Filistin yanlısı beş aktivistin, Almanya’da İsrailli savunma şirketi Elbit Systems’e ait tesiste gerçekleştirdikleri eylem nedeniyle “mülke zarar verme” ve “suç örgütü üyeliği” gibi ağır suçlamalarla yargılanmasına başlandı.
YDH- The Guardian'ın haberine göre, Almanya'nın Ulm kentinde İsrailli silah üreticisi Elbit Systems'e bağlı bir tesise yönelik eylem düzenleyen beş Filistin yanlısı aktivist, "yaklaşık 1 milyon avro" zarara yol açmakla suçlanarak mahkemeye çıkarıldı.
Savcılık iddianamesinde, yaşları 25 ile 40 arasında değişen sanıkların, mülke izinsiz girdikleri, “Filistin lehinde sloganlar attıkları” ve ofis ekipmanları ile hassas ölçüm cihazlarını tahrip ettiklerini belirtti. Aynı eylem sırasında camların da kırıldığı aktarıldı.
Aktivistler, eylemlerini çevrimiçi yayınladıkları videolarda üstlendi.
The Guardian'ın bildirdiğine göre, eylem "Almanya'nın İsrail'e verdiği desteğe ve Gazze'deki askeri operasyonlara dikkat çekmeyi" amaçlıyordu.
Duruşmada gergin anlar: "Adil yargılanma hakkı ihlal edildi"
Pazartesi günü başlayan duruşma, mahkeme salonunda yaşananlar nedeniyle "kaotik" olarak nitelendirildi.
Savunma avukatları, sanıkların yanında oturma taleplerinin reddedilmesi üzerine salonu terk etti. Sanıklar, kalın güvenlik camıyla dinleyicilerden ayrılmıştı.
Stuttgart Bölge Mahkemesi'nde iki saatlik bir ara verilmesinin ardından avukatlar, sanıkların oturduğu yerlere geçti ve hakimin kendi koltuklarına dönme yönündeki talimatını reddetti. Bunun üzerine duruşma ertelendi ve bir hafta sonra devam edilmesi bekleniyor.
Erteleme sonrası yapılan açıklamada savunma avukatları, "mahkemenin sanıkların adil yargılanma hakkını kabul edilemez biçimde ihlal ettiği" gerekçesiyle davaya bakan hakimin reddi talebinde bulunduklarını duyurdu.
"Ulm 5"
Berlin merkezli aktivistlerden ikisi İngiliz, biri İrlandalı, biri Alman, diğeri ise İspanyol vatandaşı.
Grup, 8 Eylül'de eylemi gerçekleştirdikleri ve ardından polisi aradıkları günden bu yana ayrı cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. "Ulm 5" olarak bilinen gruba, mülke izinsiz girme, mal tahribi ve Almanya Ceza Kanunu'nun 129. maddesi uyarınca "suç örgütü üyeliği" (Filistin Eylemi-Almanya) suçlamaları yöneltiliyor.
The Guardian'ın aktardığına göre, sanıkların aileleri, 129. madde nedeniyle yetkililerin grubu "toplum için tehdit" olarak gördüğünü ve bu gerekçeyle kefaletle serbest bırakılmalarının reddedildiğini belirtiyor.
Aileler, yakınlarının "günde 23 saate kadar hücrede tutulduğunu", ziyaret, kitap, telefon ve posta haklarının kısıtlandığını ifade etti.
Suçlu bulunmaları halinde sanıkların beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya olduğu bildirildi.
Dublin'den 32 yaşındaki Daniel Tatlow-Devally'nin avukatı Benjamin Düsberg, tüm sanıklar adına yaptığı açıklamada, Alman devletinin "daha önce sabıka kaydı bulunmayan beş kişi hakkında örnek ceza vermeye çalıştığını" vurguladı.
Savunmanın stratejisi
Düsberg, silah fabrikasına yönelik eylemin, "İsrail'e silah sevkiyatını engelleme çabası" içinde "başkalarının savunulması" amacı taşıdığını belirtti.
Sekiz avukattan biri olan Düsberg, şu ifadeleri kullandı:
"Duruşma sürecinde esas olarak rolleri tersine çevirmeyi amaçlıyoruz. Asıl sorumlu olması gerekenlerin müvekkillerimiz değil, 'soykırım' sırasında bile silah teslimatına devam eden Elbit yöneticileri olduğunu göstermek istiyoruz."
The Guardian'ın haberinde belirtildiği üzere, Elbit Systems, İsrail ordusunun en önemli kara tabanlı silah tedarikçisi konumunda.
Düsberg, Almanya Ceza Kanunu'nun 32. maddesine atıfta bulunarak, "Merkezi tezimiz, müvekkillerimizin eylemlerinin - laboratuvar ve ofis ekipmanlarının tahribi - 'acil yardım hali' gerekçesiyle meşru olduğu yönünde olacaktır" dedi.
Avukata göre, bu madde uyarınca "başka bir şekilde önlenemeyen yakın bir tehdit veya saldırı" söz konusu olduğunda, aksi takdirde suç teşkil edecek bir eylem meşru sayılabiliyor.
Almanya'nın İsrail'e silah ihracatı ve uluslararası hukuk tartışması
The Guardian'ın verilerine göre, Almanya, “ABD'nin ardından İsrail'e en büyük ikinci silah tedarikçisi.”
Savunma ekibi, Uluslararası Adalet Divanı'nın 2024 yılında Gazze'deki Filistinlilere yönelik "soykırım iddiasının 'makul' olduğuna" hükmettiği anda Berlin yönetiminin tüm silah sevkiyatlarını durdurması gerektiğini savunuyor. İsrail, UAD'nin suçlamasını "küstahça ve yanlış" olduğunu ileri sürerek reddetmişti.
Ailelerden "gösteriş davası" ve "orantısız tepki" eleştirileri
Tatlow-Devally'nin annesi Mimi Tatlow-Golden, oğlunun felsefe mezunu olduğunu belirterek davadaki "siyasi boyut"tan endişe duyduğunu ifade etti.
The Guardian'a konuşan anne, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Arkadaşlar sadece maddi hasara yol açtı, belirli bir yerde ve bir soykırımı sona erdirme amacıyla hareket ettiler. Kimliklerini gizlemediler ve tutuklanmak için kendilerini yetkililere teslim ettiler. Kamu için hiçbir tehdit oluşturmuyorlar. 129. maddeyi duruşma öncesinde onları gözaltında tutmak için kullanmak, ancak siyasi bir amaca hizmet ediyor olarak görülebilir."
Başka bir savunma avukatı Matthias Schuster ise "Müvekkillerimiz tehlikeli değil ancak yetkililer, maruz kaldıkları sıkı gözaltı koşullarını meşrulaştırmak için onların bu şekilde görülmesi gerektiğine inanıyor" dedi.
Bühl cezaevinde tutulan 25 yaşındaki İngiliz vatandaşı Zo Hailu'nun annesi Nicky Robertson, grubun maruz kaldığı "aşırı muamelenin", "maddi hasar için orantısız bir tepki gibi hissettirdiğini" söyledi.
Kızının tutuklanırken soyulduğunu ve "altı saat boyunca yetişkin bezi giymek zorunda kaldığını" söyleyen Robertson "Bunlar çevreyi ve çocukları seven, şefkatli, yaratıcı, sporcu, dürüst takım oyuncuları olan insanlar. Toplum için tehlike değiller. Tam tersi." dedi.
“Maksimum güvenlikli” Stuttgart-Stammheim cezaevinde tutulan 25 yaşındaki İngiliz vatandaşı Crow Tricks'in kardeşi Rosie Tricks ise ziyaretlerin ayda iki saatle sınırlandırıldığını belirtti:
"Onları görmek güzel ama Crow'u sosyal, neşeli, eğlenceli bir insan, ailemizin neşe kaynağı olarak biliriz. Onları bu durumda görmek gerçekten zor. Sağlıkları kesinlikle zarar gördü. Dışarıdan iyi görünüyorlar ama içlerinde çok fazla kaygı ve endişe var."
Diğer sanıklar ise 29 yaşındaki Alman Vi Kovarbasic ile Arjantin doğumlu 40 yaşındaki İspanyol vatandaşı Leandra Rollo. The Guardian'ın bildirdiğine göre, altı aylık tutukluluk süresi dolmasına rağmen beş sanık hakkında da kefaletle serbest bırakma kararı verilmedi.
Mahkemeden "kaçma riski" gerekçesi
Stuttgart-Stammheim Mahkemesi'nden bir sözcü, "Ceza Muhakemesi Kanunu'nun belirli koşullar altında tutukluluğun uzatılmasına izin verdiğini" belirtti.
Geçen ay yapılan özel bir tutukluluk incelemesinde Stuttgart Yüksek Bölge Mahkemesi'nin "kaçma riskinin mevcudiyeti" gerekçesiyle "tüm sanıklar için tutukluluğun devamına" karar verdiği aktarıldı.
Mahkeme, bu riskin "kefaletle dahi yeterince azaltılamayacağını" ifade etti.
Duruşmanın temmuz ayı sonuna kadar devam etmesi bekleniyor.