Bloomberg tarafından yayımlanan analize göre, tek bir güç merkezinin bulunmadığı yeni dünya düzeni süreci, artan belirsizlikler ve eski kuralların zayıflaması nedeniyle daha tehlikeli bir yapıya bürünüyor.
YDH - Bloomberg tarafından aktarılan değerlendirmelere göre, tek bir güç merkezinin bulunmadığı ve yeni oluşmakta olan dünya düzeni, daha istikrarsız ve tehlikeli bir sürece giriyor.
New America Politika Merkezi kıdemli siyaset analisti Gordon LaForge, artan belirsizliklerin, eski uluslararası kurallar sisteminin zayıflamasının ve yoğunlaşan rekabetin çatışma risklerini yükselttiğini ifade ediyor.
Analist LaForge'un değerlendirmesine göre, eski dünya düzeni son birkaç on yılda Irak Savaşı, küresel finansal kriz ve pandemi gibi gelişmelerin etkisiyle kademeli olarak parçalanmaya başladı.
LaForge, bu parçalanma sürecinin Donald Trump'ın başkanlık döneminde ise keskin bir ivme kazandığını kaydediyor.
Bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslararası anlaşmaları yeniden gözden geçirdiği, ticari kısıtlamalar getirdiği ve müttefikleri üzerinde baskı kurduğu belirtiliyor.
Analizdeki öngörülere göre yeni sistem, tek bir güç merkezi olmaksızın inşa edilecek.
Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel etkisinin azaldığı, buna karşılık Asya ülkeleri ile Küresel Güney'in ekonomik ve siyasi rolünün arttığı vurgulanıyor.
Verilere göre, 1990 yılında G7 ülkeleri küresel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yarısını sağlarken, 2025 yılına gelindiğinde bu payın yaklaşık dörtte bire düşeceği öngörülüyor.
Aynı süreçte Çin, Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkelerinin konumlarını önemli ölçüde güçlendirdiği aktarılıyor.
LaForge, büyük şirketlerin ve hükümet dışı kuruluşların etkisinin de arttığını, bu aktörlerin uluslararası sorunların çözümünde giderek daha fazla devletlerle eşit düzeyde yer aldığını belirtiyor.
Siyasi görüş ayrılıklarına rağmen küresel ekonominin birbirine bağlı kalmaya devam ettiğini dile getiren analist, dünya ticareti ve yatırımların artışını sürdürdüğüne dikkat çekiyor.
Metinde, ülkelerin artık kalıcı bloklar kurmak yerine belirli görevler için geçici ittifaklar oluşturmayı tercih ettikleri kaydediliyor. Bu modelin ekonomi, sağlık hizmetleri ve iklim değişikliğiyle mücadele alanlarında etkili olabileceği ifade edilirken, güvenlik alanında ise daha zayıf performans sergilediği belirtiliyor.
Güvenlik konularında risklerin arttığını vurgulayan yazar, eski caydırıcılık sisteminin zayıflamasının çatışma sayısında artışa, askeri harcamaların yükselmesine ve farklı ülkelerde nükleer programların genişletilmesine dair tartışmalara yol açtığını ifade ediyor.
Yüksek belirsizliklerin ek tehditler oluşturduğu belirtilen analizde; geleneksel risklere siber saldırıların, yeni pandemilerin, teknolojik gelişmelerin sonuçlarının ve iklim değişikliklerinin eklendiği dile getiriliyor.
Sonuç olarak LaForge, şekillenmekte olan dünya düzeninin eş zamanlı olarak hem daha esnek hem de daha istikrarsız ve riskli olacağı değerlendirmesinde bulunuyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e göre, yeni uluslararası düzen 2020'li yılların ikinci yarısından itibaren şekillenmeye başlayacak.
Von der Leyen, Avrupa'nın bu değişimlere hazırlıklı olması gerektiğini ve 2030 yılına kadar güçlü bir savunma yapısı oluşturulması gerektiğini ifade ediyor.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise daha önce yaptığı bir açıklamada, dünya düzeninin fiili temelini "orman kanunu" olarak nitelendirmişti.
Kallas, kağıt üzerinde beyan edilen kurallar sisteminin uygulamada sıklıkla güçlünün hukukuna yenik düştüğünü belirtmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Kasım 2024'te yaptığı açıklamada yeni bir dünya düzeninin oluştuğunu dile getirmişti. Putin, insanlığın son yirmi yılda tarihi ölçekte olaylar yaşadığını ve bunun sonucunda eski sistemlerden farklı, yeni bir dünya düzeninin ortaya çıktığını söylemişti.
Batı liberalizmini eleştiren Rusya lideri, hoşgörüsüzlük ve saldırganlığın arttığını belirterek "bizimle olmayan bize karşıdır" mantığının tehlikeli olduğunu ifade etmişti.