❝Hedeflerin bu denli farklılaşması, karar merkezinin artık Tel Aviv olmadığını kanıtlamaktadır. İttifak ile tam bağımsızlık arasındaki temel fark buradadır: İttifak koordinasyon gerektirir, bağımsızlık ise karar verme yetkisini elinde tutar.❞
Şay Gal
YDH- İsrailli uluslararası politika, kriz yönetimi ve stratejik iletişim konularında uzmanı Şay Gal, Maariv'deki yazısında, Mevcut ateşkesin İsrail'in askeri başarısından değil, Washington'un enerji piyasalarını ve Hürmüz Boğazı'nı koruma isteğinden kaynaklandığını inceleyerek İsrail'in varoluşsal tehdit algısı ile ABD'nin küresel/ekonomik çıkarlarının (Hürmüz Boğazı'nın açılması, petrol fiyatları vb.) her zaman örtüşmediğine vurgu yaptı.
İsrail Devleti'nin varoluşu, tarihsel olarak sarsılmaz bir temel üzerine inşa edilmiştir: Başkalarına muhtaç kalmadan tek başına savaşabilmek, varlığını sürdürebilmek ve bağımsız karar alabilmek. Bu temel ilke ve koşuldan verilecek her türlü ödün, devletin bekası için ciddi bir tehdit teşkil eder. Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike; İsrail'in ne zaman duracağına, ne kadar asker konuşlandıracağına ve hedeflerinin bitiş çizgisinin neresi olacağına karar verme iradesini kaybetmiş olmasıdır.
Ulusal güvenlik; müttefik bir liderin iyi niyetine, yabancı bir ülkenin seçim takvimine, küresel yakıt fiyatlarına veya bir ortağın savaşı sürdürme arzusuna emanet edilemez. Eğer askeri üretim, tedarik zinciri ve operasyonel takvim dış faktörlere bağımlı hale gelmişse, orada bağımsızlık bir gerçeklik değil, tehlikeli bir yanılsamadır.
Olgunluk mu, boyun eğme mi?
Geçtiğimiz hafta varılan ateşkes, stratejik bir olgunluğun değil, siyasi bir dayatmanın yansımasıdır. ABD Başkanı, İsrail askeri hedeflerine ulaştığı için değil; Hürmüz Boğazı’nın ticarete açılması şartıyla bombardımanın durdurulmasını talep etmiştir. Meselenin özü şudur: Washington, İran stratejisini İsrail’in güvenlik önceliklerine göre değil; enerji piyasalarının ve küresel ticaret yollarının istikrarına göre şekillendirmiştir. Tamamen Amerikan çıkarlarıyla kurgulanan bu süreç, askeri çabalar ile arzulanan siyasi sonuçlar arasındaki uçurumu derinleştirmiş ve sonucu asıl kimin belirlediğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.
İki sistem, iki ayrı hedef
Bu süreçte Washington ve Tel Aviv'in aslında aynı savaşı yürütmediği aşikâr hale gelmiştir. Başlangıçta "rejim değişikliği" olarak deklare edilen vizyon, zamanla yerini "yeteneklerin kısıtlanması ve askeri yığılmanın önlenmesi" hedefine bırakmıştır. Hedeflerin bu denli farklılaşması, karar merkezinin artık Tel Aviv olmadığını kanıtlamaktadır. İttifak ile tam bağımsızlık arasındaki temel fark buradadır: İttifak koordinasyon gerektirir, bağımsızlık ise karar verme yetkisini elinde tutar. Eğer bir devlet güç kullanıyor ancak bu gücün kontrolünü elinde bulunduramıyorsa, o devlet "yüklenici" konumuna düşme riskiyle karşı karşıyadır.
Sistemsel bir sorun: Yapısal bağımlılık
İsrail’in bağımsızlığı bir slogandan ibaret olmamalı; uzun vadeli savaş stokları, yerli üretim hatları ve yabancı kısıtlamalardan arındırılmış savunma sistemleri üzerine kurulu bir yapıya dönüşmelidir. Mevcut tablo, yoğun güç kullanımına rağmen stokların ve operasyon hızının kontrolünün dışarıda olduğunu göstermektedir. Bu yapısal zayıflık, Amerikan yardımına ve dış tedarik hatlarına olan operasyonel bağımlılıktan kaynaklanmaktadır. Bu durumun farkında olunmasına rağmen, somut bir politika değişikliğine gidilmemesi bağımlılık döngüsünü korumaktadır.
Tarihsel uyarılar ve küresel örnekler
Tarih, bu tür bağımlılıkların ağır bedelleriyle doludur. 1956 Kadeş Operasyonu’nda İsrail, sahada elde ettiği başarıya rağmen uluslararası baskıyla geri çekilmek zorunda kalmıştır. Benzer şekilde Vietnam'da siyasi bitiş çizgisinin operasyonel gerçeklerden kopuk olarak Washington’da belirlenmesi, askeri kazanımların aşınmasına yol açmıştır. Yakın dönemde Ermenistan-Azerbaycan savaşında da görüldüğü üzere, büyük güçler yalnızca kendi çıkarları çakıştığı sürece destek verirler; çıkarlar değiştiğinde ise geri çekilirler. Tek başına hareket kabiliyeti olmayanlar, bu gerçeği genellikle en yanlış zamanda keşfederler.
Sonuç: Bağımsızlık varoluş koşuludur
Günümüzde Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da dahi öz yeterlilik bilinci gelişirken; Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs gibi ülkeler kendi savunma kapasitelerini dış tehdit tanımlarından bağımsız olarak inşa etmektedir. İsrail için de değişim artık bir tercih değil, acil bir zorunluluktur. Kuvvet inşasından kaynak tahsisine kadar her alanda bağımsızlık öncelenmelidir.
ABD ile müttefiklik ilişkisini koparmak değil, ancak bu ilişkiye mutlak bağımlılığı sona erdirmek temel gaye olmalıdır. İttifaklar stratejik bir varlıktır ancak varoluşun yegâne koşulu değildir. Gerçek varoluş koşulu; tek başına savaşabilme ve savaşın bitiş çizgisini kontrol edebilme iradesidir. Egemen bir Yahudi devleti, kendi kaderini belirleme gücünden asla vazgeçmemelidir.
Çeviri: YDH