklü bir uzmanlığa ve antik askeri geleneklere dayandığını vurguladı.

Analistlerin bir "fanusun içinde" yaşadığını ve gerçek İran’ı değil, kendi arzularına uygun yansıtma bir imajı analiz ettiklerini belirten uzman, "Yanlış bir kavramlaştırma üzerine inşa edilen her girişim başarısızlığa mahkumdur" uyarısında bulundu.

"ABD askerleri İsrail için paralı askerlik yapıyor"

ABD Başkanı Donald Trump’ın bölge hakkında cahil olduğunu ve İsrail için çalışan dar bir çevreden bilgi aldığını savunan Ringgenberg, "İsrail’in İran’a karşı bir savaşı kazanamayacağını nasıl anlamadığına şaşırıyorum" dedi.

ABD’nin bir tuzağa düştüğünü ileri süren uzman, Amerikan askerlerinin herhangi bir plan, hedef veya çıkış yolu olmaksızın "başka bir ülke için paralı askerlik" rolü oynadığını iddia etti.

Ringgenberg, Batı’da İran üzerine çalışan pek çok profesör ve fakülte olmasına rağmen bu bilginin karar alma süreçlerine neden etki etmediğinin büyük bir ders olduğunu söyledi. Yetkin insanların karar mekanizmalarında güç sahibi olmadığını belirten uzman, "Bu durum, her düzeydeki akademik yaklaşım ve karar alma düzeyi için büyük bir başarısızlıktır" değerlendirmesini yaptı.

"Medyada sadece İslam Cumhuriyeti karşıtları konuşturuluyor"

İsviçre ve Fransa medyasındaki durumu da eleştiren Ringgenberg, kendisi gibi ülkeyi ve toplum dinamiklerini yakından tanıyan uzmanların tercih edilmediğini belirtti.

Medyaya davet edilenlerin genellikle ideolojik bir İran algısına sahip kişiler, diaspora mensupları veya İslam Cumhuriyeti’ne açıkça muhalif isimler olduğunu kaydeden uzman, "Amaç İran’ın karanlık ve negatif bir imajını yaratmak; bu bazen bir savaş propagandası izlenimi veriyor" dedi.

Daha nüanslı ve karmaşık bir tablo sunduğu için kendisinin davet edilmediğini söyleyen Ringgenberg, medyadaki tartışmaların "İran rejimi" veya "rejim değişikliği" gibi dar bir paradigma içine hapsedildiğini belirtti.

Uzman, 2015-2016 yıllarındaki nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı - KOEP) döneminde medyanın tavrının bir gecede nasıl değiştiğine dikkat çekerek, "Anlaşma imzalandığında kapaklarda başörtülü güzel kadınlar ve 'İran geri döndü' başlıkları vardı. Trump anlaşmadan çekilince yeniden nükleer mantar bulutu görsellerine dönüldü. Bu bir medya oyunudur" ifadelerini kullandı.

"Molla rejimi demek, İran’ın nasıl çalıştığını anlamamaktır"

İran siyasi sisteminin "moola rejimi" olarak tanımlanmasının derinlikten yoksun bir yaklaşım olduğunu savunan Ringgenberg, mollanın bir Şii din adamı olduğunu ve bu sınıfın yüzyıllardır toplumun bel kemiğini oluşturduğunu anlattı.

Şiiliğin kökenlerine ve 12 İmam inancına dair tarihsel bir perspektif sunan uzman, 16. yüzyıldan itibaren İran’ın bir Şii krallığına dönüştüğünü ve din adamları hiyerarşisinin devletle iç içe geçtiğini belirtti.

Ancak günümüzde hükümetin tüm üyelerinin din adamı olmadığını, pek çok kurumda seküler isimlerin bulunduğunu ve karar alma süreçlerinde "siyasi realizmin" etkili olduğunu kaydeden Ringgenberg, "Sadece molla rejimi demek bütünüyle anlamsızdır. Bu, İran’a karşı seküler veya İslam karşıtı bir önyargıyı yansıtmaktan başka bir işe yaramıyor" dedi.

İran’ın sadece bir ulus devlet değil, aynı zamanda Ahameniş İmparatorluğu’ndan bu yana süregelen bir imparatorluk geleneğinin varisi olduğunu hatırlattı.

Batı’daki en büyük yanlış anlamalardan birinin, İran’a bomba atıldığında azınlıkların merkezi yönetime karşı ayaklanacağı beklentisi olduğunu söyleyen Ringgenberg, ülkede Yahudi, Ermeni, Süryani ve Zerdüşt cemaatlerinin bulunduğunu belirtti.

Bu grupların devletle bütünleşmiş durumda olduğunu ve dini ritüellerini özgürce yerine getirdiklerini ifade eden uzman, "Hristiyanlar kendi örf ve adetlerini, örneğin alkol kullanma haklarını koruyorlar. ABD veya İsrail İran’a saldırdığında, bu insanlar bunu hükümete değil, kendi ülkelerine yapılmış bir saldırı olarak görüyorlar" dedi.

"Dini ve siyasi bölünmeler acil durumda bir kenara bırakılır"

İran yönetimi içindeki derin bölünmelerin bir sır olmadığını kaydeden Ringgenberg, devrimci anti-emperyalist kanat ile batıyla normalleşmeyi savunan pragmatist kanat arasındaki mücadelenin sürdüğünü söyledi.

Ancak savaşın her şeyi değiştirdiğini belirten uzman, "İran-Irak savaşı sırasında olduğu gibi, bugün de öncelik vatanı savunmaktır. Siyasi tartışmalar şu an sessizliğe bürünmüş durumda" değerlendirmesini yaptı.

İran sisteminin içindeki şiddetli tartışmaların tabu olmadığını ve insanların bunları özgürce konuştuğunu belirten Ringgenberg, İran halkının ne zaman birbirleriyle savaşacağını, ne zaman ortak bir tehdide karşı birlik olacağını çok iyi bildiğini vurguladı. Uzman, İran’ın yönetim kapasitesinin 2 bin 600 yıllık bir idari tecrübeye dayandığını da sözlerine ekledi.

"Batı, İran’ı İran olmadan tartışıyor"

Mülakatın sonunda Batı’daki tartışma kültürünü eleştiren Ringgenberg, "Televizyonlarda ve medyada İran’ı, İranlılar olmadan tartışıyorlar. Diasporanın gelip seküler bir yönetim kuracağı teorileri havada uçuşuyor. Peki İran’da yaşayan 90 milyon insan ne düşünüyor? Onlar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorlar" dedi.

Batı’da konuşulan İran’ın mevcut olmayan, teorik ve oryantalist bir kurgu olduğunu savunan uzman, "Herhangi bir turist İran’da on gün geçirse bu klişelerin ne kadar grotesk olduğunu keşfedebilir. Batı kendisini medeniyetin aydınlanmış tarafı sanırken, bu basmakalıp düşünceler üzerinden hareket etmesi utanç vericidir" diyerek sözlerini tamamladı.