❝Dürüst olalım: Bu stratejik bir zafer değil. O kaçınılmaz ve sert soruyla baş başa kalıyoruz: Sahi, bu savaş ne için yapılmıştı ki?❞
Danny Citrinowicz
YDH- İsrail Askeri İstihbaratının eski İran Masası Direktörü Danny Citrinowicz, ABD'nin İran'a dayattığı savaşta yaşanan geçici duraklama ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede ateşkesin kırılgan olduğunu, gerçek detayların bilinmediğini ve sürecin İran’a stratejik avantaj sağlayabileceğini vurgularken; ABD’nin asıl önceliğinin askeri zafer değil enerji akışını ve bölgesel istikrarı korumak olduğunu ileri sürdü.
Ortaya çıkan ateşkes sürecine dair bazı acı gerçekleri kabul etmek gerek: Bu durum çatışmaların sonunun başlangıcı olabilir, ancak taraflar arasındaki derin güvensizlik nedeniyle sürece aşırı temkinli yaklaşılmalı. Şunu unutmamak lazım: Ateşkes tamamen uygulanana kadar, aslında ortada bir ateşkes yoktur.
İşte sürecin düşündüren noktaları:
1. Hala karanlıkta yol alıyoruz. Kritik detaylar eksik; özellikle de İran’a tam olarak ne söz verildiği henüz bilinmiyor.
2. Eğer İran, Trump’ın bahsettiği ‘on ilke’ üzerinden gerçekten bazı garantiler koparabildiyse, bu durum basit bir sonuç değil, Tahran için stratejik bir zaferdir. Bu, İran'ın kendi söylemini ve bölgedeki konumunu güçlendirmesini sağlar.
3. İran, bu süreci kesinlikle bir başarı olarak pazarlayacaktır: Kendi şartlarına göre müzakere güvencesi aldığı ve askeri müdahalelerin kısıtlandığı geçici bir ateşkes... Bu algının gerçeği ne kadar yansıttığı belirsiz olsa da, siyaset algılar üzerinden yürür.
4. Her türlü değerlendirme şu yalın gerçekle başlamalı: İran’ın elinde hala zenginleştirilmiş uranyum var. Bu gerçeklik yerli yerinde duruyor.
5. ABD, en azından şimdilik, gerilimi tırmandırmaktan kaçınmayı ve esneklik göstermeyi seçti. Ancak bunun pratikte ne anlama geldiği, özellikle de İran’ın ekonomik can damarları üzerindeki etkisi hala muğlak. Net olan tek şey, Başkan Trump’ın, en sert şekilde hedef aldığı bir rejimle bile anlaşma yapmaya olan bariz merakıdır.
6. Trump, seçim yapmak zorunda kaldığında İsrail’in pozisyonuyla tam olarak örtüşmek yerine ateşkese yöneldi. Bu kararın ciddi yansımaları olacaktır; ancak işin nereye varacağını söylemek için henüz çok erken.
7. Trump’ın önceliklerinden hala şüphe eden varsa, Hürmüz Boğazı’na bakması yeterli. Savaşın başında zaten açık olan bu boğazın ne pahasına olursa olsun ''açık tutulması'' için harcanan çaba, her şeyin önüne geçerek müzakerelerin ana hedefi haline geldi. Sadece bu durum bile çok şey anlatıyor; askeri harekatın stratejik planlamasının en başından beri ne kadar sakat olduğunun en açık kanıtı da bu.
Savaş henüz bitmiş değil ama ortaya çıkan tablo şimdiden oldukça endişe verici.
NYT haberine bakılırsa, bu savaşın çok büyük vaatlerle başlatıldığı ortada: İran’da rejim değişikliği, füze ve nükleer programlarının tamamen tasfiyesi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdidin ortadan kaldırılması...
Peki, şu an ne noktadayız?
• Rejim hala dimdik ayakta.
• Füze kapasitesi darbe alsa da hala işler durumda.
• İran'ın elinde hala %60 saflıkta zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kg uranyum var.
Peki, karşılığında ne alındı?
Zaten tam olarak kapanmamış olan Hürmüz Boğazı’nın "kontrollü" bir şekilde yeniden açılması.
Dürüst olalım: Bu stratejik bir zafer değil.
Eğer oyunun sonu buna benzeyecekse ve bir de üstüne İran'ın tazminat talepleri ile operasyonların tekrarlanmayacağına dair garantiler eklenecekse, o kaçınılmaz ve sert soruyla baş başa kalıyoruz:
Sahi, bu savaş ne için yapılmıştı ki?
Çünkü sahada kazanılan taktiksel başarılar veya operasyonel üstünlükler, eğer tutarlı bir stratejik sonuç doğurmuyorsa neredeyse hiçbir anlam ifade etmez.
En azından İslamabad’daki müzakerelerden nükleer meseleye dair farklı bir sonuç çıkmasını ummaktan başka çare yok. Aksi takdirde, bu savaştan başladığımız noktadan daha kötü bir durumda çıkma riskiyle karşı karşıyayız.
Zira nihai tabloda İran’ın nükleer kapasitesi özünde dokunulmaz kalırsa, savaş sonrası stratejik gerçeklik beklentilerin altında kalmakla kalmayacak; başlangıçtaki durumdan çok daha vahim bir hal alacaktır.
Çeviri: YDH