Trump’ın İran’a yönelik sert tehditleri ve sivil altyapıyı hedef alan açıklamaları uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalara yol açarken, uzmanlar bu söylemlerin savaş suçu olarak değerlendirileceğini ifade etti.
YDH- The New York Times’ta (NYT) yer alan makalede, İran’daki elektrik santralleri, deniz suyu arıtma tesisleri, petrol kuyuları, yollar, köprüler ve diğer altyapı unsurlarının sivil yaşamın temelini oluşturduğu belirtilerek, bu yapıların hedef alınmasının ülkenin 93 milyonluk nüfusu üzerinde yaygın acılara yol açacağı ifade edildi. Uluslararası hukuka göre bu tür saldırıların çoğu durumda “savaş suçu” sayıldığı kaydedildi.
Sivil altyapıya yönelik tehditler
Makalede, ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik tehditlerinin sürdüğü ve bir konuşmasında İran’ı “taş devrine geri göndermek” istediğini söylediği aktarıldı.
Trump’ın ayrıca, çevrim içi paylaşımlarında İranlılara yönelik olarak “tüm cehennem üzerinize inecek” ifadelerini kullandığı ve Hürmüz Boğazı’nın açılmaması halinde ağır saldırılar olacağını dile getirdiği bildirildi.
Hafta sonunda çevrimiçi bir paylaşım yapan Trump, İranlıların Pazartesi gününe kadar Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine açma veya bazı tavizler verme süresini kaçırmaları halinde "cehennemin kopacağını" söyledi. Paylaşımını "Tanrı'ya şükürler olsun!" ifadesiyle tamamlayan başkan, takip eden bir mesajında hedefleri netleştirdi:
"Salı günü İran'da Elektrik Santrali Günü ve Köprü Günü olacak, hepsi bir arada. Bunun gibisi yok!!! Çılgın pislikler, Boğaz'ı açın yoksa Cehennem'de yaşayacaksınız - SADECE İZLEYİN. Tanrı’ya şükürler olsun."
Geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı konuşmada, ülkenin elektrik santrallerinin "her birini, muhtemelen eş zamanlı olarak" vuracağını söyledi. Ertesi gün, Amerikan ordusunun İran'ın başkenti Tahran yakınlarındaki büyük bir köprüyü yıkmasının ardından, sosyal medyada sevinçle, "Daha fazlası gelecek!" diye yazdı.
İranlı bir yetkilinin açıklamasına göre, en az 13 sivil öldü ve 95 kişi yaralandı.
Uluslararası hukuk tartışmaları
Hukuk uzmanları, tarihçiler ve eski ABD'li yetkililer, “son dönemdeki hiçbir Amerikan başkanının potansiyel savaş suçlarından bu kadar açık bir dille bahsetmediğini” belirtti.
Gazete, Cenevre Sözleşmelerinin, Lahey Sözleşmelerinin ve Birleşmiş Milletler Şartı gibi uluslararası anlaşmaların, sivillerin ve sivil altyapının kasıtlı olarak hedef alınmasını yasakladığını hatırlattı.
Ayrıca, Trump’ın İran’ın petrol kaynaklarını ele geçirme yönündeki ifadelerinin “yağma” anlamına gelebileceği ve bunun da uluslararası hukuka aykırı olduğu kaydedildi.
Washington’da tartışmalar ve söylem
Makaledeye göre, Trump rejiminin söylemleri ve eylemleri geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. İran içinde, kendi hükümetlerini protesto eden bazı sıradan İranlılar da dahil olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı muhalefeti körükleyebilir.
Trump, ocak ayında New York Times'a verdiği röportajda "Uluslararası hukuka ihtiyacım yok" diyerek bu kurallara olan tavrını net bir şekilde ortaya koydu. Küresel yetkilerinin bir sınırı olup olmadığı sorulduğunda ise "Evet, tek bir şey var: Kendi ahlakım." yanıtını verdi.
Gazeteye göre, dünya bu düşüncenin gerçek zamanlı olarak nasıl hayata geçtiğini görüyor. Perşembe gecesi, köprü saldırısına ilişkin hukuk uzmanlarının gün boyu süren kamuoyu eleştirilerinin ardından Trump geri adım atmak yerine bu durumu güçlendirdi ve çevrim içi yaptığı paylaşımda ABD ordusunun “İran’da geriye kalanları yok etmeye henüz başlamadığını. Sırada köprüler, ardından elektrik santralleri var!” ifadelerini kullandı.
Askeri söylem ve “ölümcüllük” vurgusu
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada "düşmanlarımıza karşı aman vermeden, merhamet göstermeden ilerlemeye devam edeceğiz" ifadesini kullandı.
Uzmanlar, "aman vermeme" (no quarter) emrinin, yaralı ya da teslim olan düşman askerlerinin bile öldürülmesi anlamına geldiğini, uluslararası hukuk ve ABD askeri yasalarına göre açıkça bir “savaş suçu” olduğunu bildirdi.
Pazartesi günü, Trump’ın sivil hedeflere yönelik tehditleri genişletmesine ilişkin bir soruya yanıt veren Dışişleri Bakanı Marco Rubio, başkanın diplomasiyi tercih ettiğini ancak İran liderlerinin “çılgın” olduğunu öne sürdü. ABC News’e verdiği röportajda, “Onlar deliler,” dedi. “Dini fanatikler.”
Hukuk uzmanlarının uyarıları
Geçtiğimiz hafta Just Security tarafından yayımlanan açık bir mektupta, yüz hukuk uzmanı ve avukat endişelerini dile getirdi. Mektupta, savaşın yürütülme biçimi ve ABD yetkililerinin söylemlerinin “uluslararası insancıl hukukun ihlali, potansiyel savaş suçları da dahil olmak üzere ciddi endişeler uyandırdığı” belirtildi.
ABD’nin İran’a saldırmasının, BM Şartı’nın ihlali olduğu ifade edilerek, Trump’ın ülkesini yakın bir tehdide karşı savunduğuna dair herhangi bir “kanıt bulunmadığı” vurgulandı. Ayrıca başkanın, Anayasa’ya aykırı olarak savaş için Kongre’den “yetki almadığı” da kaydedildi.
Oona A. Hathaway, Yale Üniversitesi hukuk profesörü ve mektubun ortak yazarlarından biri olarak, aynı zamanda Pentagon’da özel danışman olarak görev yapmış biri olarak, “Bu, açıkça yasa dışı ve son derece yanlış bir şey. Kuralların ne kadar tamamen hiçe sayıldığını anlamak zor.” dedi.
Trump’ın, 13 Mart’ta İran’ın sivil altyapısına yönelik saldırı tehditlerine başladığı kaydedildi. O gün çevrim içi yaptığı açıklamada, İran’ın ana petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’ndaki petrol tesislerini “yok edebileceğini” ifade etmişti. Daha sonra ise tehdidini, ülkedeki tüm elektrik santralleri, petrol kuyuları ve tuz arıtma tesislerini kapsayacak şekilde genişletti.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD’nin potansiyel savaş suçları işleyip işlemeyeceğine ilişkin soruya verdiği yanıtta, “Bu yönetim ve ABD silahlı kuvvetleri her zaman hukukun sınırları içinde hareket edecektir” iddiasında bulundu. Ancak hedeflere ulaşmak için başkanın “durmaksızın ilerleyeceğini ve İran’ın yönetimle bir anlaşma yapmasını beklediğini” de sözlerine ekledi.
Sahadaki saldırılar ve sivil kayıplar
ABD Merkez Komutanlığı, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Trump ve İsrail’in 28 Şubat’ta savaşı başlatmasından bu yana Amerikan güçlerinin İran’da 12 bin 300’den fazla hedefi vurduğunu belirtti. Bu saldırılarda yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği bildirildi.
Tahran’da teknoloji girişimcisi olan Emir Serkandi, perşembe günü köprü saldırısının ardından bir çevrimiçi forumda, “Gerçekten iyi hissetmiyorum; saldırılar artık sivil yapılara da ulaştı,” dedi. “Ulusal yatırımlarımız ve hazinelerimiz yok ediliyor.” diye ekledi.
Askeri hukuk ve kurumların zayıflatılması
Hegseth’in, askeri avukatları işten çıkarıp başka görevlere atadığı ve sivillerin hedef alınmasını önlemek için kurulan birçok ofisi ve ilgili birimleri kapattığı kaydedildi. Bunun yerine, sürekli olarak “ölümcüllüğü” artırmaktan bahsettiği aktarıldı.
“Bu savunma bakanının savaş hukukunu ve askeri hukukçuları aşağılama konusunda bir geçmişi var.” diyen Brian Finucane şöyle devam etti: “Bu durum çok rahatsız edici, çünkü bu söylemin ne ölçüde yasa dışılığa dönüşeceğini bilmiyoruz.”
Gazetenin aktardığına göre, “gaziler”, Amerikalı askerlerin savaş suçu olduğuna inandıkları emirleri yerine getirmelerinin onları travmatize edebileceğini söylüyor. Irak’ta deniz piyadesi olarak görev yapmış olan Massachusetts Demokrat Temsilcisi Seth Moulton, bazı aktif görevdeki deniz piyadelerinin, Hegseth’in kurumunu başkanın “Savaş Bakanlığı” olarak adlandırdığı Savunma Bakanlığı yerine “Savaş Suçları Dairesi” olarak nitelendirdiğini belirtti.
Önceki tehditler ve savaş pratiği
Trump, ilk başkanlık döneminde İran ile yaşanan gerilim sırasında ülkedeki 52 kültürel alanı yok etmekle tehdit etmişti. O dönemde görev yapan Savunma Bakanı Mark T. Esper, bu tür alanlara saldırmanın savaş suçu olacağını kabul etmiş ve Pentagon’un bunu gerçekleştirmeyeceğini söylemişti.
İkinci Trump rejiminin farklı bir yaklaşım benimsediği kaydedildi. Buna göre, kısa bir süre içinde daha “pervasız yöntemlerle askeri şiddete başvurulduğu” ve sadece bir yıl içinde sekiz ülkede hava saldırıları düzenlendiği bildirildi.
Deniz saldırıları ve tartışmalı operasyonlar
Rejimin, Karayipler ve Doğu Pasifik’te sivil teknelere düzenlenen ve en az 163 kişinin ölümüne yol açan yaklaşık 50 saldırı nedeniyle de kınamalarla karşı karşıya kaldığı belirtildi.
Makalede bildirildiği üzere, Trump, “hiçbir kanıt sunmadan” teknelerin Amerika Birleşik Devletleri’ne uyuşturucu taşıdığını ve Amerika’nın uyuşturucu kartelleriyle “silahlı bir çatışma” içinde olduğunu iddia etti. Ancak hukuk uzmanları, bu tür saldırıların düpedüz cinayet olduğunu ifade etti.
4 Mart’ta, bir ABD denizaltısının Sri Lanka yakınlarında, içinde yaklaşık 180 kişi bulunan bir İran fırkateynine torpido attığı bildirildi. Söz konusu geminin, ABD’nin de katıldığı Hindistan’daki askeri tatbikatlardan döndüğü kaydedildi.
Bazı hukuk uzmanları bunun Cenevre Sözleşmeleri’nin ihlali olabileceğini ifade etti.
Trump, bir konuşmasında Amerikan askeri yetkilileriyle fırkateyn hakkında yaptığı bir görüşmeyi şu sözlerle aktardı: “Dedim ki, ‘Neden gemiyi ele geçirmiyoruz? Onu kullanabiliriz. Neden batırdık?’ Onlar da, ‘Batırmak daha eğlenceli’ dediler. Batırmayı daha çok seviyorlar. Batırmanın daha güvenli olduğunu söylüyorlar. Sanırım bu doğru olabilir.”
