Şaibelerle anılan yapay zeka ve gözetim teknolojileri şirketi Palantir, Silikon Vadisi'nin 'savunma sorumluluğunu' ve 'yapay zeka temelli yeni caydırıcılık dönemini' detaylandıran bir 'manifesto' yayımladı.
YDH - Palantir Technologies Üst Yöneticisi (CEO) Alexander C. Karp ve Nicholas W. Zamiska tarafından kaleme alınan, New York Times çok satanlar listesinde bir numara olan "The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West" (Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı'nın Geleceği) isimli kitaptan derlenen "temel ilkeler" kamuoyuyla paylaşıldı.
"Teknolojik Cumhuriyet" başlığı altında sunulan manifestoda, Silikon Vadisi'nin ahlaki sorumluluklarından küresel askeri stratejilere kadar geniş bir yelpazede çarpıcı değerlendirmelere yer verildi.
"Mühendislik elitlerinin ulusal savunmaya katılma yükümlülüğü var"
Makalenin ilk maddesinde, Silikon Vadisi'nin yükselişini borçlu olduğu ülkeye karşı ahlaki bir borcu bulunduğu kaydedildi. Karp, Silikon Vadisi'ndeki mühendislik elitlerinin, ulusun savunmasına katılmak konusunda açık bir yükümlülüğü olduğunu vurguladı.
Uygarlığın en büyük başarısı olarak görülen akıllı telefonların ve uygulamaların "tiranlığına" karşı isyan edilmesi gerektiğini belirten yazar, bu teknolojilerin artık insanın mümkün olanı algılama yeteneğini sınırlayabileceğine dikkat çekti.
Karp, bir kültürün veya yönetici sınıfın dekadansının ancak halk için ekonomik büyüme ve güvenlik sağlayabildiği sürece affedilebileceğini ifade ederek, "Sadece ücretsiz e-posta yeterli değildir" değerlendirmesinde bulundu.
"Yapay zeka temelli yeni bir caydırıcılık çağı başlıyor"
Sert gücün bu yüzyılda yazılım üzerinde inşa edileceğini savunan Karp, özgür ve demokratik toplumların ayakta kalabilmesi için ahlaki hitabetten fazlasına ihtiyaç duyduğunu yazdı. Yapay zeka silahları konusundaki tartışmalara da değinen yazar, bu silahların yapılıp yapılmayacağının değil, kimin tarafından ve hangi amaçla yapılacağının asıl soru olduğunu belirtti.
Karp, rakiplerin askeri ve ulusal güvenlik uygulamalarına sahip teknolojileri geliştirirken "tiyatral tartışmalarla" vakit kaybetmeyeceğini ve ilerlemeye devam edeceklerini kaydetti.
Atom çağının sona erdiğini ifade eden makalede, bir caydırıcılık dönemi kapanırken yapay zeka üzerine kurulu yeni bir caydırıcılık döneminin başlamak üzere olduğu vurgulandı.
"Almanya ve Japonya'nın pasifizmi yeniden değerlendirilmeli"
İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen jeopolitik statükoya dair eleştirilerin yer aldığı metinde, Almanya ve Japonya'nın askeri olarak etkisizleştirilmesinin geri alınması gerektiği belirtildi.
Almanya'nın askeri kapasitesinin zayıflatılmasının "aşırı bir düzeltme" olduğu ve Avrupa'nın bugün bunun bedelini ağır ödediği aktarıldı. Benzer şekilde, Japonya'nın pasifizme olan "tiyatral bağlılığının" sürdürülmesi halinde Asya'daki güç dengesini tehdit edeceği ifade edildi.
ABD'nin dünya tarihindeki rolüne de değinen Karp, hiçbir ülkenin ilerici değerleri ABD kadar ileri taşımadığını savundu. Amerikan gücünün yaklaşık bir asırdır büyük güçler arası askeri çatışmanın yaşanmadığı olağanüstü uzun bir barış dönemini mümkün kıldığını ve milyarlarca insanın henüz bir dünya savaşı görmediğini hatırlattı.
"Ulusal hizmet evrensel bir görev olmalı"
Toplumsal yapıya ilişkin önerilerde bulunan yazar, ulusal hizmetin evrensel bir görev olması gerektiğini ve toplumun "tamamı gönüllülerden oluşan ordu" modelinden uzaklaşmayı ciddi şekilde değerlendirmesi gerektiğini yazdı.
Karp, bir sonraki savaşın ancak risk ve maliyetin herkes tarafından paylaşılması durumunda verilmesi gerektiğini savundu.
Silikon Vadisi'nin şiddet içeren suçlarla mücadelede de rol oynaması gerektiğini belirten yazar, birçok politikacının bu soruna karşı duyarsız kaldığını ve hayat kurtarmak adına çözüm üretmekten kaçındığını ifade etti. Ayrıca dini inançlara yönelik elit kesimdeki hoşgörüsüzlüğe karşı direnilmesi gerektiğini kaydeden Karp, bunun entelektüel bir açıklıktan ziyade kısıtlı bir hareketin işareti olduğunu vurguladı.
Makalede son olarak, son yarım yüzyıldır "kapsayıcılık" adına ulusal kültürleri tanımlamaktan kaçınıldığı ancak bu kapsayıcılığın neye hizmet ettiğinin sorgulanması gerektiği belirtilerek, boş ve anlamsız bir çoğulculuğun sığ cazibesine karşı direnme çağrısı yapıldı.