Bloomberg: Petrodolar çöktü

img
Bloomberg: Petrodolar çöktü YDH

1974 yılında Henry Kissinger’ın mimarlığında kurulan ve küresel finans sisteminin omurgasını oluşturan "petrodolar" düzeni, ABD-İsrail hattı ile İran arasındaki savaşla tarihinin en ağır darbesini alıyor.




YDH- ABD’nin İran’a dayattığı savaş ve İran’ın buna verdiği misilleme karşılığı başlattığı operasyonlar, Körfez’deki enerji ve mali akışları sarsarak yarım yüzyıldır işleyen petrodolar düzenini ciddi biçimde zorluyor. Enerji ticaretindeki kırılma, dolar merkezli küresel finans mimarisinin en önemli dayanaklarından birini de tartışmaya açmış durumda.

Bloomberg’in haberine göre, ABD’nin Ortadoğu’da güvenlik ve istikrar sağladığı; buna karşılık Körfez ülkelerinin petrol gelirlerini dolar üzerinden elde edip ABD Hazine tahvillerine yönlendirdiği “erdemli döngü” artık eski işleyişini sürdüremiyor.

Bu düzenin temeli 1974 yılına, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın Suudi Arabistan ile yaptığı kritik anlaşmaya uzanıyor. 

╰┈➤ Petrodolar diplomasisi: Trump’ın Körfez planı ne getirecek?

Söz konusu mutabakata göre Riyad, petrolünü yalnızca dolar üzerinden fiyatlandıracak ve oluşan sermaye fazlasını başta ABD Hazine tahvilleri olmak üzere Amerikan varlıklarında değerlendirecekti. Zamanla diğer Körfez ülkeleri de aynı yolu izledi.

Karşılığında Washington, Körfez monarşilerine güvenlik garantileri sundu ve bölgesel düzenin koruyucusu rolünü üstlendi.

Ortaya çıkan sistem oldukça basit ama güçlü bir döngüye dayanıyordu: Enerji ithalatçısı ülkeler petrol için dolar ödüyor, bu dolarlar Riyad ve Abu Dabi’ye akıyor, ardından ABD tahvilleri üzerinden yeniden Washington’ın finans sistemine geri dönüyordu.

╰┈➤ Savaş uzadıkça petrol piyasası 200 dolar riskini fiyatlıyor

Yaklaşık 50 yıl boyunca işleyen bu petrodolar döngüsü, ABD’nin borçlanma maliyetlerini fiilen düşürdü ve doların küresel rezerv para statüsünü pekiştirdi.

Ancak ABD ve İsrail’in İran’la yürüttüğü savaş, bu düzeni her iki uçtan birden zorlamaya başladı.

╰┈➤ Savaş, İran'ı küresel güce dönüştürüyor

Sorunun ilk ayağı enerji ithalatçısı ülkelerde ortaya çıkıyor. 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırıdan bu yana yabancı merkez bankaları beş hafta üst üste ABD Hazine tahvillerinde net satıcı konumuna geçti.

New York Federal Rezerv Bankası’nda tutulan yabancı varlıklar yaklaşık 82 milyar dolar azalarak 2,7 trilyon dolara geriledi. Bu, 2012’den bu yana görülen en düşük seviyelerden biri.

╰┈➤ Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim petrolü yukarı taşıyor

Dahası, küresel kriz dönemlerinde genellikle düşen 10 yıllık ABD Hazine tahvili getirisi bu kez ters yönde hareket etti. Şubat sonunda yüzde 3,9 seviyesinde bulunan getiri birkaç hafta içinde yüzde 4,4’ün üzerine çıktı.

Bank of America’nın faiz masası durumu şu cümleyle özetliyor:

“Yabancı resmi kurumlar ABD Hazine tahvillerini satıyor.”

Bu eğilimin arkasında oldukça basit bir mali gerçeklik yatıyor.

╰┈➤ İran, savaş vesilesiyle petrol gelirlerini artırdı

Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkeler sert bir ekonomik denklemin içine sıkışmış durumda.

Petrolün varil fiyatı 100 doların üzerine çıkarken, bu ülkelerin para birimleri dolar karşısında değer kaybediyor.

Kur şokunu sınırlamak isteyen merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale etmek zorunda kalıyor. Ancak bu müdahale için dolar gerekiyor.

Merkez bankalarının elindeki en hızlı nakde çevrilebilen dolar varlıkları ise ABD Hazine tahvilleri. Bu nedenle birçok ülke rezervlerindeki tahvilleri satarak piyasaya dolar sağlamaya çalışıyor.

Bu tablo aslında tamamen yeni değil. Yabancı merkez bankaları daha önce de kriz anlarında ABD Hazine tahvillerini hızla satmıştı.

Örneğin Mart 2020’de, Covid-19 paniği sırasında yaklaşık 109 milyar dolarlık rekor bir satış gerçekleşmişti. Ancak o dönemde kriz kısa sürede kontrol altına alındı.

ABD Merkez Bankası (Fed) dolar swap hatlarını devreye soktu, piyasalar sakinleşti ve çekilen para birkaç hafta içinde yeniden sisteme geri döndü.

“Güvenli limana kaçış” refleksi geçici olarak sarsılmış olsa da yapısal olarak zarar görmemişti.

Nitekim o tarihten sonra yaşanan büyük krizlerin neredeyse tamamı tam tersine bir etki yarattı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan’a yönelik tehditleri, Mart 2023’te Silicon Valley Bank’in çöküşü ve 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırıları gibi olaylar, yatırımcıları Hazine tahvillerinden uzaklaştırmadı. Aksine, sermaye bu varlıklara yöneldi; getiriler düştü ve klasik kriz senaryosu bir kez daha işledi.

Bugünkü tabloyu farklı kılan unsur ise İran savaşıyla birlikte petrol piyasasında ortaya çıkan kırılma. Bu kez sorunun diğer tarafında, yani enerji ihracatçılarında da ciddi bir bozulma yaşanıyor.

Normal koşullarda petrol fiyatlarının yükselmesi Körfez üreticileri için daha fazla gelir anlamına gelir. Bu fazla gelir —petrodolarlar— yeniden dolar cinsinden varlıklara, özellikle de ABD Hazine tahvillerine yönelir. Bu nedenle tarihsel olarak yüksek petrol fiyatları paradoksal biçimde ABD tahvil piyasasını desteklemiştir: fiyat şoku, tahvil talebini besleyen sermaye fazlasını üretir.

Fakat mevcut krizde bu mekanizma çalışmıyor. Çünkü Körfez üreticileri petrollerini piyasaya ulaştıramıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, bölgedeki ham petrol akışını fiilen durdurmuş durumda.

➪ Prof. Desai: ABD'nin gücü artık serbest düşüşte

 WP: Savaş sona erse bile ABD ekonomisinde etkileri aylarca sürecek

➪ Savaşın ekonomik bedeli: Sigorta piyasasında tarihi dalgalanma

 Dünya Bankası: Savaşın ekonomik faturası ağırlaşıyor

 Amerikalı profesör Pape: İran artık küresel ekonomi üzerinde yapısal güç sahibi

Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez üreticileri Mart ayında üretimlerini toplu halde günde en az 10 milyon varil azaltmak zorunda kaldı.

Suudi Arabistan ve BAE sınırlı miktardaki petrolü alternatif boru hatları üzerinden ihraç edebiliyor; ancak bu hatlar tam kapasitede çalışsa bile Hürmüz Boğazı’nın normal geçiş kapasitesinin yalnızca dörtte birine ulaşabiliyor. Üstelik bu rotalar da İran’a ait insansız hava araçları ve füze saldırısı tehdidi altında.

Enerji ihracatındaki kesinti yalnızca petrolle sınırlı değil. Katar da Ras Laffan tesislerine yönelik saldırıların ardından sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatı için “mücbir sebep” ilan etti.

Böylece Körfez İşbirliği Konseyi’nin yıllardır işleyen “hidrokarbon ihraç et ve geliri küresel varlıklara yatır” modeli fiilen durma noktasına geldi.

Petrodolar döngüsünün çalışması için iki temel unsur gerekir: kazanılan dolarlar ve bu dolarların yeniden yatırım olarak sisteme dönmesi. Şu anda her iki unsur da kesintiye uğramış durumda.

İhracatçı tarafındaki veriler de bunu doğruluyor. Ocak ayı itibarıyla Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’nin elinde toplam yaklaşık 300 milyar dolarlık ABD Hazine tahvili bulunuyordu. Ancak bu ülkeler artık aynı anda üç farklı baskıyla karşı karşıya: petrol gelirleri düşüyor, hava savunmasına büyük kaynak ayırmak zorunda kalıyorlar ve Washington’a verdikleri yatırım taahhütlerini yeniden değerlendiriyorlar.

Financial Times’a konuşan bir Körfez yetkilisi, bölgenin en büyük ekonomilerinden bazılarının ABD’ye yönelik yatırımlar da dahil olmak üzere mevcut taahhütlerde “mücbir sebep” maddesinin uygulanıp uygulanamayacağını incelemeye başladığını söyledi. Oysa Körfez varlık fonları uzun süredir ABD piyasalarının en büyük yatırımcıları arasında yer alıyordu. Şimdi ise bu ilişkinin geleceği onlarca yılın en belirsiz dönemine girmiş görünüyor.

Aslında savaş yalnızca mevcut krizi yaratmıyor; daha uzun süredir devam eden yapısal bir dönüşümü de hızlandırıyor.

Yabancı yatırımcıların elindeki ABD Hazine tahvillerinin payı 2010’ların başındaki yüzde 50 seviyesinden zaten yaklaşık yüzde 32’ye kadar gerilemişti. Merkez bankaları 2025 başı itibarıyla net satıcı konumuna geçmişti. Dahası, 1996’dan bu yana ilk kez küresel merkez bankalarının toplam altın rezervi ABD devlet tahvili varlıklarını aşmış durumda.

Uzun süre boyunca bu gelişmeler yavaş ilerleyen ve kolayca “gürültü” olarak görülebilecek eğilimlerdi. Ancak İran savaşı bu eğilimleri artık göz ardı edilemeyecek bir “sinyal” haline getiriyor.

Elbette ABD Hazine tahvillerinin yerini alabilecek gerçek bir alternatif hâlâ yok. Hiçbir piyasa, merkez bankalarının ihtiyaç duyduğu derinliği, likiditeyi ve hukuki altyapıyı aynı ölçekte sunmuyor. Bu nedenle yabancı merkez bankalarının ABD tahvillerini tamamen terk etmesi beklenmiyor.

Ancak “alternatifin olmaması” ile “koşulsuz güvenli liman” olmak aynı şey değil. İran savaşı tam da bu ayrımı görünür kılıyor.

Çünkü Hazine tahvillerine yönelen küresel sermaye akışı her zaman siyasi bir varsayıma dayanıyordu: büyük krizlerde Amerika Birleşik Devletleri çatışmanın tarafı değil, dengeleyici bir aktördü. Fakat ABD doğrudan savaşın tarafı haline geldiğinde —üstelik petrol şokunu tetikleyen, Körfez ilişkilerini geren ve bütçe açıklarını büyüten bir savaşın— bu varsayım sorgulanmaya başlıyor.

Bu değişim tamamen kalıcı olmayabilir; ama küresel finansal dengeleri sarsacak kadar güçlü.

1974’te Henry Kissinger tarafından kurulan petrodolar düzeni Soğuk Savaş’ı, Körfez savaşlarını, finansal krizleri ve pandemiyi atlatmıştı. Ancak İran savaşıyla birlikte ilk kez ciddi biçimde zorlanıyor.

Çünkü petrodolar sistemi aslında finansal bir mekanizmadan çok siyasi bir düzenlemeydi. Ve siyaset değiştiğinde, finans da er ya da geç onu takip ediyor.



Makaleler

Güncel