İran savaşı sonrası ABD’nin küresel ittifak ağında yaşanan çözülme ile birlikte müttefiklerin Çin dahil alternatif ortaklıklara yönelmesi Washington’ın uluslararası nüfuzundaki zayıflamayı görünür kılıyor.
YDH— ABD-İsrail ekseninin İran'a karşı yürüttüğü emperyal saldırganlık savaşının Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel ölçekteki ittifaklarını nasıl sarstığı ve Washington'ın dünya üzerindeki nüfuzunu nasıl zayıflattığı, uluslararası diplomatik çevrelerde temel bir tartışma konusu haline geldi.
Uzmanlar, devam eden bu çatışmanın ABD'nin dünya çapındaki prestijine kalıcı zararlar verebileceğini savunurken ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci döneminde zaten gergin olan küresel ilişkilerin, bu savaşla birlikte kopma noktasına geldiğini belirtiyorlar.
Amerikan gücünde erozyon ve Çin faktörü
Amerikan haber sitesi Politico tarafından yayınlanan rapor, Washington'ın ekonomik ve askeri gücünü gümrük vergileri gibi araçlarla gelişigüzel sergilemesinin, Amerika'nın dünyanın geri kalanından kopuşunu hızlandırdığını ortaya koyuyor.
Raporda, Çin gibi rakip güçlerin bu otorite boşluğundan faydalandığına ve Amerikan gücündeki bu erozyonun tersine çevrilmesinin oldukça güçleştiğine dikkat çekiliyor.
Washington'da görev yapan bir Asyalı diplomat, dünya kamuoyunun bu savaşın yarattığı kaostan yorulduğunu ve ekonomik etkilerden endişe duyduğunu ifade ediyor.
Aynı diplomat, müttefiklerin artık "Amerika ile ne kadar ileri gidilebilir?" sorusunu yüksek sesle sormaya başladığını vurguluyor.
Kanada ve bölgesel ortakların stratejik değişimi
Yabancı güçlerin Washington’dan uzaklaşma eğilimi, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin açıklamalarıyla somut bir hal aldı.
Carney, Kanada’nın Washington ile olan ekonomik bağlarını bir "zayıf nokta" olarak tanımlayarak, geleceği tek bir yabancı ortağın insafına bırakmamak gerektiğini belirtti.
Bu açıklamadan kısa bir süre önce Kanada’nın Çin ile "tarihi" kazanımlar hedefleyen yeni bir ortaklık duyurması, bölgesel dengelerin sarsıldığını teyit ediyor.
Enerji krizi ve yenilenebilir enerjiye zorunlu geçiş
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı savaş, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve enerji tesislerine yönelik saldırılarla küresel bir krize yol açtı.
Kısa vadede petrol üreticisi konumuyla Washington’ın etkisi güçlenmiş gibi görünse de, Asya ülkeleri bu dalgalanmalara karşı radikal önlemler almaya başladı.
Yakıt tasarrufu için evden çalışma zorunluluğu getiren ülkeler, nükleer santralleri yeniden canlandırma ve yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırma sözü verdi.
Bu durum, güneş enerjisi ve batarya teknolojilerinde kontrolü elinde bulunduran Çin’e olan küresel bağımlılığı artırıyor.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright ise bu eleştirilere karşılık, Amerika’nın dünyanın en büyük net doğal gaz ihracatçısı olduğunu hatırlatarak nüfuzlarının süreceğini savunuyor.
Parçalanmış ittifaklar ve Avrupa’nın savunma arayışı
Askeri kanatta ise Trump yönetiminin müttefiklerini bilgilendirmeden hareket etmesi, Avrupa’da bağımsız savunma arayışlarını tetikledi.
İngiltere ve Fransa, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini korumak amacıyla ABD’nin yer almadığı geniş kapsamlı bir savunma planı üzerinde çalışıyor.
Avrupa Birliği, kolektif savunma mekanizmasını (Madde 42.7) güçlendirme yollarını araştırırken, Washington’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri de bu kopuşu hızlandırıyor.
Buna rağmen, ABD ve Filipinler arasında Japonya ve Kanada’nın katılımıyla başlayan geniş çaplı askeri tatbikatlar, Washington’ın savunma bağlarının derinliğini ve askeri gücünün hala talep gördüğünü kanıtlıyor.
Anlatılar savaşı ve Beyaz Saray'ın savunması
Diplomatik düzeyde, ABD Dışişleri Bakanlığı belgeleri dünya genelinde Amerikan karşıtı söylemlerin yükseldiğini belgeliyor.
Trump’ın Gazze için kurduğu "Barış Konseyi" girişimi Avrupa’dan sınırlı destek görürken, Belçika gibi ülkeler fon sağlamayı reddediyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ve Dışişleri Sözcüsü Tommy Pigott ise yönetimin politikalarını savunmaya devam ediyor.
Yetkililer, bu savaşın İran’ın nükleer silah edinmesini engelleyerek dünyayı daha güvenli hale getirdiğini ve gelecek başkanlar için stratejik kazanımlar sağlayacağını iddia ediyor.