Dolar egemenliğinin sonu

img
Dolar egemenliğinin sonu YDH

"Mevcut çatışma, petrodolar sistemini tehdit eden 'kusursuz fırtına' olabilir."




Abbas Atvi

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Abbas Atvi, Amerikan dolarının küresel egemenliğinin tarihsel temellerini, özellikle Bretton Woods ve petrodolar sistemleri üzerinden analiz ederek mevcut krizlerin bu hakimiyeti nasıl sarstığını ele alıyor. Ortadoğu'daki enerji ticaretinin Asya'ya yönelmesi, yaptırımlar nedeniyle alternatif para birimlerine yönelim ve "mBridge" gibi dolar dışı finansal altyapıların kurulması, doların rezerv para statüsünü tehdit eden temel unsurlar olarak öne çıkıyor. Yazar, savunma ve enerji alanında stratejik bağımsızlık arayışındaki bir dünyanın, dolardan uzaklaşarak "petroyuan" gibi yeni dengelere yönelebileceğini ve bunun Amerikan nüfuzunun gerilemesinde belirleyici bir rol oynayacağını vurguluyor.

Amerikan imparatorluğunun tarihi ve kuruluşu, İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen parasal dönüşümden ayrı düşünülemez. Amerika Birleşik Devletleri savaşa 1941 yılında geç bir safhada dahil olmuş ve Kızıl Ordu ile Sovyetler Birliği’nin ödediği insani bedelin yüzde 4’ünden daha azına katlanmıştır. Sovyetlerin efsanevi askeri zaferinden, Nazizm ve faşizmin yenilgisinde komünizmin oynadığı rolü marjinalleştirmek amacıyla pek bahsedilmez; bu noktada Hollywood, Amerikan rolünü yücelten ve Sovyet fedakarlıklarını küçülten bir propaganda üretiminde başrolü oynamıştır.

Ancak Amerika’nın asıl zaferi, 1971 yılında Başkan Nixon’ın sonunu ilan etmesine kadar hüküm süren yeni bir parasal sistemin kurulduğu Bretton Woods Anlaşması ile tecelli etmiştir. Nixon o dönemde doların altına dönüştürülebilirliğini durdurmuş; o tarihten itibaren dünya dalgalı döviz kuru sistemine geçmiş ve dolar, ileride açıklayacağımız üzere "In God we trust" (Tanrı’ya güveniriz) ilkesine dayalı bir yapıya dönüşmüştür.

Bretton Woods sistemi, özünde savaş sonrası uluslararası ekonomiyi ve parasal ilişkileri düzenleyen bir araçtır. Kurumların sabitlenmesi esasına dayanan bu sistemde para birimleri Amerikan dolarına, dolar ise ons başına 35 dolar gibi sabit bir fiyatla altına bağlanmıştır. Böylece dolar, temel uluslararası para birimi ve birincil küresel rezerv haline gelmiş; Avrupa’nın yeniden inşasını öngören Marshall Planı’nın merkezini oluşturmuştur. Bu sürece, yeni sistemin köşe taşları olan, döviz istikrarını korumaya yönelik Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Büyük Buhran benzeri mali felaketleri önlemek amacıyla yeniden inşayı finanse eden Dünya Bankası gibi kurumların tesisi eşlik etmiştir.

Doların bir rezerv para birimi olarak kurumsallaşmasının temel direği ise 1948 yılında Batı Avrupa’yı yıkımdan kurtarmak için başlatılan devasa bir Amerikan programı olan Marshall Planı'dır. Bu plan, Avrupa ekonomisini canlandırmayı ve çöküşünü engellemeyi hedeflerken, beraberinde "komünist yayılmacılığa" karşı koyma propagandasını da taşımıştır. Amerika o dönemde -bugünün yüz milyarlarca dolarına tekabül eden- 13 milyar dolardan fazla kaynak aktarmış; Fransa, Batı Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık gibi ülkeler bu kaynaktan faydalanmıştır. Bu durum, büyüme ve siyasi istikrarda bir sıçramaya yol açarken Amerikan nüfuzunu küresel ölçekte tahkim etmiştir.

Ağustos 1971'de ABD Başkanı, Bretton Woods Anlaşması’nı askıya alma kararı alarak en önemli maddeyi, yani "doların altına dönüştürülebilirliğini" iptal etmiştir. Bu karar; ödemeler dengesi açığının derinleşmesi, Vietnam Savaşı ve iç programları finanse etmek için aşırı borçlanma ve dolar basımı ile Fransa gibi ülkelerin rezervlerini altına dönüştürme yönündeki baskılarının Amerikan altın rezervlerini tehdit etmesi sonucunda alınmıştır. Bu gelişme, eski sistemin çöküşüne ve paraların değerinin piyasada belirlendiği dalgalı kur sistemine geçişe yol açmıştır; doların egemenliği devam etse de artık altın karşılığı kalmamıştır.

O zamandan beri dolar, ana rezerv para birimine dönüşmüş; bu konum, 1990'larda Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve uluslararası ticaretin temel para birimi olmasıyla iyice pekişmiştir. Ancak doların uluslararası işlem birimi olarak kökleşmesinin asıl sacayağı, petrolün dolar üzerinden fiyatlandırılması ve ticaretiyle tamamlanmıştır. 1973 savaşı ve OPEC ülkelerinin petrol ambargosu kararı, mevcut sistemin inşasında temel taşı vazifesi görmüştür. 1974 yılında Henry Kissinger aracılığıyla Suudi Arabistan ve ABD arasında imzalanan temel anlaşma uyarınca Suudi Arabistan, petrolü münhasıran Amerikan doları ile fiyatlandırmaya ve elde ettiği dolar fazlasını, siyasi ve güvenlik koruması karşılığında Amerikan varlıklarına yatırmaya karar vermiştir.

Tarihin akışı doğrusal ilerlemez, aksine değişimi doğuran şiddetli kırılmalarla şekillenir; bu savaşın çıktıları da bu esasa dayanmaktadır. Kissinger anlaşması ve sonrasındaki ABD-Körfez mutabakatlarının merkezi konumu, Körfez ülkelerinin güvenliğinin ABD tarafından korunduğu yönünde bir "gerçeklik" üretmiştir; bölgedeki Amerikan üsleri bu anlaşmaların somut birer tezahürüdür. Savaşın yarattığı sarsıntı kolayca geçiştirilecek türden değildir; zira Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, Batı’nın ve özellikle de Amerika’nın şemsiyesi dışında yeni bir bölgesel güvenlik ve koruma tanımı yapmak durumunda kalacaktır. Körfez ülkelerindeki üretim ve dağıtım merkezlerinin zarar görmesinin yanı sıra, bu ülkeler ihracat yeteneklerinin felce uğraması ve ulusal gelirlerin zorunlu olarak düşmesi gerçeğiyle karşı karşıyadır.

Doların egemenliğinde uluslararası ticaretin rolü

Petrol ticaretinin Amerikan doları ile yapılması, doların küresel ticaret üzerindeki hakimiyetinin ana sütunlarından biridir. Günlük yaklaşık 85 milyon varil petrolün alım satımı yapılmaktadır; bu da varil başına 65 dolardan günlük 5,5 milyar dolar, mevcut fiyatlarla ise günlük 8,5 milyar dolara tekabül etmektedir. Bu miktar, yıllık bazda yaklaşık 3,2 trilyon dolar eder ki bu da IMF verilerine göre küresel mal ticaretinin yaklaşık yüzde 15’ini temsil etmektedir. Bu rakamlar sadece emtiayı kapsamakta, hizmet sektörünü içermemektedir.

IMF ve OECD hesaplamalarına göre küresel ticaret hacmi son verilere göre yıllık 23-25 trilyon dolar seviyesindedir ve bu işlemlerin yüzde 55’i, yani yaklaşık 12,5 trilyon doları Amerikan doları ile gerçekleşmektedir. Bu hesaplamaya göre, petrol ticareti dolar bazlı küresel ticaret hacminin yüzde 25’ini oluşturmaktadır. Amerika’nın bu konudaki hassasiyetinin temeli buradadır: Eğer petrol farklı bir para birimiyle fiyatlandırılır ve ticareti yapılırsa, doların küresel ticaretteki payı yüzde 35-40 seviyelerine geriler. Bu kapalı döngü, doların temel ticaret birimi ve dolayısıyla uluslararası rezerv para olma vasfını yitirmesine yol açacaktır. Bu sürecin, imparatorluğun küçülmesi ve uluslararası güç dengelerinin yeniden şekillenmesindeki merkezi rolünü aşağıda detaylandıracağım.

Altın fiyatları bize ne anlatıyor?

Doların uluslararası işlemlerde ve nakit rezervi olarak kullanımındaki düşüş eğilimi, İran'a yönelik savaştan önce başlamıştır. Ünlü ekonomist Eugene Fama’nın 1960'larda öne sürdüğü ve 1970 tarihli "Efficient Capital Markets" başlıklı makalesinde geliştirdiği, finansal piyasalardaki varlık fiyatlarının mevcut tüm bilgileri anında yansıttığı varsayımını ve Friedrich Hayek'in fiyat keşif mekanizması teorisini kabul edersek; savaş öncesi altın fiyatlarındaki yükseliş, tarihsel nakit rezervine dönüşün bir kanıtından başka bir şey değildir. Biraz araştırma yapıldığında, merkez bankalarının altın rezervlerinin 2026 yılı başında ilk kez en büyük artışını kaydederek, uluslararası bankaların toplam dolar rezervlerini aştığı görülmektedir.

Vurgulamak gerekirse, uluslararası parasal sistem savaş öncesinde de dolar açısından parlak bir durumda değildi; aksine sistem zaten tehdit altındaydı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşından önce birçok köklü değişim yaşanmaya başlamıştı. Süregelen bazı temel dönüşümlere ışık tutmak gerekirse; ABD artık Ortadoğu petrolünün en büyük alıcısı değildir. Kaya petrolü devrimi ile ABD enerji alanında bağımsız hale gelirken, Suudi Arabistan Çin’e, ABD’ye sattığının dört katından fazlasını satar hale gelmiştir. Ayrıca Ortadoğu’daki ham petrolün yüzde 85’i genel olarak Asya’ya yönelmektedir.

Bu durum, Çin’in petrolü daha fazla Yuan üzerinden fiyatlandırma isteğine dair haberlerle birlikte, sistemde köklü bir istikrarsızlık başlatmıştır. Buna ek olarak Suudi Arabistan "mBridge" projesine katılmış ve Çin ile bir para takas (swap) anlaşması imzalamıştır. mBridge projesi; Çin Halk Bankası, Hong Kong Para Otoritesi, Tayland Merkez Bankası ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan merkez bankalarını içeren bir girişimdir. Proje, her ülkenin merkez bankası dijital para birimlerini kullanarak ödemeleri kolaylaştırmak amacıyla blokzincir teknolojisini kullanmaktadır.

Daha da önemlisi, bu sistem Amerikan dolarına bağlı bankacılık sistemine veya SWIFT mekanizmasına dayanmamaktadır ve şu an başlangıç aşamasındadır. Yani, yerel para birimleriyle ödemeyi ve karşılıklı ticareti kolaylaştırarak dolar kapsamı dışında işlem yapılmasına olanak sağlayan altyapı zaten kurulmuştur. Bu durum, uluslararası ticarette dolardan vazgeçilip katılımcı ülkelerin yerel para birimleriyle ticaret yapmasının en önemli temellerinden birini oluşturabilir.

Doların rolüne makroekonomik bakış

Dolar sadece bir rezerv para birimi olmanın ötesinde, toplumların tasarruf ve satın alma aracıdır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, petrol üreten ve ihraç eden ülkeler dolarla satmakta, dolarla tasarruf etmekte ve dolarla satın almaktadır. Makroekonomide tasarruf, temel olarak toplam yatırımlarla ilişkilidir; yani sanayi, nakliyat ve diğer alanlardaki uluslararası satın alma zinciri dolara bağlıdır. Petrol bu zincirin temel taşı olduğu için, petrol satışında dolardan uzaklaşılması, doların genel yatırımlardaki merkeziyetinin azalması noktasında bir kartopu etkisi yaratacaktır; bu da çarpan etkisi nedeniyle hayati bir noktadır.

Mevcut savaştan önce, Körfez ve İran’da üretilen petrolün tamamına yakını Asya’ya ihraç ediliyordu. O halde neden hâlâ dolarla fiyatlandırılıp satılıyor? Merkezi soru budur. Dolarla fiyatlandırma ve satış süreci, fiilen ya ulusal para birimlerine ya da Çin Yuanı’na yönelecekti; ancak bunun için bir tetikleyiciye ihtiyaç vardı. Soru, bunun ne zaman ve nasıl olacağıydı.

Tüm bunlar, Rusya’ya yönelik Avrupa ve Amerikan yaptırım paketleriyle birlikte gerçekleşti. Rusya ve İran’a yönelik eski ve yeni yaptırımlar, petrol ticaretinin büyük bir kısmının dolar sisteminin dışına taşmasına neden oldu. Örneğin; Rus ve İran petrolü; Ruble, Yuan ve Rupi gibi yerel para birimleri kullanılarak ve dolar dışı ödeme altyapıları aracılığıyla fiyatlandırılıp satıldı.

Çatışma aynı zamanda petrodolar sistemine yeni istikrarsızlık kaynakları dahil etti. Körfez ekonomileri, bölgedeki Amerikan askeri operasyonlarıyla başlayan savaşta Amerikan üslerine, petrol sahalarına ve altyapı tesislerine yönelik saldırılarla karşı karşıya kalırken, ABD’nin güvenlik şemsiyesi de bir sınavdan geçmektedir. Körfez’in ötesinde, bu durumun sarsıcı etkisi orantısız bir şekilde ABD’nin geleneksel müttefiklerine yansımış görünmektedir. Zira Avrupa, Japonya ve Kore; büyük enerji ithalatçıları olarak boğazlardaki risklere en açık ülkelerdir.

Buna ek olarak, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol geçişi için ABD öncülüğündeki deniz güvenliği yerine doğrudan diplomasi ana kanal haline gelmiştir. Çin, Hindistan ve Japonya’ya giden seçilmiş tankerlerin geçişine izin verilmiş ve bu süreçte ikili ilişkiler rol oynamıştır. Son olarak ve en önemlisi, İran’ın petrol bedellerinin Yuan ile ödenmesi durumunda gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin vermek üzere sekiz ülke ile müzakere yürüttüğü bildirilmektedir; bu da petrol fiyatlandırmasındaki muazzam gücün inandırıcılığını pekiştirmektedir. Bu çatışma, petrodolar hakimiyetinin aşınması ve "petroyuan" olarak adlandırılabilecek sürecin başlangıcı için bir katalizör olabilir.

En kötüsü henüz gerçekleşmedi mi?

Amerika Birleşik Devletleri için hayal edilebilecek en kötü senaryo, küresel petrol fiyatlandırmasının ticaret rotaları ve koridorlar boyunca parçalandığına şahit olmaktır. Hürmüz Boğazı üzerinden Asya’ya giden Ortadoğu petrolünün Yuan ile fiyatlandırıldığı, buna karşın Batı yarımküreden gelen ve Atlantik ile Pasifik üzerinden ABD’nin tarihi müttefiklerine satılan petrolün Amerikan doları ile fiyatlandırılmaya devam ettiği bir dünya tasavvur edilebilir. Körfez ekonomilerinin dolara sıkı sıkıya bağlı olması da önemli bir dengeleyici unsurdur; nitekim KİK ülkeleri, büyük dolar tasarruflarıyla desteklenen bir sabit kur rejimi (currency peg) yönetmektedir. Bu bağı korumak için söz konusu ülkelerin dolar cinsinden varlıklarını ve gelirlerini tahkim etmeleri mantıklıdır. Dolar gelirlerinden uzaklaşmaya dair herhangi bir işaret, mevcut ve gelecekteki sabit kur oranlarının yeniden gözden geçirilmesini tetikleyebilir.

Yine de Körfez ülkeleri, tam da bu kriz nedeniyle dolar tasarruflarının bir kısmını çözmek zorunda kalabilir. Savaş, Körfez ekonomilerindeki petrol ve sivil altyapıya şimdiden zarar vermiştir; çatışmanın tırmanması veya uzaması bu durumu kötüleştirebilir. Dahası; finans, turizm ve havacılık gibi hizmet sektörleri, güvenlik risklerinin sürmesi halinde kalıcı etkilerle karşılaşabilir. Tüm bunlar, Körfez ekonomilerinin yerel ekonomileri desteklemek amacıyla yurt dışındaki dolar tasarruflarını içeriye yönlendirmesi ve çeşitlendirme programlarını farklı bir bölgesel çevreye göre yeniden kurgulaması gerektiği anlamına gelebilir. Bununla birlikte, rezervler hâlâ çok büyüktür. Ortadoğu bölgesi, özellikle de KİK ülkeleri, merkez bankalarınca yönetilen yaklaşık 2 trilyon dolarlık rezerve ve yaklaşık 6 trilyon dolarlık varlık fonuna sahiptir. Bu rezervlerin bir kısmını nakde çevirmeye yönelik herhangi bir girişim, özellikle nakit rezerv birimi olarak dolar üzerinde devasa etkiler yaratacaktır.

Sonuç: Tüm bunlar dolar için ne anlama geliyor?

Bu krizin dolar üzerindeki en önemli ve kalıcı etkisi uzun vadeli temellerde, yani dünyanın mal ve hizmetleri dolarla fiyatlandırma ve oluşan fazlaları dolar cinsinden varlıklarda tutma isteğinde görülebilir. "Petrodolar" sisteminin temelleri bu çatışmadan önce bile baskı altındaydı. KİK ülkelerinin petrolü güvenlik karşılığında dolarla fiyatlandırmasına dayanan uzun süreli düzende istikrarsızlık emareleri zaten belirmişti; zira Ortadoğu petrolünün büyük kısmı artık ABD’ye değil Asya’ya satılmaktadır. Ayrıca yaptırım altındaki petrol, dolar sisteminin dışında işlem görmektedir.

Mevcut çatışma; ABD’nin Körfez altyapısı üzerindeki güvenlik şemsiyesini ve küresel petrol ticareti için deniz ulaşım güvenliğini sarsarak, ayrıca Körfez ülkelerinin dolar tasarruflarını azaltma ihtimalini teşvik ederek daha fazla zayıf noktayı açığa çıkarmış olabilir. Bu ihtilaf, petrodolar egemenliğinin erimesini hızlandıran ve "petroyuan" dönemini başlatan bir unsur olabilir.

Dünya, küresel ölçekte ticareti yapılan petrol ve gazdan uzaklaşıp yerel kaynaklar, yenilenebilir enerji ve nükleer enerji gibi daha esnek enerji kaynaklarına yönelirse daha büyük bir tehlike ortaya çıkabilir. Küresel Güney, Avrupa ve Kuzey Asya ülkelerinin enerji tercihleri bu noktada özel bir önem taşıyacaktır. Petrolden uzaklaşmak, onu başka para birimleriyle fiyatlandırma baskısı kadar etkili olabilir.

Savunma ve enerji alanlarında daha fazla kendi kendine yetmeyi hedefleyen bir dünya, büyük olasılıkla daha az Amerikan doları rezervi tutan bir dünya olacaktır. Ekonomik güvenlik ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelirse, enerjide daha fazla esneklik inşa etmek, savunma harcamalarına odaklanmanın tamamlayıcısı olarak görülecektir. Daha önce yurt dışındaki varlıklarda tutulan rezervler, stratejik bağımsızlığı destekleyen yerel kapasiteler inşa etmek için giderek daha fazla kullanılacaktır. Gelecekteki fazlalar azalabilir ve bunların daha küçük bir kısmı dolarla biriktirilebilir. Bunların tamamı dolar için uzun vadeli olumsuz faktörlerdir.

Doların küresel rezerv para birimi rolü açısından Ortadoğu’nun stratejik önemi hafife alınmamalıdır. Mevcut çatışma, petrodolar sistemini tehdit eden "kusursuz fırtına" olabilir. İmparatorluğun Marshall Planı ile başlaması gibi, doların küresel rolünün gerilemesiyle birlikte imparatorluğun nüfuzunun azaldığına ve daraldığına yakında şahit olabiliriz.

Çeviri: YDH