Lübnan çatlağı müzakereleri tıkadı: Batı'da Trump’ın 'fevriliği' endişesi

img
Lübnan çatlağı müzakereleri tıkadı: Batı'da Trump’ın 'fevriliği' endişesi YDH

"İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerinin anlaşmanın parçası olmadığı konusundaki ısrarı, ABD’nin müttefiklerini yönetme kapasitesinin sınırlarını gösteriyor."




Rim Hani

YDH - ABD ve İran arasında İslamabad'da yapılacak müzakereler öncesinde, Washington'ın ateşkes şartlarındaki tutarsızlığı ve İsrail'in Lübnan'daki ısrarlı saldırıları ciddi bir "Lübnan boşluğu" yaratarak süreci tehlikeye atıyor. El-Ahbar gazetesi muhabiri Rim Hani'nin değerlendirmesine göre Trump yönetiminin bölgedeki rejim değişikliği hedefinde başarısız olması ve İran'ın stratejik dayanıklılığını kanıtlaması, bölgedeki güç dengelerini Tahran lehine değiştirirken ABD'nin müttefikleri üzerindeki kontrolünü ve güvenlik garantilerinin inandırıcılığını sorgulatıyor.

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında sağlanan iki haftalık ateşkesin temelini oluşturan önerilere Washington’ın adeta "darbe" yapması ve İsrail’in Lübnan’daki savaşı sürdürme konusundaki ısrarı, beklenen müzakerelerin kaderine dair dünya genelinde karamsar bir havanın hakim olmasına yol açıyor.

Washington'ın, ateşkesin Lübnan dahil tüm cepheleri kapsadığına yönelik İran ve Pakistan kaynaklı anlatıdan kaçınma çabaları ve Başkan Donald Trump’ın Lübnan’ın "anlaşma dışında" kaldığına dair açıklamaları, Batılı gözlemcilerin "Lübnan boşluğu" diye nitelediği bir durum yarattı.

Bu belirsizlik, ateşkesin tamamen çökmesi ya da en iyi ihtimalle "kırılgan ve geçici" bir hal alması riskini beraberinde getiriyor.

Avustralya merkezli The Conversation platformuna göre, ABD İsrail’i Lübnan’daki askeri faaliyetlerini durdurmaya ikna edemezse ateşkes çökecek. Daha kalıcı bir anlaşma için müzakereler başladığında Lübnan meselesinin asli bir uyuşmazlık noktasına dönüşeceği öngörülüyor.

Bu durumun bir nedeni de İsrail ve ABD’ye karşı direnmenin İran için yalnızca siyasi bir araç değil, rejimin kimliğinin ve varlığının özü olması. Trump’ın Ortadoğu yaklaşımındaki temel özelliklerden biri, İsrail’in bölgedeki konumuna dair köklü sorunları çözmeye veya çatışmanın tarihsel kökenlerini anlamaya gerçek bir ilgi duymaması olarak öne çıkıyor. ABD’nin Ortadoğu’daki kronik gerilimlerin merkezindeki çetrefilli meseleleri ele alma niyetinde olmadığı görülüyor.

Beyaz Saray sakininin şu anki öncelikli kaygısı, yürüttüğü savaşın ülke içindeki popülaritesini yitirmesi, onay oranlarının rekor seviyede düşmesi ve çatışmanın beklenenden uzun sürmesi olarak değerlendiriliyor.

Bu tablo, Trump’ı geri adım atarak "zafer" ilan etmeye ve bölgedeki savaş öncesi statükoyu büyük ölçüde korumaya itebilir. Nitekim İran’ın daha önce "yetersiz" bulunan on maddelik planını artık "müzakere için pratik bir temel" olarak görmesi bu yaklaşımla açıklanıyor.

Bazı yorumcular ise Washington’ın Ortadoğu’yu ve dünyayı eski halinde değil, daha "kötü" bir vaziyette bıraktığı görüşünde.

Amerikan Foreign Affairs dergisi, ateşkes anlaşmasının pek çok ayrıntısının hala muğlak olduğunu ve Trump’ın "rejim değişikliği" çağrısıyla başlayan savaşın, mevcut rejimi yerinde bırakmakla kalmayıp onu her zamankinden daha özgüvenli ve dirençli hale getirdiğini belirtiyor.

Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı Suzanne Maloney, sonucun şu ana kadar İran’ın arzuladığı yönde gerçekleştiğini ifade ediyor. İran’ın savaş sonrasında Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürebilmesinin Ortadoğu’daki güç dengelerinde tam bir stratejik değişim anlamına geleceğini vurgulayan Maloney, savaş süresince İran’ın dayanıklılığına dair köklü hesap hataları yapıldığını belirtiyor.

İstihbarat raporlarının "saldırıların rejimi devirmeyeceği" yönündeki uyarılarına rağmen Trump, İran’ın teslim olacağını ve çökeceğini varsaymıştı. Maloney’e göre bu hatalı değerlendirmeler, Washington’ı çıkılması güç bir duruma sürükledi.

Öte yandan, İranlı politika yapıcıların ABD’nin askeri ve ekonomik gücüne dair değerlendirmelerinin isabetli olduğu ve yeni bir mücadele turuna önceden hazırlandıkları görülüyor. İran’ın gücünün direnme ve mukavemet kapasitesinde yattığını bilmeleri, ağır saldırılara rağmen komuta ve koordinasyon düzeyinde işlerin şaşırtıcı bir akıcılıkla yürümesini sağladı.

Trump’ı bir çıkış yolu aramaya zorlayan tek etken İran’ın yanıtı değil, aynı zamanda çatışmanın başından bu yana sergilediği tutarsız tavırlar oldu; bu durum Trump’ın İran üzerinde değil, bizzat "kendi üzerinde" baskı yaratmasına yol açtı.

Ateşkesin geleceği hakkında Maloney, 2015’teki nükleer anlaşma gibi yıllar süren müzakereler gerektiren bir uzlaşmanın iki haftada tamamlanmasının beklenemeyeceğine dikkat çekiyor. İran’ın 10 maddelik planı ile ABD’nin 15 maddelik planı arasındaki mesafe göz önüne alındığında, her iki taraf için de uygun ilkeler üzerinde uzlaşmak hayli güç görünüyor.

Savaşın ekonomik bedelleri tarafları olumlu bir sonuca odaklasa da, ateşkesi sürdürmek pek olası değil. İsrail’in ateşkese yönelik aykırı tutumu ise Washington ve Tel Aviv’in savaştan beklentilerinin uyuşmaması ve hedeflere ulaşılmadan çekilmenin her iki taraf için yaratacağı maliyetlerle ilişkilendiriliyor.

Chatham House tarafından yayımlanan rapor, İsrail’in Lübnan’ın ateşkese dahil edilmesini reddetmesi, Körfez ülkelerinin altyapı ve sevkiyat yolları üzerindeki baskılara karşı güvence arayışı ve İran’ın füze ile nükleer kapasitesini çözümsüz bırakan düzenlemelere duyulan şüphe gibi meselelerin birkaç haftada çözülemeyeceğini ortaya koyuyor.

ABD kuvvetlerinin bölgedeki mevcudiyetini artırması ve dinmeyen tırmanma riski, gerilimlerin yeni tehditler veya boğaz üzerindeki baskılarla tekrar yüzeye çıkma ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, müzakerelerin başlangıçta belirlenen zaman diliminin ötesine uzatılması ihtiyacını doğurabilir.

İslamabad’daki görüşmelerin yalnızca ABD ve İran önceliklerine odaklanması durumunda, "anlık kriz" dondurulsa bile geniş bölgesel sistemin kırılgan ve yeni tırmanmalara açık kalacağı uyarısı yapılıyor. ABD’nin kuvvet kullanımı uluslararası hukuk ve düzeni zayıflatırken, Washington ile "tercihe dayalı" bir savaşa dahil olmayı reddeden müttefikleri arasındaki ilişkileri de olumsuz etkiledi.

Ayrıca, hava savunma sistemlerinin Ortadoğu’ya kaydırılması Asyalı ortaklarda endişe yaratarak ABD’nin güvenlik garantilerinin inandırıcılığını sarstı.

İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerinin anlaşmanın parçası olmadığı konusundaki ısrarı, ABD’nin müttefiklerini yönetme kapasitesinin sınırlarını gösteriyor. Körfez ülkeleri ABD’den tamamen kopmasa da Washington ile güvenlik ilişkilerini yeniden değerlendirme sürecine giriyor.

İngiliz yayın kurumu BBC, her iki tarafın da savaşı bitirmek için güçlü nedenleri olsa da ilan edilen pozisyonların birbirinden tamamen uzak olduğunu belirtiyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ateşkesi "kırılgan bir sulh" olarak nitelendirmesi gerçekçi bir tespit olarak değerlendiriliyor.

Pakistan’ın kalıcı bir anlaşma için arabuluculuk yapıp yapamayacağı henüz belirsiz olsa da, savaş ve sonuçları Ortadoğu’yu şimdiden yeniden şekillendiriyor. 

Trump ve Netanyahu’nun "rejim değişikliği" vaadi gerçekleşmedi; aksine, düşeceği iddia edilen rejim artık müzakerelerin tam yetkili ortağı haline geldi ve Trump’ın "kayıtsız şartsız teslimiyet" talebinden sadece haftalar sonra konumunu tahkim ediyor.

İslamabad görüşmelerinin, ABD ve İsrail’in İran topraklarına yönelik ani saldırılarıyla gölgelenen Cenevre görüşmelerinden farklı olup olmayacağı merak ediliyor. Ateşkes öncesindeki süreçte rol oynayan Çin’in İslamabad’daki nüfuzunun artması ve Ortadoğu’daki etkisini pekiştirmesi bekleniyor.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel