ABD kaybetti, İsrail boyun eğdi

img
ABD kaybetti, İsrail boyun eğdi YDH

"Şehit Seyyid Hasan Nasrullah’a son bir söz: Ey Seyyid, evlatlarına bak; dileyen dilesin, dileyen istemesin, onlar bize zaferler dönemini yeniden yaşatıyorlar."




İbrahim el-Emin

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, Lübnan-İsrail hattındaki savaşın durmasını takiben kaleme aldığı yazıda; İsrail ve ABD’nin stratejik bir yenilgiye uğradığını, "Direniş"in ise sahada mutlak bir üstünlük tesis ettiğini vurguluyor. El-Emin, mevcut Lübnan hükümetinin meşruiyetini ve dış bağımlılığını sorgulayarak, toplumsal barışın tesisi ve egemenlik haklarının korunması adına ivedilikle "Ulusal Birlik Hükümeti" kurulması çağrısında bulunuyor.

İşgal otoritesinin[1] rükünleri dilediklerini söylesinler; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump istediklerini ilan etsin; İsrail’in Lübnan ve bölgedeki işbirlikçileri hayal güçlerinin elverdiği en uç noktaya gitsinler ve ellerinden geleni arkalarına koymasınlar; zira hakikat, başarısız sihirbazların tüm oyunlarından daha güçlü kalmaya devam etmektedir.

Dün yaşananlar, ABD’nin geri adım attığını ve İsrail’in yeniden Amerikan dikteleriyle[2] uyumlu bir aparat olarak ortaya çıktığını ifşa etmiştir. Benyamin Netanyahu, tırmandırıcı söylemine rağmen, Beyaz Saray’ın ritmine uymak zorunda kalmıştır; bu tablo, Lübnan’da kendi şartlarını dayatma konusundaki acziyetini yansıtmaktadır.

Dün, öncelikle ABD boyun eğmiş, İsrail bir kez daha Amerikan dayatmalarına tabi uysal bir araç olarak görülmüş ve kundakçı Benyamin Netanyahu, Beyaz Saray talimatlarına uymak ve geceyi gündüze katan direnişçilerin eliyle Lübnan’da uğradığı yenilgiyi ilan etmek zorunda kalmıştır.

Bu direnişçiler; baskıya ve katliama göğüs gererek, her an intikam anına hazırlanmış ve bir halkın egemenliğinin, özgürlüğünün ve onurunun ancak fedakarlık, kan, alın teri ve gözyaşı ile mümkün olduğu gerçeğini yeniden tesis etmişlerdir.

Gece yarısı itibarıyla düşman, Lübnan üzerindeki suç teşkil eden savaşını durdurmak zorunda kalmıştır. Ancak bu duraklamanın fiili bir savaş sonuna, işgal altındaki topraklardan tam çekilmeye, esirlerin serbest bırakılmasına ve Güney, Bekaa ile Dahiye halkının sağlam, hasarlı veya yıkılmış evlerine güvenli dönüşünün sağlanmasına tahvil edilebilmesi için net kaidelerin belirlenmesi elzemdir.

Bu, düşmanın gerçekleri tahrif etmeye[3] kalkışması durumunda dengeleri yeniden değiştirebilecek çapta büyük bir mücadeledir.

Beyrut’taki mevcut yönetim erki[4], Amerikalılar tarafından atandığı 16 aydan bu yana en zorlu sınavla karşı karşıya kalacaktır ve şu kaçınılmaz soruyla yüzleşecektir: Saldırının izlerini silmek ve halkın güvenliğini sağlamak için kendi halkının yanında mı yer alacak, yoksa kendisini iktidara getirenleri memnun etmek adına ustalıkla yaptığı "taviz üstüne taviz verme" politikasına uyum mu gösterecektir?

Birkaç saat içinde meydanlar, köyler ve şehirler insanlarla dolacak; halk bu mukaddes savaşta şehit düşenleri defnetmek için acele edecektir.

Birçok taraf enkazın kaldırılması ve yolların açılması için harekete geçecektir; temenni edilen, devletin kendi cihazlarını bu çabalara eşlik etmek ve insanların evlerine dönüşüne imkan tanıyacak asgari altyapıyı yeniden tesis etmek üzere seferber etmesidir.

Ancak, gerek belirlenen on günlük mütareke [5] süresi içinde gerekse sonrasında düşman için asıl sınav başlayacaktır.

Eğer düşman, 2 Mart tarihinden önceki uygulamalarına geri dönebileceğini zannediyorsa, bu durum Direniş’e; ne boyun eğmiş yönetimden ne de vesayet makamlarından izin almaksızın doğrudan ve meşru cevap verme hakkını tanıyacaktır.

Eğer düşman, saldırgan eylemlerin her türlüsüne tam bir durdurma taahhüdünde bulunursa, işgal altındaki tüm Lübnan topraklarından çekilmek için çok kısa bir takvim ilan etmelidir.

Geçmiş savaştan sonraki uzun süreli kalış senaryosunun tekrarlanması kabul edilemez; zira Direniş söylediklerinde nettir: İşgali kovmak için var olmuştur ve şimdi veya herhangi bir zamanda üzerine düşeni yapacaktır!

Mevcut yönetim erki ise; şehitlerin, halkın, direnişçilerin ve toprak sahiplerinin haklarına riayet etmeyi zorunlu kılan nihai sınavla karşı karşıyadır.

Aksi takdirde, bu yönetimin tasfiyesi; onun rükünlerinin pervasızlığından, vasilerinin ahlak yoksunluğundan ve içerideki ile dışarıdaki adamlarının milli şuur eksikliğinden muzdarip olan halkın öncelikli görevi olacaktır.

Düşman başbakanı ile telefon görüşmesi yapmayı reddetmek bir lütuf veya gösteriş değil; saldırıya uğrayan ve topraklarının bir kısmı işgal edilen bir devletin sergilemesi gereken en doğal ve asgari duruştur.

Bunun ötesinde, ülkenin son iki yıldır tanıklık ettiği olaylar, Lübnan’ın büyük bir karara; yani halkın temsilini yansıtan muhtelif güçleri bünyesinde barındıran, tam anlamıyla siyasi bir Ulusal Birlik Hükümeti kurulmasına olan ihtiyacını teyit etmektedir.

Bu hükümet; çalınan fonların geri alınmasından devlet kurumlarının ihyasına, idari birimlerin güçlendirilmesinden ulusal bağışıklığın tahkim edilmesine ve ABD-Suudi vesayetine son verilmesine kadar Lübnanlıların hayatındaki tüm kritik başlıkların tartışılacağı yegane mecra olmalıdır.

Nihayetinde bu hükümet; Lübnan’ın korunması için ABD ve İsrail diktelerinden bağımsız, gerçekçi bir "Ulusal Güvenlik Projesi" vasıtasıyla savunma yollarını müzakere etmelidir.

Böyle bir hükümet, tam da bu anda, toplumsal barışı korumak ve ülkeyi defalarca yıkıma uğratmış olan maceracıların kirli oyunlarına geri dönmelerini engellemek için ciddi bir girişimde bulunabilecek tek mercidir. Bu görev, diğer her şeyin önündedir!

Buna paralel olarak, Şehit Seyyid Hasan Nasrullah’a son bir söz: Ey Seyyid, evlatlarına bak; dileyen dilesin, dileyen istemesin, onlar bize zaferler dönemini yeniden yaşatıyorlar.


[1] Metin bağlamında bu ifade, İsrail'i kastetmekten ziyade, yazarın Lübnan'daki mevcut hükümeti "dış güçlerin (ABD) atadığı/güdümünde bir yapı" olarak nitelemek için kullandığı aşağılayıcı ve siyasi bir tanımlamadır. (ç.n.)

[2] Uluslararası ilişkilerde egemen bir devletin diğerine kendi iradesini zorla kabul ettirmesi durumunu ifade eder. Diplomatik çeviride "dayatma" veya "dikta" (dictation) olarak karşılanır. (ç.n.)

[3] Hukukta bir kuralın veya bir anlaşma maddesinin lafzına uyup ruhunu ihlal etmek (dolus/fraud) anlamında kullanılır. (ç.n.)

[4] Lübnan anayasal sisteminde hükümetin meşruiyeti mezhepsel temsiliyete dayanır. Yazar, bu hükümetin halkı değil, dış güçleri temsil ettiğini ifade ederek "Beyrut'taki hüküm süren işgal otoritesi" tabirini kullanmaktadır. (ç.n.)

[5] Askeri ve hukuki metinlerde "ceasefire" (ateşkes) veya daha geçici ise "truce" (mütareke) olarak geçer. Metinde 10 günlük bir süreden bahsedildiği için "mütareke" veya "geçici ateşkes" ifadesi teknik olarak daha doğru olur. (ç.n.)

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel