BAE’nin OPEC ve OPEC+ hattından ayrılma yönündeki adımı, Körfez’de enerji politikalarının yeniden şekillendiği ve Suudi Arabistan merkezli petrol düzenine karşı daha bağımsız bir çizginin öne çıktığı yönünde yorumlanıyor.
YDH- Reuters haberajansı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ ittifakından ayrılma kararının, Suudi Arabistan ile yıllardır süren gerilimi açık biçimde ortaya çıkardığını ve Riyad’ın liderlik ettiği petrol yönetim sisteminden stratejik bir kopuş anlamına geldiğini bildirdi.
Bu gelişmenin, İran’a yönelik savaşın etkisiyle güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde yaşandığı ifade edildi.
Ajans, siyasi analistler ve bölgesel uzmanlara dayandırdığı haberinde, salı günü açıklanan bu adımın yalnızca OPEC içindeki üretim kotalarıyla ilgili bir anlaşmazlık olmadığını, bazı Körfez kaynaklarının Abu Dabi’nin örgüt tarafından “haksızlığa uğradığını düşündüğünü” aktardı.
Analistlere göre bu karar, ilişkilerde daha derin bir kırılmanın parçası olarak değerlendiriliyor. Buna göre BAE, Riyad ile uyum yerine bağımsızlığı öncelemeye yöneliyor ve petrolü bu bağımsızlığı ifade etmenin bir aracı olarak kullanıyor.
Ayrıca, bu ayrışmanın yalnızca ekonomik değil, BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid ile Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasındaki stratejik ve kişisel ilişkiyi de etkilediği belirtildi.
“Tehlikeli bir ayrışma”
Londra Ekonomi Okulu’ndan Fawaz Gerges, “Suudi Arabistan ile BAE arasında ciddi bir gelişme yaşanıyor… düşündüğümüzden çok daha tehlikeli bir ayrışma” ifadelerini kullandı ve bunun Körfez’in iki güçlü lideri arasında bir kopuş anlamına geldiğini söyledi.
Körfez kaynakları ise BAE’nin adımını, Suudi liderliğindeki petrol yönetiminden stratejik bir uzaklaşmanın sonucu olarak değerlendirdi. Yemen ve Sudan’daki çatışmalar, enerji kotaları ve bölgesel sistem vizyonundaki farklılıkların bu süreci beslediği ifade edildi.
Ayrıca, BAE’nin artık fazla petrol üretimini doğrudan kontrol edebileceği ve Körfez enerji politikasının Suudi Arabistan’a bağımlı olduğu varsayımını geride bırakmak istediği aktarıldı.
BAE’li analist Abdulhalık Abdulla ise OPEC’in artık geçmişteki yapısından uzaklaştığını belirterek, sistemin fiilen büyük üreticiler tarafından yönetildiğini ifade etti.
Abdulla, Suudi Arabistan ve Rusya’nın OPEC+ içinde kararları yönlendirdiğini ileri sürdü.
Bölgesel gerilim ve ekonomik baskı
ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşının bölgesel istikrarsızlığı artırdığı, İran’ın Körfez’deki ABD üslerini hedef aldığı ve Hürmüz Boğazı’ndaki enerji akışının büyük ölçüde kesintiye uğradığı belirtildi.
Kaynaklar, bu durumun BAE üzerindeki ekonomik baskıyı artırdığını ve ülkenin OPEC üretim kotalarından kurtulma isteğini güçlendirdiğini ifade etti.
BAE Politikaları Merkezi Başkanı İbtisam el-Katbi ise sert üretim kotalarının artık “istikrarsızlık ve arz riskleriyle dolu bir bölgede gerçeklerle uyumsuz hale geldiğini” söyledi.
El-Katbi, BAE’nin üretimini Suudi Arabistan’a bağlı kılmayacağı yönünde açık mesajlar verdiğini belirterek, ülkenin OPEC’ten değil, mevcut petrol yönetim modelinden ayrıldığını ifade etti.
BAE Dışişleri Bakanlığı ise iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Enerji Bakanlığı’nın salı günü yaptığı açıklamaya atıfla, kararın üretim politikalarının kapsamlı bir değerlendirmesi sonrası alındığı ve ulusal çıkarlar doğrultusunda şekillendiği belirtildi.
Körfez içi farklılaşma derinleşiyor
Bir Emirlik yetkilisi, Suudi Arabistan’da düzenlenen olağanüstü Körfez zirvesinin “doğru yönde iyi bir adım” olduğunu ancak mevcut koşullarda daha fazla çaba gerektiğini söyledi.
Ayrıca, BAE’nin çok taraflı kuruluşlardaki rolünü ve katkılarını yeniden değerlendirdiği, ancak şu aşamada başka bir örgütten çekilme planı olmadığı aktarıldı.
Haberde, güvenlik endişelerinin BAE’de özellikle savaşın başlamasından bu yana arttığı ifade edildi.
Emirin danışmanı Enver Gargaş’ın, Körfez ülkelerinin İran saldırılarına karşı yalnızca hava savunma sistemlerine dayanmasını eleştirerek bunu “tarihteki en zayıf duruş” olarak nitelendirdiği belirtildi.
Eski ABD müzakerecisi Aaron David Miller ise BAE’nin güvenlik stratejisini ABD ve İsrail ile kurduğu yakın iş birliğine dayandırdığını söyledi.
Körfez’de stratejik ayrışma
BAE ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki 2011 sonrası Arap ayaklanmaları döneminde paralel ilerledi, iki ülke İran’a karşı ve İslami hareketlere karşı ortak hareket etti.
Ancak zamanla farklı stratejik yaklaşımlar ortaya çıktı. Suudi Arabistan bölgesel liderliği merkezileştirmeye çalışırken, BAE limanlar, finans ve yerel nüfuz üzerinden daha esnek bir model geliştirdi.
Bu farklılıklar Yemen ve Sudan’daki çatışmalarda da kendini gösterdi; iki ülke farklı tarafları destekledi.
Ekonomik rekabet ise Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu çerçevesinde daha da belirginleşti. Enerji dışı alanlara yönelim, yatırım ve lojistik alanlarında rekabeti artırdı.
İsrail ile ilişkiler konusunda da farklılıklar ortaya çıktı. BAE, “İbrahim Anlaşmaları” kapsamında hızlı bir normalleşme sürecine girerken, Suudi Arabistan “daha temkinli” bir tutum benimsedi.