İran’da savaş sonrası tablo: Halktan ‘taviz yok’ mesajı

img
İran’da savaş sonrası tablo: Halktan ‘taviz yok’ mesajı YDH

İran’da savaş sonrası yapılan ankete göre, halkın büyük çoğunluğu ABD’nin şartlarını reddederken, füze programı ve nükleer hakların korunmasında ısrarcı bir tutum sergiliyor; kamuoyunda “güçten taviz yok” yaklaşımı öne çıkıyor.




YDH- ABD-İsrail koalisyonunun İran’a karşı yürüttüğü 40 günlük savaşın ardından, İran İslam Cumhuriyeti Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB) (IRIB) Araştırma Merkezi tarafından yapılan ülke çapındaki bir anket, ülkenin silahlı kuvvetlerine güçlü destek, ulusal birlik ve füze ile savunma kabiliyetlerini koruma yönünde “kararlı bir irade” ortaya koyduğunu bildirdi.

Ülke genelinde binlerce kişiyle savaş sırasında ve hemen sonrasında yapılan ankette, katılımcıların ezici çoğunluğunun, savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi için ABD’nin maksimalist taleplerinin “kabul edilmemesi” gerektiğini söylediği aktarıldı.

Katılımcıların büyük çoğunluğu, füze sanayisine kısıtlama getirilmesi, 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden çıkarılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, Hürmüz Boğazı’ndan sınırsız gemi geçişine izin verilmesi ve Direniş Ekseni ile işbirliğinin sonlandırılması gibi şartları içeren herhangi bir anlaşmanın “reddedilmesi” gerektiğini ifade etti.

“Savaşın başlangıcı ve sonuçları”

Söz konusu savaş, 28 Şubat’ta İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei, üst düzey askeri komutanlar ve güneydeki Minab kentinde yaklaşık 170 okul çocuğu da dahil olmak üzere sivillerin hedef alındığı suikastlarla başlatılmıştı.

İran liderliğini hedef almak ve ülkenin savunma kapasitesini zayıflatmak amacıyla başlatılan saldırının, ABD’nin askeri gücünün kırılganlığını ortaya çıkardığı ve İran’ın askeri teknolojisi ile Direniş Ekseni’nin birlikteliğini gözler önüne serdiği ifade edildi.

40 gün süren saldırıların ardından ABD’nin, kalıcı ateşkes için İran’ın 10 maddelik teklifini temel olarak kabul ettiği ve bunun İslamabad’da görüşmelere yol açtığı bildirildi.

ABD’nin daha sonra ateşkesi ihlal ettiği ve görüşmelerin çıkmaza girdiği, ancak İran’ın mevcut dengelerin değiştiğini ve bundan sonra taviz vermesi gereken tarafın ABD olduğunu savunduğu aktarıldı.

“Füze programı ve nükleer haklarda taviz reddedildi”

Kalıcı ateşkes koşullarına ilişkin sorulara verilen yanıtların, “direniş ve meydan okuma” mesajı içerdiği belirtildi.

Sonuçlar şu şekilde sıralandı:

Katılımcıların %85,7’si füze sanayisine kısıtlama getirilmesini reddetti

%82,6’sı zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden çıkarılmasına karşı çıktı

%79,4’ü uranyum zenginleştirmenin durdurulmasını kabul etmedi

%73,7’si Hürmüz Boğazı’ndan sınırsız geçişe karşı çıktı

%68,1’i Direniş Cephesi ile işbirliğinin kesilmesine karşı çıktı

Haberde yer alan analizlere göre, bu sonuçlar, İran toplumunda “stratejik olgunluğun” ortaya çıktığını gösterdi.

Toplumun, ulusal güç unsurlarını “pazarlık konusu” değil, “onur ve bağımsızlığın sembolü” olarak gördüğü ifade edildi. Ayrıca halkın, savunma kapasitesinden geri adım atmayı daha geniş saldırılara kapı aralamak olarak değerlendirdiği aktarıldı.

“Toplumsal algı ve güç dengesi”

Anket, İran toplumunun makro düzeyde “maliyet-fayda rasyonalitesi” geliştirdiğini de ortaya koydu.

Hürmüz Boğazı’ndan sınırsız geçişe karşı çıkılması ve Direniş Ekseni ile işbirliğinin sürdürülmesi yönündeki tutumun, kamuoyunun ülkenin “stratejik derinliğini” iç güvenliğin bir parçası olarak gördüğünü gösterdiği ifade edildi.

Katılımcıların çoğunluğunun, savaşın sona ermesini “taviz vermekle” değil, “gücü pekiştirmekle” ilişkilendirdiği kaydedildi.

“Ateşkese kimin daha çok ihtiyacı var?”

Katılımcıların %57,5’i ateşkese ABD’nin daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirtti. %9,8’i İran’ın daha fazla ihtiyaç duyduğunu ifade ederken, %29’u her iki tarafın eşit derecede ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Analizlerde bu sonucun, kamuoyunda İran’ın “üstün konumda olduğu” yönündeki anlatının yerleştiğini gösterdiği belirtildi.

“Zafer algısı ve psikolojik dayanıklılık”

Ankete göre, katılımcıların %66’sı İran’ın savaştan galip çıktığını düşündüğünü ifade etti.

Bu bulgunun, kamuoyunun psikolojik savaş ve propaganda faaliyetlerine karşı göreli bağışıklık geliştirdiğini gösterdiği kaydedildi.

Haberde, İran toplumunun “çatışma korkusu” aşamasını geride bırakarak güç dengelerini anlama konusunda “stratejik olgunluğa” ulaştığı belirtildi.

Silahlı kuvvetlere güven

Katılımcıların %87,2’si silahlı kuvvetlerin performansını “güçlü” veya “çok güçlü” olarak değerlendirdi. %47’si ise savunma kapasitesine “çok güçlü” notu verdi.

Haberde, caydırıcılığın önce toplumun zihninde oluştuğu, bu düzeyde bir güvenin dış tehditler karşısında psikolojik çöküşü engellediği ifade edildi.

Toplumsal katılım ve dayanışma

Ankete göre, katılımcıların %45,7’si savaş süresince gece etkinliklerine ve araç konvoylarına aktif olarak katıldı. %13,2’si ise en az bir veya iki kez katıldığını belirtti.

Bu verilerin, toplumun yarısından fazlasının silahlı kuvvetler ve liderlikle dayanışma gösterdiğini ortaya koyduğu ifade edildi.

“Gelecek algısı ve stratejik iyimserlik”

Katılımcıların %71,7’si savaş sonrası ülkenin geleceğinin daha iyi olacağını düşündüğünü belirtti. %13,5’i ise durumun kötüleşeceğini ifade etti.

Haberde, bu durumun, toplumun yıkımı bir son değil, yeniden inşa ve güçlenme sürecinin başlangıcı olarak gördüğünü gösterdiği kaydedildi.

Ateşkes sonrası mobilizasyon

Ankete göre, katılımcıların %67,8’i ateşkes sonrası da saha etkinliklerinin sürdürülmesi gerektiğini savundu.

Bu durumun, toplumsal hareketlerin “duygusal tepki” olmaktan çıkarak “caydırıcı eylem” niteliği kazandığını gösterdiği ifade edildi.

Ekonomik yönetim ve tedarik zinciri

Katılımcıların %80,1’i savaşın ilk 40 gününde temel ihtiyaçların temini ve dağıtımı konusunda hükümet performansını “uygun” veya “tamamen uygun” olarak değerlendirdi. %27’si performansı “tamamen uygun”, %53,1’i ise “uygun” buldu.

Haberde, bu durumun ekonomik istikrarın korunarak toplumsal panik ve çöküşün engellendiğini gösterdiği belirtildi.

Genel değerlendirme

Anket sonuçlarının, İran toplumunun büyük bir savaşın ardından yalnızca ayakta kalmadığını, aynı zamanda kararlılık ve dayanıklılık açısından güçlendiğini ortaya koyduğu ifade edildi.

Haberde, toplumun büyük çoğunluğunun savunma kapasitesini koruma yönündeki ısrarının, “boyun eğmeye dayalı sahte güvenlik” yerine “bağımsızlık maliyetini” tercih ettiğini gösterdiği kaydedildi.

Uzmanlara göre “toplumsal caydırıcılık”, İran’ın askeri gücünün ardından gelen ikinci bir ulusal güç unsuru haline geldi ve bu durumun ülkenin diplomatik ve askeri manevra alanını genişlettiği ifade edildi.