Sonucu belli bir savaşın son perdeleri

img
Sonucu belli bir savaşın son perdeleri YDH

❝Meydan durulmadı; savaşın hesabı henüz kesilmedi. Teslimiyetin getireceği alternatif, mevcut tablodan çok daha karanlık.❞




Ali Cezzini

YDH- Amerika-İsrali'in İran'a dayattığı emperyal saldırganlık savaşı fiilen sonuçlanmış durumda ancak ABD, ortaya çıkan sonucu kabullenmekte zorlanıyor. Lübnanlı siyasi analist Ali Cezzini, Amerika’nın mutlak hakimiyetten küresel güç odaklarından sadece birine dönüştüğü bir dönemde, ABD donanmasının ve mühimmat stoklarının uzun vadeli, yoğun bir savaşı kaldıramayacağını belirterek Washington’ın "İran içeriden bölünecek" beklentisini rasyonel bir veri değil, bir züğürt tesellisi olarak görüyor


Kuşatmanın yıllar boyu devam edeceği yönündeki iddialar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor. Çünkü böyle bir tablodan en ağır darbeyi bizzat Amerikalılar ve müttefikleri alır; oysa İran, bu tür baskılara karşı oldukça dirençli bir yapıya sahip.

ABD’nin uçak gemilerini bölgeye çekmesi, lojistik hazırlıklara girişmesi, özel kuvvetler ve deniz piyadelerini kapsamlı şekilde bölgeye yığması, aslında sürecin artık ikinci safhaya evrildiğini kanıtlıyor.

ABD'nin savaşı yeniden harlama kararı, mevcut yönetimin bu süreci sadece bir çatışma değil, mutlak hakimiyetten küresel güç odaklarından biri olma yolundaki o kritik dönemeç olarak gördüğünü kanıtlar nitelikte.

Ancak Amerikan ordusu, daha önce şahit olduğumuz gibi bir ayı aşan, yoğun ve yıpratıcı bir savaşı sürdürecek gücü kendinde bulamaz. Böyle bir yükün altına girmek, ABD'nin dünyanın geri kalanında sergilediği güç kapasitesi üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurur.

Mühimmat takviyesi için zikredilen süreler de gerçeği tam manasıyla karşılamıyor; zira burada asıl yenilenmesi ve ikame edilmesi gereken mühimmat değil, deniz araçlarının ta kendisi.

CSIS raporu da bu değişim sürecinin ne kadar sancılı ve uzun sürdüğünü açıkça ortaya koyuyor. Muhtemelen diğer bölgelerdeki savunma sistemleri de buraya kaydırıldı.

Buradaki temel strateji, İran saldırılarının göğüslenebileceği en fazla bir haftalık yoğun bir askeri harekat üzerine kurulu. Bu da esasen daha önce denenmiş ve sonuç vermemiş bir yöntemin beyhude bir tekrarından ibaret.

Amerikan stratejisinde temenni çıkmazı

Amerikalılar, İran yönetiminin kendi içinde bölüneceği ihtimaline umut bağlıyor. Şahsi kanaatimce bu durum somut bir kanıta dayanmayan, sadece bir temenniden ibaret; üstelik buna kendilerini de iyice inandırmış görünüyorlar.

Ancak ellerindeki gücün sınırlı olduğu gerçeğiyle yüzleştiklerinde yaşadıkları o büyük şoku düşünürsek, böyle bir teselliye sığınmaları gayet anlaşılır.

Şayet bu strateji hüsranla sonuçlanırsa, tıpkı geçmişte olduğu gibi mevcut durumun getirdiği mecburiyetlerle yeni bir ateşkes önerisi masaya gelebilir.

Trump, bir önceki sefer İran’ın sunduğu maddeleri müzakere zemini olarak kabul ettiğini belirterek süreci noktalamış, fakat hemen ardından bu sözünden dönüp yeniden dayatma politikasına sarılmıştı.

Amerikalıların, İranlıların bu oyuna bir kez daha gelecek kadar saf olduğunu düşündüklerini sanmıyorum; muhtemelen, daha önce de değindiğimiz gibi, siyasi liderlik kademesindeki bir çatlağa güvenerek hareket ediyorlar.

Mağlubiyeti sindirememek

Dünyanın en güçlü devletinin başındaki ismin, bir konuyu kabul ettiğini ilan ettikten hemen sonra kayıt altına alınmış sözlerini çiğnemesi ve böylesine bir tutarsızlık sergilemesi ne anlama geliyor?

Bu tablo, vaziyetin ne denli vahim olduğunun açık bir kanıtı. İranlıların bir varoluş savaşı verdiği gerçeğini hesaba katarsak, savaşı yeniden harlamanın pek bir şeyi değiştirmeyeceği, aksine Amerikan tarafı için ağır kayıplara kapı aralayacağı görüşündeyim.

Savaşın sonucu aslında çoktan belli oldu. Amerikalıların şu an yaptığı tek şey, savaşın önüne koyduğu bu neticeleri kabullenememek.

Üstelik ne kendi müttefikleri ne de İran’ın müttefikleri, onları içine düştükleri bu krizden çekip çıkarmak için elini taşın altına koymaya niyetli. İran ise uğradığı kayıpları gerek Amerikalıların gerekse Körfez’deki ortaklarının cebinden tazmin etme kararlılığından geri adım atmıyor.

Bu tutum bir zorbalık değil; İslam Cumhuriyetinin nizamı ve Direniş Ekseni için hayati bir zorunluluk. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı'ndaki denetimden Lübnan meselesine, tazminatlardan yaptırımların kaldırılmasına kadar hiçbir konuda taviz verilmesi ihtimal dahilinde değil.

Sahadaki toz duman arasında 

Lübnan meselesine gelirsek; ortada zorlu bir sürecin olduğu aşikâr. Amerikalılar, İsrailliler ve topraklarımızdaki bazı odaklar, sahadaki şartları bir an önce normalleşme anlaşmasına evirmek için acele ediyor.

Lübnan’daki yönetim erki ise, belki de ilk kez Mısır ve hatta Fransa gibi herhangi bir Arap veya dış gücün arabuluculuğunu bile elinin tersiyle itiyor.

Sırf "Şiilere inat olsun diye" kendisini İsrail'in insafına terk eden bu yönetim, adeta bir intihar eylemine girişmiş durumda. Fakat bu dosya, halen boğazlar ve İran ile doğrudan bağlantılı. Bu yüzden ne bu düğüm çözülür ne de bekledikleri o normalleşme gerçekleşir.

Meydan durulmadı; savaşın hesabı henüz kesilmedi. Bu yüzden, can ve mal kayıpları ne kadar ağır olursa olsun sakın umudunuzu yitirmeyin, Allah’a olan güveninizi diri tutun; çünkü teslimiyetin getireceği alternatif, mevcut tablodan çok daha karanlık.

Görünen o ki mücadelenin henüz tam ortasındayız. Eğer bu savaş Amerikalıların hiç de hesap etmediği bir neticeyle noktalanırsa, İsrail’in attığı hiçbir adımın, yaptığı hiçbir hamlenin zerre kadar kıymeti kalmayacaktır.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel