Foreign Policy: İran savaşı ‘destansı boyutlarda’ stratejik bir hata

img
Foreign Policy: İran savaşı ‘destansı boyutlarda’ stratejik bir hata YDH

Foreign Policy’de yayımlanan analizde, İran’daki savaşın “kibir” kaynaklı bir karar olduğu ve ABD’nin askeri kapasitesinden küresel etkisine kadar birçok alanda ciddi riskler yarattığı belirtildi.




YDH- Foreign Policy dergisinde yayımlanan kapsamlı analizde, ABD'nin İran'a yönelik savaşın “stratejik bir hata” olduğu ve Trump’ın “kibrinin” Amerika'nın uzun vadeli çıkarlarına “ciddi zararlar” verdiği belirtildi.

Analizde, savaşın sadece ekonomik maliyetleriyle değil, aynı zamanda “ABD'nin Asya-Pasifik'te Çin'e karşı caydırıcılığını zayıflatması, enerji stratejisini boğması ve Washington'un küresel deniz ticaretinin garantörü rolüne olan güveni sarsması” açısından da bir “dönüm noktası” olduğu ifade edildi.

"Bu felaketin temel nedeni kibir"

Analizde, savaşın başlangıcına ilişkin şu değerlendirmeye yer verildi:

"İran'daki savaş bir Yunan trajedisi değil, ancak tüm unsurlarını taşıdığını kabul etmeliyiz. Gururlu, çoğunlukla egosunu dinleyen ve büyüklük ile miras arzusuyla hareket eden bir başkan var. Felaket bir savaşta aşırıya kaçıyor, vaatlerini terk ediyor, takipçilerini bölüyor ve dünyaya gereksiz acı ile yıkım getiriyor. Ve pek çok Yunan trajedisinde olduğu gibi, bu felaketin kök nedeni kibirdir."

Analizde, Trump'ın seçim kampanyasını ABD'nin Ortadoğu'daki savaşlarının aptallığını eleştirerek kazandığı halde neden böyle bir savaşı başlatmayı seçtiğinin pek çok gözlemci tarafından merak konusu olduğu hatırlatıldı.

Ancak seçmenlerin Trump'ın popüler olmayan savaşları eleştirdiğini duyduğu, aslında onun çoğunlukla seleflerini eleştirdiği anlaşıldı.

Analizde ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in geçen yıl İran'ın nükleer tesislerine düzenlenen saldırıların ardından gazetecilere yaptığı açıklama hatırlatıldı:

"Aradaki fark şu: O zamanlar aptal başkanlarımız vardı, şimdi ise Amerika'nın ulusal güvenlik hedeflerine nasıl ulaşılacağını gerçekten bilen bir başkanımız var."

Bu tür bir kibre gülebileceğimiz, ancak Trump'ın ikinci döneminin ilk yılının bu anlayışı Trump ve çevresindekilerin zihninde büyük ölçüde doğruladığı belirtildi.

Analize göre, İran'ın nükleer tesislerine hava saldırıları, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması ve hatta Yemen'deki Ensarullah’a karşı kısa bir hava saldırısı, “orta düzeyde başarılı cezalandırıcı seferler” olarak görüldü.

Bunlar “çığır açan stratejik başarılar” olmasa da “ABD askeri güçlerinin etkileyici taktik hassasiyetini sergiledikleri, neredeyse hiçbir tepkiye yol açmadıkları ve ABD'yi daha geniş bataklıklara sürüklemedikleri” ifade edildi.

"Aşırıya kaçması neredeyse kaçınılmazdı"

Analizde, ancak Trump'ın yurtdışında “başarılı askeri güç kullanımı için reçeteyi” bulduğuna giderek daha fazla ikna olmasıyla birlikte “aşırıya kaçmasının neredeyse kaçınılmaz hale geldiği” vurgulandı:

"İran'la savaşın başlamasının üzerinden altı hafta geçti, ekonomik maliyetler artıyor ve yönetim bir çıkış yolu bulmakta zorlanıyor. Açıkça bu noktaya ulaştık. Şimdi soru, Trump'ın kibrinin -eylemlerinin ikinci ve üçüncü derece etkilerini düşünme konusundaki kötü şöhretli isteksizliğinin- ABD'nin çıkarlarına uzun vadede ne ölçüde zarar vereceğidir."

Beyaz Saray'ın yakında bir çıkış yolu bulamaması halinde, “ekonomik maliyetlerin kartopu gibi büyümeye başlamakla kalmayacağı, aynı zamanda ABD'yi on yıl veya daha uzun süre boyunca daha kötü bir stratejik konuma sokacağı” belirtildi.

Foreign Policy dergisinde yayımlanan analizde, İran'la savaşın “doğrudan etkilerinin” herkes tarafından görülebildiği kaydedildi.

Piyasaların Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına beklenenden daha dirençli olduğu iddia edilirken, ancak çatışmanın bir ayı geride bırakmasıyla birlikte giderek “daha tedirgin” hale geldiği ifade edildi.

Analizde, özellikle jet yakıtı ve dizel gibi belirli petrol ürünlerinin fiyatlarının fırladığı vurgulandı.

Bu durumun Asya ülkelerini karneleme önlemleri uygulamaya iterken, enflasyon ve olası bir durgunluk ihtimalini de artırdığı bildirildi.

Stratejik sonuçlar: Asya'ya dönüş ve caydırıcılık krizi

Analizde, savaşın stratejik yansımalarının politika yapıcıları “endişelendirmesi gerektiği” ifade edildi.

Washington'da "Asya'ya dönüş"ten bahsetmenin neredeyse bir şakaya dönüştüğü, Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejilerinde ana hatlarıyla belirtilen “Çin tehdidine odaklanmayı başaramayan en az üçüncü ABD başkanı” olduğu vurgulandı.

Konuyla ilgili şu ifadelere yer verildi: "Mesele sadece, ABD'nin Çin'e odaklanması gerekirken Ortadoğu'ya odaklanması değil. Daha ziyade, radar ve hava savunmalarının, önleyicilerin, füzelerin ve diğer yeteneklerin somut bir şekilde zayıflamasıdır."

Analize göre, ABD'nin Hint-Pasifik'teki üslerinin korunması -yani bir Tayvan senaryosunda- büyük ölçüde bu mühimmatlara bağımlı. Bunlar ise İran'daki çatışma sırasında hızlandırılmış bir oranda kullanılıyor. ABD'nin savunma sanayiinin yetersizliği nedeniyle mühimmatın hızlı, kolay veya ucuz bir şekilde yenilenemeyeceği kaydedildi.

"Caydırıcılık genellikle yetenekler ve inandırıcılığın birleşimi olarak tanımlanır; İran'daki savaş, ABD'nin yeteneklerini ve Çin'i caydırma kabiliyetini şüpheye düşürmektedir." denildi.

“Enerji hakimiyeti” stratejisi söndürüldü

Analizde, Trump'ın kendi “enerji hakimiyeti” stratejisinin de savaştan “olumsuz etkilendiği” belirtildi.

Trump rejiminin göreve geldiğinde, ABD'nin önemli bir fosil yakıt oyuncusu olarak hareket edeceği, müttefikleri için petrol ve özellikle sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üreteceği ve dünya piyasalarını istikrara kavuşturmaya yardımcı olacağı iddialı bir enerji stratejisi ilan ettiği hatırlatıldı:

"Bu çatışmanın bir diğer uzun vadeli etkisinin de ülkeleri fosil yakıtlardan uzaklaştırmak olacağı muhtemeldir. Bölgesel petrol ve gaz altyapısı tehdit altına girdikçe, özellikle Katar'da ve enerji akışları Hürmüz Boğazı'nda sıkışıp kaldıkça, enerji stratejilerini LNG'ye dayandıran ülkeler bunu giderek kötü bir bahis olarak görmektedir."

Daha fakir Asya ülkelerinin bugünün boşluklarını doldurmak için kömüre geri döndüğü, daha sonra ise büyük olasılıkla güneş gibi Çin'in yenilenebilir teknolojilerine yöneleceği ifade edildi.

Avrupa ülkelerinin ise Rus gazını aşamalı olarak kullanımdan kaldırma veya rafa kaldırılmış nükleer programları yeniden başlatma konusunda zor kararlarla karşı karşıya olduğu belirtildi.

Analizde, "Trump'ın enerji hakimiyeti stratejisi hiçbir zaman kesin bir şey değildi, ancak bu savaş onu beşikte boğdu." denildi.

“ABD'nin güvenilirliği” sarsılıyor

Savaşın, ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana oynadığı uluslararası ticaret ve deniz yollarının garantörü rolüne ilişkin güvenilmezlik korkularını da güçlendirdiği bildirildi: "Bu savaşta ABD, istikrar sağlayıcı bir güçten çok dünya piyasalarında bir kaos unsuru gibi hareket etmiştir. Gerçekten de Trump yönetimi, Tahran'a karşı bir rejim değişikliği savaşının İran'ı Hürmüz Boğazı'nı engellemeye itebileceği fikrine çok az kafa yormuş gibi görünüyor."

Savaşın, her zaman örtük olan bir tehdidi pratik bir gerçekliğe dönüştürdüğü ve Tahran'ın, çatışmalar bittikten sonra bile boğazdaki hakim konumunu gemilerin güvenli geçişi için geçiş ücreti talep etmek amacıyla kullanmaya devam edeceğini söylediği aktarıldı.

"ABD'nin gücünün ve küresel kuralları belirleme yeteneğinin sınırlarını bundan daha etkili bir şekilde ortaya koyabilecek bir durum hayal etmek zor." denildi.

"Stratejik başarısızlık"

Analizin sonunda, Trump rejiminin kendi dış politika mirasını “baltaladığı” vurgulandı.

Yönetimin her zaman kendi iç çelişkileri olduğu, ancak 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin gösterdiği gibi, Cumhuriyetçi Parti içindeki farklı kesimlere hitap eden, ABD'nin çıkarlarına hizmet edecek ve dünyada yapıcı bir rol oynamayı içeren bir vizyonu bir araya getirebildiği ifade edildi.

Analize göre, uygulamada rejim, Çin'le gerginlikleri azaltmaya ve Ukrayna ile başka yerlerde barış inşasına girişmeye çalıştı.

Ancak İran savaşının Trump'ın Çin zirvesini raydan çıkardığı, Rusya'yı güçlendirdiği ve Ukrayna savaşına ilişkin müzakereleri baltaladığı belirtildi.

Analizin devamında şu cümleler yer aldı: "Bu harekat, birçok İran silah platformunu yok etmiş ve İranlı liderler ile askerleri öldürmüş olsa da liderler değiştirilebilir ve silah sistemleri yeniden inşa edilebilir. Kara muharebesine yıkıcı bir tırmanış olmadığında, savaş en iyi ihtimalle taktik bir başarı ve stratejik bir başarısızlık olacaktır. Eğer tırmanırsa, o zaman kanayan bir yaraya dönüşecek ve Trump'ın dış politikasının geri kalanını da beraberinde sürükleyecektir."

Analizde, Trump'ın dört yıllık başkanlığı için en iyi ve en kötü senaryoların değerlendirildiği belirtildi. Analizde, Trump'ın her zaman dürtüsel ve tahmin edilmesi zor biri olduğu, ancak dış politikasının gelecekteki politika yapıcılar için “faydalı” olabilecek şekillerde mevcut ortodoks görüşleri alt üst edebildiği ifade edildi.

Bu bağlamda, Trump başkanlığı için en iyi senaryonun "yaratıcı yıkım" olduğu vurgulandı:

"Hâlâ inandığım gibi, Trump başkanlığı için en iyi senaryo yaratıcı yıkım olacaktır. Bu senaryoda Trump, ABD dış politikasını verimsiz bir biçimde tutan birçok eski yapıyı ortadan kaldırarak, gelecek yönetimlere inşa alanı sağlayabilir."

Ancak analizin devamında, mevcut durumun “endişe verici” olduğu bildirildi:

"Bunun yerine, yıkımın o kadar rastgele ve maliyetli olacağı, ABD'nin gücünü zayıflatacağı ve Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyada yeni ve yapıcı bir rol inşa etmesini çok daha zorlaştıracağı en kötü senaryoya çok daha yaklaştığımız görülüyor."

Analiz şu ifadeyle sonlandırıldı:

"Yunan destanlarının pek çok kahramanının öğrendiği gibi, kibir çoğu zaman düşüşten önce gelir. İran'daki savaş, destansı boyutlarda stratejik bir hatadır. Sadece dünyaya ABD'nin yaygın olarak varsayıldığından daha az güçlü olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda ülkeye karşı kötü niyeti artırırken, ABD'nin askeri yeteneklerini ve gelecekteki caydırıcılık inandırıcılığını da boşaltmaktadır. Trump yönetimi yakında bir çıkış rampası bulamazsa, nihai sonuç gerçekten trajik olabilir."

 



Makaleler

Güncel