L'Espresso gazetesi, “Dalet Planı” ve “Büyük İsrail” anlatısını ele aldığı haberinde, Gazze, Lübnan ve bölgede süren savaşların bu stratejik çerçevenin bir devamı olduğu değerlendirmesinde bulundu.
YDH- İtalyan L'Espresso gazetesinde yayımlanan haberde, Tel Aviv’de bir dönem herkesin bildiği “Kırmızı Ev” adlı yapının, İsrail tarihindeki kritik bir dönüm noktasına ev sahipliği yaptığı aktarıldı.
Habere göre, söz konusu yapı, geçen yüzyılın başlarında özellikle Orta ve Doğu Avrupa’dan gelen ilk Yahudi gruplar tarafından inşa edildi.
Yapı, kurucuları tarafından “gururla” sergileniyordu; gün batımında pembeye çalan tonlarıyla, sanatçıların ve edebiyatçıların “gelecekteki İsrail’in ilk şehri” olarak hatırladığı “beyaz şehir” üzerinde belirgin şekilde yükseliyordu.
Habere göre, 1947 yılına kadar İşçi Konseyi’ne ev sahipliği yapan bina, daha sonra “başlıca gizli Siyonist silahlı örgüt” olarak tanımlanan Haganah’ın genel karargâhı haline geldi.
Bugün o ev artık yok; yerinde Sheraton Oteli yakınında bir otopark bulunuyor. Ancak haberde, “eski duvarlarının anısı, Yahudi devletinin tarihinde belirleyici bir ana işaret ediyor” denildi.
1948 planı: “Filistin’in etnik temizliği”
Tarihçi Ilan Pappé’nin “Filistin’in Etnik Temizliği” adlı kitabına atıfla haberde şu ifadelere yer verildi: “10 Mart 1948’de, kıdemli Siyonist liderler ve genç Yahudi askeri subaylardan oluşan on bir kişilik bir grup, Filistin’in etnik temizliği planına son şeklini verdi.”
Aynı tarihte, kod adı Plan D (Dalet) olan proje son haline getirildi. Haberde, bu planın yıllar içinde defalarca güncellendiği ve “halen geçerliliğini koruduğu” belirtildi.
Plan, “Büyük İsrail’in gerçekleştirilmesi için siyasi ve askeri eylemlere yön veren program” olarak tanımlandı.
“Büyük İsrail” anlatısı: Mısır’dan Fırat’a
Haberde, “İsrail Devleti’nin her davranışı, son 100 yılın aynı mantığını izler” vurgusu yapılarak, “Bütün İsrail toprağı” (Eretz Yisrael Haslemah) kavramının İncil’de Tanrı’nın Hz. İbrahim’e verdiği iddia edilen “vaatle” bağlantılı olduğu belirtildi.
Bu anlayışa göre, söz konusu toprakların “Mısır’dan Fırat Nehri’ne kadar uzandığı” ifade edildi.
Haberde bunun soyut bir kavram olmadığı, aksine Başbakan Benyamin Netanyahu hükümetinin pusulası olduğu ve “aşırı sağcı mesiyanik bir çoğunluk” tarafından desteklendiği aktarıldı.
7 Ekim sonrası: “Gazze sadece bir tepki değildi”
Haberde, 7 Ekim 2023’te Hamas ve İslami Cihad savaşçılarının İsrail’in güneyindeki kibbutzlara yönelik operasyonlarının ardından bu projenin yeniden canlandırıldığı ve hız kazandığı belirtildi.
Gazete, Gazze’nin sistematik olarak yerle bir edilmesinin yalnızca Aksa Tufanı Operasyonu’na verilen bir “tepki” olmadığını belirterek, bunun “70 yıldır süren, saldırılar, yıkımlar ve suikastlerle dolu gizli ve asimetrik çatışmayı sona erdirmek için bir fırsat” olarak görüldüğünü aktardı.
Haberde bölgenin “kelimenin tam anlamıyla yerle bir edildiği” ve “içinde yaşamanın imkânsız olduğu devasa bir moloz yığınına” dönüştüğü belirtildi.
Lübnan cephesi: “Litani yeni sınır olmalı”
Haberde, benzer bir sürecin Güney Lübnan’da da yaşandığı ifade edildi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın, İsrail ordusunun Litani Nehri’nin güneyinde kontrolü “güvenlik gerekçesiyle” sürdüreceğini açıkladığı aktarıldı.
Haberde bildirildiği üzere, Lübnan’a giren işgalci askerler sadece Hizbullah’ın füze rampalarını hedef almakla kalmadı; “evleri ve çiftlikleri havaya uçurdu, nehir üzerindeki köprüleri yok etti, UNIFIL’in (BM Lübnan Geçici Görev Gücü) gözlem noktalarını vurarak üç mavi kasklı askeri öldürdü.”
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in şu sözlerine yer verildi: “Lübnan’daki mevcut harkat radikal bir değişimle sonuçlanmalı. Litani, Lübnan Devleti ile aramızdaki yeni sınırımız haline gelmeli.”
Haberde ayrıca, Netanyahu hükümetinin bölgedeki 600 binden fazla kişiye tahliye emri verdiği ve “muhtemelen evlerine dönemeyeceklerini” hatırlattığı belirtildi.
Beyrut’un korkusu ise, 1978’deki 20 yıllık işgal ve 2006’daki kara harekatına benzer şekilde daha geniş çaplı bir operasyonun yaşanabileceği yönünde.
“Nakba” ve çifte anlatı: “İnkâr etmek, o halk yoktu demektir”
“İsrail’in kendini savunma hakkının tartışma konusu olmadığı” iddia edilen haberde, “bunun tüm dünyanın kınadığı ve şaşkınlıkla izlediği eylemleri haklı çıkaramayacağı” vurgulandı.
1948’de 250 bin Filistinlinin topraklarını terk etmeye zorlanmasıyla tanımlanan Nakba’ya (Büyük Felaket) atıfla şu ifade kullanıldı: “Nakba’yı inkâr etmek, o halkın hiç var olmadığını, Filistin’de sadece ‘Arapların’ yaşadığını ve hiçbir kovulmanın olmadığını, aksine ‘gönüllü’ bir göç yaşandığını kabul etmek anlamına gelir.”
Haberde, Batı Şeria’daki yerleşimcilerin askerler tarafından korunan saldırılarına yönelik sessizliğin, “bugün milyonlarca çifte mültecinin yeniden evlerini, sevdiklerini ve anılarını terk etmeye zorlanmasının modern versiyonu” olduğu öne sürüldü.
Buradaki amacın da aynı olduğu belirtildi: “Batı Şeria’ya kadar toprağı genişleterek Tanrı’nın vaat ettiği eksik parçayı ilhak etmek.”
İran ve bölgesel denklem: “'Dalet Planı' neredeyse zirveye ulaştı”
Haberde, Golan Tepeleri’nin ardından “Suriye’den aşındırılan” toprak parçası da düşünüldüğünde “Dalet Planı’nın neredeyse zirvesine ulaştığı” vurgulandı.
Gazeteye göre, İran’a yönelik savaşın ise farklı bir hedefi var: “Nükleer tehdit ihtimalini ortadan kaldırmak.”
Haberde bu savaşı isteyenin Netanyahu olduğu ifade edilerek, “Ayetullahlar olmadan Büyük İsrail’i gerçekleştirebilir” denildi.
Son olarak, haberde Donald Trump’ın bu süreçteki rolüne de değinilerek, “artık nasıl kurtulacağını bilmediği bir bataklığa sürüklenen Donald Trump'a ise Hark Adası’nın enerji kaynakları kalıyor.” denildi.