Eski CIA yetkilisi: Pilot kurtarma operasyonu aslında doğrudan bir kara harekâtıydı

img
Eski CIA yetkilisi: Pilot kurtarma operasyonu aslında doğrudan bir kara harekâtıydı YDH

Eski CIA analisti Larry C. Johnson, ABD’nin bir pilotu kurtarma iddiasıyla yürüttüğü operasyonun, çok sayıda uçak ve helikopter kaybıyla sonuçlandığını; aslında Natanz’a yönelik doğrudan bir kara harekâtı olduğunu ve fiyasko ile neticelendiğini açıkladı.




YDH- İskoç kökenli politikacı ve televizyon/radyo sunucusu George Galloway’in sunduğu The Mother of All Talkshows (MOATS) programına konuk olan eski CIA analisti ve BERG Associates kurucusu Larry C. Johnson, ABD’nin son askeri operasyonuna dair çarpıcı iddialarda bulundu.

Johnson, resmi açıklamaların "mantığa aykırı" olduğunu savundu.

Johnson, operasyonun arkasındaki asıl amacın çok daha büyük olduğunu öne sürdü.

Operasyon planlandığı gibi ilerleseydi, şu an sahada İran’ın Natanz nükleer tesisine yönelik özel bir operasyon yürütülüyor olacağını belirtti.

Yaşanan 'fiyaskoların' ise bu nükleer operasyonu şimdilik ertelediğini sözlerine ekledi.

Resmi makamların operasyonu "bir pilotu kurtarma girişimi" olarak sunmasını eleştiren Johnson, bölgede yaşanan askeri kayıpların 'devasa boyutlarda' olduğunu vurguladı.

Johnson, Müşterek Özel Harekat Komutanlığı’na (JSOC) ait özel donanımlı iki C-130 uçağı ile çok sayıda helikopterin imha edildiğini aktardı.

Operasyonun maliyetine dikkat çeken analist, sadece bir kişiyi kurtarmak iddiasıyla yaklaşık 400 milyon dolar değerinde hava aracının kaybedildiğini ifade etti.

Bölgeden gelen görüntülerin resmi verilerle uyuşmadığını kaydeden Johnson, en az bir C-130 uçağının alevler içinde çöle çakıldığını, iki Pave Hawk (Black Hawk), dört MH-6 Little Bird helikopteri ve bir A-10 Warthog uçağının düşürüldüğünü ya da yakıtsız kalarak bölgede bırakıldığını öne sürdü.

Küçük kapasiteli Little Bird helikopterlerinin operasyona dahil edilmesinin, bölgede ciddi bir çatışma yaşandığının kanıtı olduğunu dile getirdi.

Johnson, özellikle MH-6 helikopterlerinin sadece 300 millik savaş menziline sahip olduğunu, bu nedenle operasyon için C-130’ların yakıt ikmali taşıması gerektiğini söyledi.

Ayrıca kurtarma operasyonunun mantık dışı şekilde çok sayıda helikopter ve uçak kullanılarak yürütüldüğünü, tek bir pilotu kurtarmak için operasyonun aşırı maliyetli hâle geldiğini belirtti.

Eski CIA analisti, operasyonun arka planında Natanz’daki İran nükleer tesislerine olası bir saldırının hazırlığı bulunduğunu ve operasyon sırasında yaşanan aksaklıkların daha geniş bir askeri girişimi geciktirmiş olabileceğini öne sürdü. Johnson, ölen ve yaralanan asker sayısının belirsiz olduğunu, ancak kayıpların ciddi olduğunu ifade etti.

Dönemin ABD Başkanı Trump’ın yönetim anlayışını sert bir dille eleştiren Johnson, durumu "Donald Trump’ın Deliliği" olarak nitelendirdi.

Trump’ın "kayışı kopardığını" ve kontrolsüz bir kara operasyonu emri verebileceğini ileri süren Johnson, askeri komuta zincirinin bu "hukuksuz" emirlere karşı istifa yolunu seçebileceği uyarısında bulundu.

Programın ilerleyen bölümlerinde Johnson, operasyonun bölgesel ve küresel etkilerine de değindi. İran’ın Hürmüz Boğazı ve enerji akışını kontrol etmesiyle dünya petrol fiyatları ve enerji piyasası üzerinde güçlü bir etki yaratabileceğini, ABD ve Avrupa ekonomisi için ciddi riskler oluşturduğunu savundu.

Ayrıca Johnson, operasyonun askeri ve siyasi sonuçları kadar ekonomik sonuçlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

30 dakikalık program boyunca Johnson’ın açıklamaları, operasyonun resmi versiyonlarıyla çelişen teknik detaylar, lojistik problemler, maliyet ve asker kayıpları, bölgesel güç dengeleri ve ABD iç siyaseti üzerine eleştirileri ile dikkat çekti.

Johnson, operasyonun mantıksız ve riskli bir şekilde yürütüldüğünü iddia ederek, bu tarz girişimlerin ve atılacak yeni adımların daha fazla Amerikan askerinin hayatını riske atabileceğini söyledi.

 

Johnson'ın analizinin tam hali

''İşin garip kısmı burada başlıyor. O bölgede iki adet C-130 uçağı vardı. Bunlar dört pervaneli, sabit kanatlı uçaklar. J-SOC özel modifikasyonlu bir C-130’a sahip.

Ayrıca dört MH-6 Little Bird vardı; küçük helikopterler. “Blackhawk Down” filminde gördüğünüz, düşenleri kurtarmaya gelen mini helikopterler gibi. Her biri maksimum dört özel kuvvet askeri taşıyabilir; Delta Force veya SEAL Team Six’ten olabilir.

Ama kritik nokta: Bu helikopterlerin savaş menzili sadece yaklaşık 300 mil. Kuveyt’ten İran’daki bu noktaya uçmak 250 mil. Peki geri dönmek nasıl mümkün oldu? İşte bu yüzden C-130’lardan en az biri yerdeydi; yakıt taşıyabilir ve helikopterleri doldurmak için kullanılır.

Diğer C-130’un göreve katılıp katılmadığı net değil. Bazı fotoğraflar, bir C-130’un çölde alev alıp düştüğünü gösteriyor.

Bildiklerimize göre, F-15’i kaybetmenin yanında iki Blackhawk, iki C-130 ve dört MH-6 Little Bird daha kaybedildi. Nedeni, geri dönmek için yeterli yakıtın olmaması. Bir A-10 Warthog da düştü. Toplam maliyet yaklaşık 400 milyon dolar. Tüm bunlar, sadece bir kişiyi kurtarmak için gerçekleşti.

Eğer her şey Cuma günü başarısız olmasaydı, muhtemelen Natanz’daki nükleer tesise karşı kara operasyonları başlamış olabilirdi. Trump’ın deliliği… Amerikan Devrimi’ndeki King George deliliğini anlatan filmi hatırlayın; işte bunun ikinci bölümü Donald Trump deliliği olabilir.

Muhtemelen kara operasyonu emri verecek. Şimdi iş askeri komuta zincirine düşüyor: Bu emir yasal mı? Yoksa protesto için istifa mı edilecek? Aksi takdirde daha fazla Amerikan zayiatı olur.

Tek pilotu kurtarmak için neden sadece bir Blackhawk gönderilmedi? Eğer dağın tepesindeyse, Air Force PJ kurtarıcısı helikopterle alabilir. Ama dört Little Bird göndermek zorunda kaldılar; bu da çatışmanın yaşandığını gösteriyor.

Sayılara bakarsak, ABD birçok uçak kaybetti, çok sayıda asker öldü ve yaralandı. En az bir Amerikan askeri enkaz altında hayatını kaybetti. Yani çok sayıda uçak, çok sayıda kayıp ve yüz milyonlarca dolar zarar söz konusu.

Normalde askeri komuta bunu yapar mı? Bir adamı kurtarmak için birkaç adam kaybetmek ve ekipman kaybı normal bir karar değildir. Hele ki İranlıların savaş esirlerine bizim son savaşlarda davrandığımızdan daha iyi davranacağını düşünürsek.

CESAR Vietnam’dan beri Air Force operasyonlarının parçası. Kurtarma görevleri her zaman çok risklidir. Vietnam’da öğrendiler: bir pilotu kurtarmak için gittiklerinde ekipler sık sık düşürülüyordu; bu olayda olduğu gibi.

Üstelik, Trump İran’da hava savunması olmadığını açıklamıştı. Ancak İran, havada süzülen ve hedefe yönelen roket sistemine sahip. Henüz buna etkili bir karşı tedbirimiz yok.

Kara operasyonu başlatılırsa, içerideki penetrasyon mesafesi sınırlı. İki C-130’un orada olması bunu gösteriyor; yakıt taşımak için oradaydılar, personel için değil. Çöl operasyonları her zaman sorunlu olur. 1980’deki Eagle Claw operasyonunda olduğu gibi; helikopter ve C-130 düştü, sekiz kişi öldü, cesetler geride bırakıldı. Görünüşe göre burada da benzer bir durum yaşandı.

Uçakların menzilini hesaba katmak gerekir; sınırsız değil. Kalkış noktaları muhtemelen Kuveyt. Trump, İran üzerinde uçarken ateş edilmediğini iddia etti; medya da bunu sorgulamadan kabul etti. Vietnam ve o dönemdeki yalanları hatırlıyoruz. Basın uzun süre “kazanıyoruz” raporu verirdi. Ardından gerçek ortaya çıktı. Sosyal medyadaki şu coşkulu yorumlar… abartılı ve saçma.''



Makaleler

Güncel