Doğrudan müzakereler: Savaşın bir uzantısı

img
Doğrudan müzakereler: Savaşın bir uzantısı YDH

"Bu iç içe geçmiş hesaplar arasında sürecin istikbali pek çok ihtimale açık olsa da, sınırları sahadaki gücün gerçekliği ve herhangi bir tesviyeyi çözümü dayatma yahut engelleme kapasitesi tarafından çizilmeye devam edecektir."




Ali Haydar

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Ali Haydar, Lübnan hükümetinin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakere sürecini, barışa yönelik samimi bir adım değil; askeri başarısızlığı siyasi baskıyla telafi etmeye çalışan bir "savaş stratejisi" olarak tanımlıyor. Yazar, Netanyahu’nun tavır değişikliğini sahadaki yeni dengelere (İran ve Hizbullah faktörü) bağlamakta ve müzakerelerin asıl amacının Lübnan iç cephesini bölmek olduğunu vurguluyor.

Lübnan siyasi otoritesi ile Siyonist düşman arasında başlatılan "doğrudan müzakere" teşebbüslerini; savaşı durduracak, Lübnan topraklarını özgürleştirecek, esirleri kurtaracak ve göç edenleri geri döndürecek ciddi bir adım gibi pazarlama gayretleri akim kalmıştır.

Zira bu sürecin arka planına, bağlamına ve hedeflerine dair yapılacak ufak bir tefekkür bile; cereyan eden hadisenin harpten sulha bir intikal değil, aksine savaşın içinde İsrail ve Amerikan çıkarlarına hizmet edecek siyasi enstrümanların devreye sokulması olduğunu teyit etmektedir.

Benyamin Netanyahu’nun, savaşın başında reddetmesine rağmen doğrudan bir müzakere kanalı açmayı kabul etmesi, bir geri adım yahut taviz değil; bilakis bir İsrail "okuması"nın yansımasıdır.

Bu okumaya göre mevcut moment; İran’a karşı yürütülen Amerika-İsrail savaşı ve Hizbullah’ın Lübnan’daki İsrail saldırganlığına karşı koyuşuyla şekillenen yeni değişkenler ışığında, böyle bir hamleyi zaruri kılmıştır.

Bu zaviyeden bakıldığında İsrail, müzakerelere "düşük maliyetli" bir araç gözüyle bakmaktadır. Bu süreç onu fiili tavizler vermeye icbar etmemekte, buna mukabil kendisine pek çok fayda sağlamaktadır:

İlki, çözüm yanlısı bir taraf maskesine bürünerek uluslararası toplum nezdindeki imajını tashihtir. İkincisi ve daha mühimi; müzakere yolunun varlığı, uluslararası baskıları hafiflettiği için Güney’deki askeri operasyonların idamesine alan açmaktadır.

İsrail’in bu noktadaki elini güçlendiren asıl husus ise; Lübnan hükümeti tarafından "hukuk dışı" ilan edilen bir direniş odağına ve toplumsal tabana saldırdığı yönündeki propagandayı yaygınlaştırması olmuştur.

Lakin düşmanın murad ettiği asıl "derin kazanım", Lübnan’ın iç cephesiyle alakalıdır. Müzakereler, doğrudan bir netice vermese dahi iç bölünmeyi derinleştirmeye yaramaktadır.

İşte İsrail’in gizli hedeflerinden biri burada gizlidir: Lübnan içindeki siyasi ihtilafları, doğrudan askeri cepheleşmenin ötesine taşıyarak Direniş üzerinde bir baskı unsuruna dönüştürmek. Bu yaklaşım, İsrail liderliğinin Hizbullah ile askeri hesaplaşmayı bitirmenin "müteassir" olduğu yönündeki artan kanaatini yansıtmaktadır.

Nitekim düşman ordusunun komuta kademesi, kesin bir askeri neticenin ancak Lübnan topraklarının tamamen işgaliyle mümkün olacağını beyan etmiştir.

Geçmiş tecrübeler, bilhassa son yıllardakiler göstermiştir ki; askeri güç, tüm üstünlüğüne rağmen bu tür çatışmaları sonlandırmaya tek başına muktedir değildir. Bu sebeple siyasi baskı, psikolojik harp ve iç çelişkilerin istismarı gibi başka aygıtlara müracaat edilmektedir.

Aynı zamanda bu mecra, Lübnan sahasını bölgesel bağlamından, bilhassa İran’dan koparmayı hedefleyen daha geniş bir stratejik gaye ile kesişmektedir.

İsrail, Hizbullah’ın kudretinin yalnızca öz kapasitesinden değil, aynı zamanda bölgesel bir destek ağına eklemlenmiş olmasından neşet ettiğini görmektedir. Bu sebeple söz konusu bağı zayıflatacak yahut yeniden tanımlayacak her adım, başlı başına bir kazanım addolunmaktadır.

İşte tam bu noktada İsrail’in; Lübnan’daki direnişin İran desteğinden istifade etmesini engellemek maksadıyla dile getirilen "müzakere kararını geri alma" yahut "Lübnan’ı tarafsızlaştırma" gibi söylemleri neden memnuniyetle karşıladığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu başlıklar iç siyasette her ne kadar "egemenliğin güçlendirilmesi" şeklinde takdim edilse de, pratikte İsrail’in yıllardır peşinde koştuğu amaca hizmet etmektedir. Bir başka ifadeyle, farklı hedefler, değişik saiklerle de olsa aynı noktada buluşabilmektedir.

Buna mukabil, Lübnan’daki siyasi otorite bu süreci; "müzakere kararını dış odaklardan geri aldık" diyerek bir başarı gibi göstermeye çalışmaktadır. Fakat bu iddia ciddi soruları beraberinde getiriyor: Bu karar zaten gasp edilmiş miydi?

Dahası, daha önce ortada bir müzakere teklifi vardı da birileri mi engel olmuştu ki şimdi "geri alındığı" iddia ediliyor? Vakıa şudur ki; yaşanan hadise, güç dengelerinde fiili bir değişimden ziyade, siyasi anlatının yeniden kurgulanmasından ibarettir.

Ayrıca, gerilimin her aşamasında Lübnan’ı muhafaza eden bölgesel amillerin, bilhassa İran desteğinin rolünü görmezden gelmek, bu rolün mahiyetini değiştirmemektedir.

Zikredilen tüm hususlara rağmen, bu müzakere sürecinin önünde aşılması imkânsız sınırlar mevcuttur. Temel mesele olan Direniş’in silahı ve rolü, müzakere masasında halledilebilecek bir konu değildir. Bu mesele, karmaşık iç ve bölgesel dengelere bağlıdır ve tek taraflı siyasi kararlarla aşılamaz. Dolayısıyla, bu hakikati nazara almayan her türlü mutabakat, başarısızlığa yahut akamete uğramaya mahkûmdur.

Kasım 2024 anlaşmasından sonraki tecrübe, bunun açık bir misalidir. Anlaşmaya rağmen düşmanın saldırılarını durdurmaması göstermiştir ki; uygulama şartları olgunlaşmamış şekli ittifaklar istikrarı sağlamaya kâfi gelmez.

Bu durum bir kez daha teyit etmektedir ki; neyin uygulanabilir olduğunu ve neyin kâğıt üzerinde kalacağını belirleyen şey yazılı metinler değil, sahadaki güçtür.

Hulasa, bugün müşahede ettiğimiz durum; siyasetin savaşın bir uzantısı olarak kullanıldığı, askeri gücün elde edemediği hedeflere ulaşmak için müzakerelerin bir aygıt olarak istihdam edildiği yeni bir çatışma evresidir.

Düşman ordusunun kendi siyasi liderliğine sunamadığı o "zafer fotoğrafı"nı, maalesef Lübnan’daki siyasi otorite onlara altın tepside sunmuştur. Bu girift tabloda temel hakikat bakidir: Genel gidişatı tayin edecek olan şey, müzakerelere başlandığının ilanı değil; iç ve dış güçler arasındaki o hassas muvazenedir.

Daha açık bir tabirle; mevcut müzakereler çatışmanın daha karmaşık bir hal aldığını, her tarafın elindeki imkânlarla en iyi mevziyi kazanmaya çalıştığını göstermektedir.

Bu iç içe geçmiş hesaplar arasında sürecin istikbali pek çok ihtimale açık olsa da, sınırları sahadaki gücün gerçekliği ve herhangi bir tesviyeyi çözümü dayatma yahut engelleme kapasitesi tarafından çizilmeye devam edecektir.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel