Taihe Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Einar Tangen, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin küresel ekonomi ve enerji piyasaları üzerindeki derin etkilerini analiz etti.
YDH - Taihe Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı ve Uluslararası Yönetişim İnovasyon Merkezi Kıdemli Uzmanı Einar Tangen, Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, küresel sistemin içinde bulunduğu çok boyutlu krizleri ve Washington-Pekin hattındaki güç mücadelesini değerlendirdi.
Tangen, mülakatın başlangıcında ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmeye dair öngörülerini paylaştı.
Bu görüşmeden somut ve geniş kapsamlı bir sonuç çıkmasını beklemediğini ifade eden Tangen, Çin'in ABD stratejisinin temelinde "sürekli angajman" ilkesinin yattığını belirtti.
Tangen, Pekin yönetiminin Trump’ı, daha önce İran örneğinde olduğu gibi geri dönülemez adımlar atmaya zorlayacak şekilde köşeye sıkıştırmak istemediğini vurguladı. Trump’ın dış politika hamlelerinin birçoğunun kalıcı hasarlar bıraktığını söyleyen Tangen, "Pekin, Trump'ın onarılamaz bir şey yapmasını önlemek istiyor. Birçok kişi görüşmenin iptal edileceğini düşünse de ben devam edeceği kanısındayım. Ancak kapsamın ne kadar daraldığına şaşırdım" değerlendirmesinde bulundu.
Kaliforniya’daki hazırlık toplantılarında ABD tarafının hazırlıksız olduğunu ve geleneksel maksimalist taleplerini sıraladığını kaydeden Tangen, Çin’in Tayvan konusunu kırmızı çizgi olarak masaya getirdiğini aktardı.
Tangen, görüşmenin sonucuna dair, "Çin tarafı muhtemelen tahıl, gaz veya petrol alımı gibi sembolik jestler yapacaktır. Trump’ın ülkesine döndüğünde zafer ilan edebileceği ancak esasen hiçbir şeyi değiştirmeyen bir tablo ortaya çıkacaktır" ifadelerini kullandı.
"ABD enerjiyi bir kontrol aracı olarak kullanıyor"
Enerji piyasalarındaki dönüşüme değinen Tangen, ABD’nin enerji stratejisinin her zaman kontrol odaklı olduğunu dile getirdi. 1973 krizinden sonra ortaya çıkan petrol doları sisteminin bu kontrolün bir parçası olduğunu hatırlatan uzman, günümüzde Washington’ın Ukrayna’daki savaşı Avrupa’yı Rusya’dan koparmak ve kendine bağımlı kılmak için kullandığını dile getirdi.
Benzer bir stratejinin Doğu Asya için de uygulandığını belirten Tangen, bölgenin Ortadoğu enerjisinden koparılarak ABD’ye bağımlı hale getirilmeye çalışıldığını söyledi.
Tangen, Washington’ın basit bir mantıkla Çin’in petrol ithalatına müdahale ederek ekonomik yükselişini durdurabileceğine inandığını kaydetti.
Geçtiğimiz bir buçuk yıl içinde Nijerya, Venezuela ve İran’a yönelik baskıların bu planın bir parçası olduğunu ifade eden Tangen, Hürmüz ve Malakka boğazları ile Kızıldeniz gibi stratejik geçiş noktalarının boğulmaya çalışıldığını aktardı.
Ancak Çin’in bu duruma dinamik bir tepki verdiğini belirten Tangen, "Çin, kesintiye uğratılamayacak enerji kaynaklarına yöneliyor. Bu da Rusya ve Orta Asya ülkeleriyle olan boru hattı projelerine stratejik bir öncelik verileceği anlamına geliyor" dedi.
Tangen ayrıca ABD içindeki uzun vadeli hedefleri olan neomuhafazakâr yapı ile Trump gibi aktörlerin birbirinden ayrılması gerektiğini, esas hedefin Rusya ve Avrupa’nın kaynak ve teknoloji birleşimini engellemek olduğunu vurguladı.
"Enerji krizi kaçınılmaz olarak bir gıda krizine yol açacaktır"
Küresel gıda güvenliği ve enerji maliyetleri arasındaki kopmaz bağı detaylandıran Tangen, enerji krizinin doğrudan bir gıda krizini tetiklediği uyarısında bulundu.
Özellikle Hindistan ve Küresel Güney ülkelerinin bu durumdan en ağır darbeyi alacağını belirten uzman, modern tarımın her aşamasının enerjiye dayalı olduğunu hatırlattı.
Tangen, bir somun ekmeğin üretim sürecini örnek göstererek, "Ekmek maliyetinin yüzde 15 ile 25’i saf enerjidir. Gübrenin topraktan çıkarılması, azotun ayrıştırılması, taşınması, tarlada traktörlerin çalıştırılması, sulama, hasat, işleme ve paketleme süreçlerinin her biri yoğun enerji kullanımı gerektirir" açıklamasını yaptı.
Tangen, gübre fiyatlarındaki artışın tarımsal verimliliği yüzde 15 ile 25 oranında düşürebileceğine dikkat çekti.
Hindistan gibi 1,4 milyar nüfuslu bir ülkenin ekim mevsiminde gübreye ve mazota erişememesinin telafisi imkansız sonuçlar doğuracağını ifade eden Tangen, gıda enflasyonunun ve kıtlığın kapıda olduğunu söyledi. Bazı ülkelerin hayvancılık faaliyetlerini kısıtlamayı düşündüğünü belirten Tangen, "Bir kilo sığır eti elde etmek için gıda zincirinde bunun on katı enerji harcanması gerekiyor. İnsanlar artık biftek alamayacaklarını anladıklarında talep yapısı da değişecektir" dedi.
Bu durumun Küresel Güney'de ciddi bir "acı dağılımına" neden olacağını vurgulayan uzman, gelişmiş ülkelerin acil durum fonları kurabileceğini ancak bu borçların nasıl geri ödeneceğinin belirsizliğini koruduğunu aktardı.
"ABD başkanı korsan olduğunu açıkça dile getiriyor"
Mülakatın jeopolitik boyutunda Tangen, uluslararası su yollarının kontrolü ve gemilere el konulması süreçlerini "modern korsanlık" olarak nitelendirdi.
ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını meşrulaştırmak için hukuki kılıflar uydurduğunu ancak bu örtünün artık kalktığını belirten Tangen, "ABD Başkanı 'evet, biz korsanız' dediğinde söylenecek pek bir şey kalmıyor. Bu, sistemin ne kadar bozulduğunun ve dünyanın yanlış yöne gittiğinin bir göstergesidir" ifadelerini kullandı.
Bu politikaların ABD’nin kendi kalesine gol atması anlamına geldiğini kaydeden Tangen, Washington’ın "ya bizimlesin ya da bize karşısın" şeklindeki ideolojik yaklaşımının dünyayı kutuplaştırdığını belirtti.
Buna karşılık Çin’in ideolojiden bağımsız ve pragmatik yaklaşımının birçok ülke için daha çekici hale geldiğini kaydeden uzman, dünya genelindeki birçok büyükelçinin ABD’ye olan güvenini yitirdiğini ve güvenlik gerekçesiyle Washington’dan kademeli olarak uzaklaşmaya çalıştığını bildirdi.
Tangen, "ABD yaralı bir hayvan gibi davranıyor ve kendi başarısızlıkları için herkesi suçluyor" dedi.
"Avrupa varoluşsal bir krizin içinde kıvranıyor"
Avrupa’nın mevcut durumuna dair karamsar bir tablo çizen Tangen, kıtanın enerji şokuyla sanayisizleşme sürecine girdiğini vurguladı.
Almanya örneğine değinen uzman, Volkswagen’in tarihinde ilk kez fabrika kapatma noktasına gelmesinin enerji maliyetlerindeki rekabet kaybından kaynaklandığını ifade etti.
Avrupa’daki yönetici seçkinler ile halk arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini belirten Tangen, "Avrupalı gençler, anlamadıkları veya istemedikleri savaşlar için askere alınmak istemeyecektir. Yaşlılar ise fiyat artışları altında eziliyor. Bu durum büyük bir siyasi değişimi beraberinde getirecektir" öngörüsünde bulundu.
Avrupa’da aşırı sağın ve neo-faşist hareketlerin yükselişini bu hoşnutsuzluğa bağlayan Tangen, bu grupların içe kapanmacı politikalarının karmaşık küresel ekonomiyle örtüşmediğini dile getirdi.
İzolasyonizmin enflasyonu daha da tetikleyeceğini kaydeden uzman, Avrupa’nın geleceğe, yani üniversitelere ve teknolojiye yatırım yapmak yerine silahlara ve bombalara para harcadığını belirtti.
Tangen, "Avrupa kötü bir evliliğin içinde, suistimal edilen bir eş gibi davranıyor. Başka seçenekler olduğunu göremiyor" benzetmesini yaptı.
"Çin ideolojisiz bir Vestfalya modeli öneriyor"
Çin’in önerdiği yeni dünya düzeni modeline dair detaylar veren Tangen, bunun temelinde 1648 Vestfalya Antlaşması’na benzer bir egemenlik ve müdahale etmeme ilkesinin yattığını söyledi.
Çin’in "Küresel Medeniyet Girişimi" ile ülkelerin birbirlerinin iç işlerine karışmadığı, ideolojik dayatmaların son bulduğu ve her ülkenin kendi kalkınma yolunu seçme hakkına sahip olduğu bir sistem tasarladığını ifade etti.
Tangen, bu modelin Batı tarafından bir tehdit olarak algılanmasının nedeninin eski paradigmaya olan inatçı bağlılık olduğunu kaydetti.
Çin’in liderlik anlayışının dayatmacı değil, örnek teşkil edici olduğunu belirten uzman, mülakatı şu sözlerle tamamladı:
"Çin, insanların birbirine tank fırlatmak yerine masa etrafında oturup sorunları müzakere etmesini öneriyor. Güvenlik, bir başka ülkenin güvensizliği üzerine inşa edilmemelidir. Dünya artık geri dönülemeyecek bir değişim sürecindedir ve eski düzenin yerini alacak yeni yapının temeli egemenliğe saygı olmalıdır."
Tangen, ABD’nin küresel primatını koruma çabasının artık sürdürülebilir olmadığını ve bu durumun dünyayı bir kaos ortamına sürüklediğini ifade etti.
Trump'ın karakter yapısının ve siyasi manevralarının basın tarafından magazinleştirilerek takip edilmesini eleştiren uzman, asıl odaklanılması gerekenin atılmayan adımlar ve verilen ancak tutulmayan sözler olduğunu kaydetti.
Tangen, "Trump hiçbir şey başarmadı; sadece tarım işçilerini terörize ederek küçük çiftçilerin iflasına neden oldu ve sağlık hizmetlerini daha pahalı hale getirdi. Basın ise onun her söylediğinin peşinden bir kedi gibi koşuyor" dedi.
Ortadoğu’daki barışın ancak İsrail’in nükleer silahlardan arındırılması ve bölgenin nükleerden arınmış bir bölge haline getirilmesiyle mümkün olabileceğini belirten Tangen, ABD’nin İran ve müttefiklerine verdiği zararlar için tazminat ödemesi gerektiğini dile getirdi.
Tangen, "On trilyonlarca dolar kayboldu çünkü bu ülkeler artık güvenli liman olarak görülmüyor. Abu Dabi gibi yerlerden bile sermaye kaçışı yaşanıyor" diyerek ekonomik yıkımın boyutlarına dikkat çekti.
"Zaman bir oyun gibi işliyor ve Çin beklemeyi biliyor"
Sonuç olarak Çin'in uzun vadeli bir perspektife sahip olduğunu ve Trump sonrasına hazırlandığını belirten Tangen, Pekin’in iç tüketimi artırarak dış şoklara karşı dayanıklılık kazandığını söyledi.
Dünyanın geri kalanının ABD’nin zorbalığına karşı Çin’in sunduğu işbirliği modelini giderek daha fazla benimseyeceğini öngören uzman, "Kimse sürekli zorbalığa maruz kalmak istemez. Çin, bir seçenek sunuyor ve bu seçenek zamanla belirleyici faktör olacaktır" diyerek analizlerini noktaladı.