İmparatorluğu sarsan kırk gün: İran, ABD karşısında nasıl üstünlük sağladı?

img
İmparatorluğu sarsan kırk gün: İran, ABD karşısında nasıl üstünlük sağladı? YDH

"Batı Asya’da denetlenemeyen Amerikan gücü dönemi sona erdi. İran bölgesel bir süper güç olarak ortaya çıktı ve dünya bu inkar edilemez gerçekle yüzleşmek zorunda."




Server Abbas

YDH - ABD'nin İran'a yönelik başlattığı haydutluk eylemi, kırkıncı gününde Washington'ın geri çekilmesi ve İran'ın sunduğu tüm ağır şartları kabul etmesiyle sonuçlandı. Bölgedeki Amerikan askeri varlığının ağır hasar aldığı ve stratejik su yollarının kontrolünün İran'a geçtiği bu süreç, küresel enerji piyasalarında ve ABD iç siyasetinde sarsıntılara yol açtı. Press TV kanalının internet sitesinde yayımlanan köşe yazısında Pakistanlı analist Server Abbas, harekatın "rejim değişikliği" hedefinde başarısızlığa uğrarken, İran'ın bölgedeki yeni süper güç konumunu tescilleyen tarihi bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçtiğini belirtiyor.

İran İslam Cumhuriyeti’ne dayatılan hukuk dışı savaşın üzerinden kırk gün geçmişken, akıl almaz olan gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri sessiz sedasız geri çekilirken, İran "tarihi bir zafer" ilan ederek yeni küresel süper güç olarak otoritesini tescilledi.

Düşman, elindeki devasa gücü seferber etmesine rağmen, İran’ın sunduğu 10 maddelik teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Bu paket; kalıcı bir ateşkesi, tüm birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılmasını ve ABD muharip kuvvetlerinin bölgeden çekilmesini içeriyor.

Teklifte ayrıca, geçtiğimiz ay küresel enerji trafiğini aksatan stratejik su yolu Hürmüz Boğazı üzerinde İran’ın tam ve mutlak kontrol sağlaması da yer alıyor.

Aslında hiç yaşanmaması gereken bu savaşın kırkıncı gününde saldırganlar, belirledikleri hedeflerin hiçbirine ulaşamadı. Trump, bizzat yarattığı bu bataklıktan çıkabilmek için umutsuzca bir ikna edici geri çekilme yolu ararken, dünya daha önce benzeri görülmemiş bir olaya tanıklık etti: Bir süper gücün, boyun eğmeyi reddeden bir ulus karşısındaki mağlubiyeti.

Saldırı savaşı, 28 Şubat’ta Tahran ve Washington arasındaki dolaylı nükleer görüşmeler sürerken başlatılmıştı. Savaşın başlangıçtaki hedefi cüretkârdı: İran’da "rejim değişikliği". İlk saldırı dalgası doğrudan İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei ile çok sayıda üst düzey askeri komutanı hedef almış, sonraki dalgalarda ise hem komutanlar hem de üst düzey yetkililer hedef seçilmişti.

Washington ve Tel Aviv bu kez sonucun farklı olacağına inanıyordu. Yine nükleer görüşmelerin ortasında patlak veren geçen yılın Haziran ayındaki 12 günlük savaştan farklı olarak, bu defa "rejim değişikliği" savunucuları İslam Cumhuriyeti’nin çöküşünün an meselesi olduğunu hissediyordu. Şimdi anlamış olmalılar ki, feci şekilde yanılmışlardı.

Trump, "Destansı Öfke Operasyonu" olarak adlandırılan saldırının hemen ardından, ABD saldırganlığının İran halkına kendi hükümetlerini devirme fırsatı vereceğine dair büyük bir özgüven sergiliyor, Washington’a tabi olacak birini iktidara getirmeyi umuyordu.

Belki de plan, Venezuela’da yaptıklarını tekrarlamaktı. Ancak Trump ve yardımcıları, İran’ın Venezuela olmadığını ve İran halkının pasif birer izleyici kalmayacağını unuttu.

Bölgedeki neredeyse tüm ABD askeri tesislerini yerle bir eden yıkıcı İran misilleme saldırılarının ardından Başkan Trump, iki hafta önce zoraki bir açıklama yaptı. Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei'nin ülkenin yeni lideri olarak seçilmesine atıfta bulunarak, İran’da "rejim değişikliğinin" zaten gerçekleştiğini öne sürdü.

Böylesine tuhaf bir iddiada bulunduğu için alay konusu oldu. Bir gözlemcinin nükteyle belirttiği gibi, ABD-İsrail savaş makinesi İran’ın devrimci sloganlarını bile değiştirememişken, elli yıla yakın süredir komplo ve tertipler karşısında ayakta kalan sistemi devirmesi mümkün değildi.

Ayetullah Mücteba Hamenei 13 Mart’ta ulusa hitap ettiğinde üslubu meydan okuyucuydu; şehitlerin intikamının alınacağına söz veriyor, saldırganlığa karşı direnişi teyit ediyor ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmenin stratejik değerini vurguluyordu.

Hamenei'nin seçilmesi bir çöküşün değil, Epstein sınıfının hiçbir zaman anlayamayacağı kurumsal bir gücün göstergesiydi. İslam Cumhuriyeti, tek bir kişiye bağlı olmayan anayasal yapılar üzerine kuruludur. Stratejik doktrini sarsılmazlığını koruyor ki bu durum, savaş boyunca bir kez daha kanıtlandı.

Trump, İran’ın nükleer programını uzun süredir varoluşsal bir tehlike olarak kurguluyor. Ramazan savaşından önce bu programı tasfiye etmek için askeri harekat tehdidinde bulunmuştu; oysa birçok sosyal medya kullanıcısının dikkat çektiği üzere, 12 günlük savaştan sonra programın zaten "yok edildiğini" savunmuştu.

Nihayetinde, kırk günlük savaş ve akıl dışı söylemlerin ardından "rejim değişikliği" fantezisi de buharlaştı. İsfahan’daki nükleer tesislere saldırma girişimi tam bir fiyaskoyla sonuçlandı; Amerikalılar hiçbir sonuç elde edemeden bu süreçte devasa bir hava filosu kaybetti.

Hürmüz Boğazı’na da takıntılı olan Trump, burayı trafiğe açma sözü vermişti. İran donanması, kışkırtılmamış savaşın başlamasıyla birlikte su yolunu Amerikan ve müttefik gemilerine etkili bir şekilde kapatmıştı. Boğaz’ı İran’ın onayı olmadan geçmeye yönelik her türlü girişim, felaketin reçetesiydi.

Trump birkaç uyarı yayımladı: Ya boğaz yeniden açılacaktı ya da İran elektrik santralleri vurulacaktı. Verilen süreler önce 48 saatten beş güne, sonra on güne ve tekrar 48 saate değişti; en sonunda pes ederek İran’ın 10 maddelik teklifini kabul etti.

Amerika’nın beyhude askeri harekatının birinci günden kırkıncı güne kadar değişen hedefleri, strateji veya berraklık konusundaki çarpıcı eksikliği gözler önüne serdi. ABD’li siyasetçiler ve uzmanlar bile savaşı gereksiz ve kışkırtılmamış olarak niteleyerek kınadı; hatta birçoğu, megaloman başkanın görevden alınması için anayasanın 25. ek maddesinin işletilmesini önerdi.

Stratejik başarısızlığın ötesinde, Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın Gerçek Vaat 4 operasyonu kapsamındaki misilleme saldırılarından (kırk günde 99 dalga) ağır askeri ve ekonomik hasar aldı.

Raporlara göre, sadece ilk hafta İran misillemelerinin Amerikan vergi mükelleflerine maliyeti 1 milyar doları aştı. Press TV analizine göre, uçak gemisi ve savaş uçağı konuşlandırması 630 milyon dolar tutarken, Kuveyt’te kaybedilen F-15E jetleri buna yaklaşık 300 milyon dolar daha ekledi.

Savaş, Trump yönetimi için kazanımı olmayan, sadece kayıp getiren maliyetli bir tuzağa dönüşmüştü ve bu durum yaygın bir stratejik hata olarak görülüyordu. Netenyahu’nun kilit rolü tam da bu noktadaydı; bunu tek başına başaramayacağı için Trump’ı bu gereksiz savaşın içine çekmişti.

Toplam 99 dalga halinde düzenlenen İran füze ve İHA saldırıları bölgedeki ABD üslerini yerle bir ederken, Amerikan kuvvetleri tahkim edilmiş mevzilerini terk ederek otellere ve ofis alanlarına sığınmak zorunda kaldı. Amerikalılar kayıp sayılarını, özellikle de can kaybını olduğundan az gösterse de bağımsız tahminler ölü sayısının yüzlerce, hatta binlerce olduğunu belirtiyor.

Bölgedeki ABD askeri varlığının kalesi olan Bahreyn’deki Beşinci Filo, özellikle en ağır hasarı alan unsur oldu. İran saldırıları defaatle Manama’daki karargâhı hedef alarak yeni bir asimetrik harp modeli sergiledi ve buradaki altyapıya, mühimmat depolarına ve komuta binalarına onarılamaz hasarlar verdi.

Amerikan hava gücü bölgede tamamen tükendi. 27 Mart’ta Devrim Muhafızları Ordusu, Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nde 700 milyon dolarlık bir E-3 Sentry AWACS uçağının yanı sıra çok sayıda elektronik harp uçağını ve yakıt ikmal uçağını imha etti. Günler öncesinde ise İran ve Irak direniş güçleri, hava yakıt ikmalinin önemli belkemiği olan altı adet KC-135 Stratotanker uçağını düşürmüştü.

Birkaç gün sonra İran, tarihte ilk kez bir F-35 Lightning II hayalet uçağını başarıyla vurdu. Amerikan ordusunun trilyon dolarlık varlığı, orta İran’da hedef alınmıştı.

Ayrıca çok sayıda F-15, F-16, F-18, bir düzineden fazla MQ-9 Reaper ve 170’in üzerinde İHA da düşürüldü veya hasar gördü. Dört adet AN/TPY-2 THAAD radarı ve Katar’daki milyar dolarlık bir erken ihbar tesisi de vurulan hedefler arasındaydı.

ABD Hava Kuvvetleri için "en karanlık gün" olarak nitelenen 3 Nisan’da, bir F-15E Strike Eagle, bir A-10 Thunderbolt II, çok sayıda MQ-9 Reaper ve Hermes keşif platformu, 12 günlük savaştan bu yana kendisini fazlasıyla geliştiren İran hava savunması tarafından düşürüldü.

Öte yandan, Hürmüz Boğazı’nın Amerikan ve müttefik gemilerine kapatılması nedeniyle petrol fiyatları son üç yılın zirvesine çıktı ve bu durumun tüm dünyada yansıma etkileri görüldü.

ABD’de benzin fiyatları galon başına 4 doların üzerine tırmandı, birçok eyalette dizel 6 dolara ulaştı. Tedarik kesintileri LNG, gübre ve diğer emtialara da yayıldı.

Durumu daha da vahim hale getiren ise Trump’ın kamuoyu destek oranının yüzde 36’ya gerileyerek göreve dönmesinden bu yana en düşük seviyeye inmesi, kendisinden memnun olmayanların oranının ise yüzde 59 ile siyasi kariyerinin en yüksek noktasına ulaşması oldu.

Şimdi Cumhuriyetçiler ara seçimler konusunda endişeli.

Saldırı savaşının başlatılmasından kırk gün sonra ABD, Tahran’ın 10 maddelik teklifini kabul etmek zorunda kaldı: Kalıcı bir ateşkes, Hürmüz Boğazı üzerinde İran kontrolü, uranyum zenginleştirmenin kabulü, yaptırımların tamamen kaldırılması, tüm BM kararlarının iptali, savaş tazminatı, ABD muharip kuvvetlerinin bölgeden çekilmesi ve Lübnan İslami Direnişi de dahil olmak üzere tüm cephelerde çatışmaların durması.

Bu bir düğüm veya çıkmaz değil. Bu; tarihi, yadsınamaz ve ezici bir mağlubiyet.

Batı Asya’da denetlenemeyen Amerikan gücü dönemi sona erdi. İran bölgesel bir süper güç olarak ortaya çıktı ve dünya bu inkar edilemez gerçekle yüzleşmek zorunda.

Çeviri: YDH