Aun, Selam ve Lübnan hükümeti, Washington bildirisi karşısında neden susuyor?

img
Aun, Selam ve Lübnan hükümeti, Washington bildirisi karşısında neden susuyor? YDH

"Direniş, kendi hedefleri ve vizyonu doğrultusunda, İran ile rasyonel bir koordinasyon içinde çatışmanın dozunu yükseltecektir."




İbrahim el-Emin

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, Lübnan’ın mevcut siyasi liderliğini ABD ve İsrail’in bölgesel planlarına teslim olmakla ve halkın çıkarlarını göz ardı etmekle suçlayan ağır bir eleştiri sunuyor. Yazar, Washington'da varılan mutabakatların İsrail’e Lübnan topraklarında serbestçe operasyon yapma meşruiyeti tanıdığını, Beyrut hükümetinin ise buna sessiz kalarak egemenlik haklarından feragat ettiğini vurguluyor. ABD’nin yeni yönetim kadroları ve elçilik düzeyindeki temsilcileri üzerinden bir "liyakat ve niyet" sorgulaması yapan el-Emin, sahadaki gerçekliğin bir ateşkes değil, şiddeti artmaya gebe bir savaş hali olduğunu ifade ediyor.

Düşman hükümetinin başbakanı Benyamin Netanyahu, kuvvetlerinin Lübnan’a yönelik kesintisiz saldırılarının, ateşkes ilanı esnasında İsrail’in ABD ve Lübnan ile vardığı mutabakatlar çerçevesinde icra edildiğini ilan ediyor.

Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’da Lübnan ve İsrail büyükelçilerini kabulü sırasında ifade ettiği; İsrail’in "meşru müdafaa" adı altında "cerrahi ve hassas operasyonlar"[1] sürdürme hakkına sahip olduğu yönündeki sözlerini teyit etmektedir.

Bu tablo, Netanyahu’nun Hizbullah’ı, Lübnan ile İsrail arasında bir barış anlaşmasına varılmasına yönelik çabaları baltalamaya çalışmakla suçladığı dikkat çekici açıklamasıyla da kesişmektedir.

Amerikan ve İsrail cephesindeki bu net tavrın mukabilinde, Lübnan otoritesinin bu saldırılar karşısındaki tutumuna tam bir muğlaklık hakimdir.

Ne Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve danışman kadrosuyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Köşkü, ne Başbakan Nevaf Selam ve kabinesiyle birlikte Başbakanlık Sarayı, ne de Dışişleri Bakanı Yusuf Recci ve Lübnan’ın yurt dışındaki elçileri; İsrail’in ihlallerinden söz ediyor ne de kamuoyuna Washington toplantısının ardından ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan sadır olan o "günah belgesi"nin[2] hakikatini açıklıyor.

Lübnan’ın, düşmana "meşru müdafaa" bahanesiyle dilediği yerde tasarrufta bulunma ve öldürme hakkı tanıyan bir deklarasyona nasıl onay verdiği izah edilmeyi bekliyor.

Buna paralel olarak, düşmanla doğrudan müzakerelere oturmak için can atan otorite, kendi vatandaşına hitap etmekle pek ilgili görünmüyor.

Halka; egemenlik, silahın sınırlandırılması ve devlet otoritesinin tesisi gibi içi boş vaatler dışında bir şey söylemiyorlar. Katliam ve yıkımı durdurmak adına ne yaptıkları, düşmandan ve hamisi ABD’den ne alabildikleri konusunda ise dilleri bağlı.

Donald Trump bir ateşkesten bahsediyor ancak Lübnan resmi makamlarından buna itiraz eden tek bir ses yükselmiyor. Oysa resmi tarafın tüm mesaisi, devlet ve müesseselerini tarumar eden o mezhepçi meclisler[3] modelinde bir müzakere heyeti teşkil etmekten ibaret.

Aun ve Selam, Trump’ın şahsi dostu sıfatıyla Beyaz Saray’ın Beyrut’taki temsilcisi Büyükelçi Mişel İsa’yı hoşnut tutma ve öfkelendirmeme yarışındalar.

Oysa onunla görüşen herkes; elçinin sahadaki gerçeklerden bihaber oluşundan, sığlığından ve tüm vaktini "Trump’ın bir numaralı adamı" olduğunu anlatmakla geçirmesinden dem vuruyor.

Siyasi tartışmalarında ise 70’li yıllardan kalma, menfur bir ırkçılık ve mezhepçilikle malul tasavvurlarını serdediyor. Elçinin düşman hükümetinin rüknüyle olan yakın ilişkileri, işgal rejimi liderleriyle kurduğu ağ ve ABD içindeki Siyonist lobiye yaranma çabaları hakkındaki rivayetler endişeleri daha da artırıyor.

Dahası, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun geçtiğimiz haftalarda elçinin liyakatine dair şüphelerini alenen dile getirmesinin ardından, İsa’nın tek derdi koltuğunu korumak gibi görünüyor.

Rubio, başkanını kızdıramadığı veya İsa’yı Lübnan’dan çekemediği için Lübnan dosyasının idaresini doğrudan Dışişleri Bakanlığı’na devretmeye karar verdi; İsa artık sadece vitrinde kalacak. Bu durum Rubio’nun İsrail’e daha az destek verdiği anlamına gelmiyor, ancak Washington kaynaklı haberlere göre kendisi artık İran ve Lübnan cephelerindeki gelişmelere daha "realist" yaklaşıyor.

Peki, iktidar sahipleri gerçekten müzakereler yoluyla bir atılım gerçekleşmesini mi bekliyorlar?

Tartışmanın kısır bir çekişmeye dönüşmemesi adına kabul edilmelidir ki; başta Direniş (Mukavemet) olmak üzere Lübnan’daki hiçbir taraf, saldırı ve işgalin sona ermesini, esirlerin özgürlüğüne kavuşmasını ve imar faaliyetlerinin başlamasını sağlayacak bir sürece sırt çevirmez.

Fakat temel soru şudur: Mevcut temaslar bizi gerçekten bu neticeye mi götürüyor, yoksa Lübnan’dan "ön ödeme" kabilinden talep edilen şartlar, ABD ve İsrail’in niyetini ayan beyan ortaya mı koyuyor?

Bu otorite, Hizbullah ve Direniş’i tasfiye etmek için kendisinden beklenen askeri ve siyasi operasyonu başlatmaya cüret edebilir mi?

Ameli açıdan bakıldığında, ne geçmiş tecrübeler ne de mevcut emareler savaşın nihayete erdiğine işaret ediyor. Aksine düşman, diplomatik baskı altında geri adım atmaya niyetli görünmediği gibi, bu kanallar üzerinden bir ateşkesin tesisi dahi mümkün görünmüyor.

Daha vahim olanı ise, İsrail’e "Beyrut’u bombalama" ve "İran’daki operasyonları durdurma" konusunda baskı yaptığını iddia eden ABD yönetiminin, aynı zamanda İsrail’in Lübnan’da "kendi güvenliği için gerekli gördüğü" adımları atmasını engelleyemeyeceğini ilan etmesidir. Bu retoriğin tek bir manası vardır: Ortada ateşkes diye bir şey yoktur.

Amerika'nın tavrı ve İsrail’in tutumu tek bir gerçeği haykırıyor ki bunu Hizbullah liderliği daha önce beyan etmişti: Savaş, mahiyeti ve seviyesi ne olursa olsun devam etmektedir ve şiddetlenmeye gebedir.

Direniş, kendi hedefleri ve vizyonu doğrultusunda, İran ile rasyonel bir koordinasyon içinde çatışmanın dozunu yükseltecektir.

Zira Tahran; Pakistan’dan Umman’a, Mısır ve Suudi Arabistan kanallarına kadar her platformda Amerikalılara Lübnan’da savaşın durması ve düşmanın çekilmesinin herhangi bir anlaşma için asli şart olduğunu vurgulamaktadır.

İran, Pakistanlı aracıya net bir mesaj vermiştir: "Biz şekle değil, neticeye bakarız. Amerikan diplomatik oyunlarına prim vermeyiz. Barışın sağlandığını ancak Hizbullah ilan ettiğinde kabul ederiz."

İsrail ile müzakere sürecine gelince; bunun fiili bir hükmü olmayacaktır. Mevcut otorite gerçek bir meşruiyete sahip değildir; Aun ve Selam’ı bulundukları makamlara kimlerin getirdiğini herkes bilmektedir.

Bu otorite, ne Amerikan ne de İsrail tarafına verdiği taahhütleri yerine getirecek güce ve araca sahiptir. Zamanla devlet kurumları içindeki nüfuzlarını da yitirmektedirler.

Çok geçmeden, tek yapabilecekleri şeyin "bildiri yayımlamak" olduğunu anlayacaklardır. Bunun ötesindeki her türlü dayatma çabası ise ancak bir iç savaşla tartışmaya açılabilecek olaylar yaratmaya gebedir!


[1] Cerrahi ve Hassas Operasyonlar: Orijinal: عمليات جراحية ودقيقة: Metinde tırnak içinde verilmesi, bu terimin askeri bir terminolojiden ziyade diplomatik bir "kılıf" olduğunu vurgular. "Cerâhiyye" (cerrahi), sivil kayıpları minimize ettiği iddiasıyla meşrulaştırılan saldırıları ifade ederken; "dakîka" (hassas/dakik) ifadesi teknolojik üstünlüğe ve hedef odaklılığa atıf yapar. Yazar bu ifadeyi kullanarak, İsrail’in saldırganlığını "tıbbi bir müdahale" gibi sterilize etme çabasını ironik bir dille eleştirir. (ç.n.)

[2] Günah Belgesi (Varakatü'l-Hati'e): Orijinal: الورقة - الخطيئة: "Hati'e" (خطيئة) kelimesi, basit bir hata (hata') değil, ahlaki ve dini bir ağırlığı olan "günah" veya "büyük suç" anlamına gelir. Yazar, Washington'da kabul edilen metni siyasi bir belgeden ziyade Lübnan egemenliğine karşı işlenmiş bir "günah" olarak niteler. (ç.n.)

[3] Mezhepçi Meclisler (el-Mecâlisü'l-Milliyye): Osmanlı’daki "Millet" sistemine ve modern Lübnan’daki mezhepsel (tâifî) temsil esasına telmihtir. "Millet" kelimesi burada modern ulusu değil, dini-mezhebi cemaati ifade eder. Yazar bu ifadeyle, kurulan müzakere heyetinin ulusal bir temsilden ziyade, Lübnan’ı felakete sürükleyen parçalı mezhepsel yapıların bir yansıması olduğunu vurgulayarak ağır bir eleştiri yöneltir. (ç.n.)

Çeviri: YDH