Körfez savaşın şokuyla sarsılıyor

img
Körfez savaşın şokuyla sarsılıyor YDH

"Küresel çapta büyük ekonomik grupların ve analistlerin öngörüleri ise; etkilenen sektörlerin tam tespiti, kaçan fırsatlar veya gelir kayıpları ile geleceğe yönelik beklenen etkiler hesaplandığında, Körfez ülkelerinin doğrudan ve dolaylı toplam kaybının bu rakamların çok üzerine çıkacağı yönündedir."




Ramazan el-Hekim

YDH - Körfez ülkeleri; petrol ihracatının durması, turizmin felç olması ve yatırımların çekilmesiyle İran-İsrail geriliminin en ağır ekonomik faturasını ödeyen taraf oldu. Devasa deniz suyu arıtma tesislerine yönelik güvenlik tehditleri toplumsal bir varoluş kaygısı yaratırken, ekonomik daralma milyonlarca iş kaybı riskini beraberinde getirdi. El-Ahbar gazetesi yazarı Ramazan el-Hekim'in değerlendirmesine göre yaşananlar, bölge devletlerinin ekonomik refahlarını emanet ettikleri güvenlik stratejilerinin, müttefikleri nezdinde kendi çıkarlarından ziyade yalnızca İsrail'in korunmasına odaklandığını acı bir şekilde gösterdi.

Savaş ve çatışma dönemlerinde rakamların kesinliği zayıflar; ilgili mercilerin paylaştığı veriler, kimi zaman abartılı kimi zaman ise yaşananların vahametini gizleyecek ölçüde düşük tahminlerden ibaret kalır.

Bu durum, özellikle çatışan ya da savaştan etkilenen tarafların askeri ve ekonomik kayıpları söz konusu olduğunda daha belirgin hale gelir.

Gerçeklerin ifşa edilmesini moral bozucu bir unsur, bir yenilgi itirafı veya savaşın hedeflerine dair kurgulanan anlatının sorgulanması olarak gören tarafların bu tutumu, stratejik hesaplar ışığında anlaşılabilir bir durumdur. İran'a yönelik son savaşta Körfez ülkeleri, zararın azımsanmayacak bir kısmını üstlendi; hatta maruz kaldıkları hasarın ölçek ve stratejik derinlik açısından en büyüğü olduğu söylenebilir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kaynaklı mevcut tek tahmin, bölgenin toplam ekonomik kaybının 200 milyar doları aştığını gösterirken, Körfez ülkeleri bu kaybın yüzde 52 ile yüzde 84'lük kısmını sırtlıyor.

Küresel çapta büyük ekonomik grupların ve analistlerin öngörüleri ise; etkilenen sektörlerin tam tespiti, kaçan fırsatlar veya gelir kayıpları ile geleceğe yönelik beklenen etkiler hesaplandığında, Körfez ülkelerinin doğrudan ve dolaylı toplam kaybının bu rakamların çok üzerine çıkacağı yönündedir.

Üç temel sektör

Saf ekonomik bir perspektiften bakıldığında; 15 yıllık savaşın ardından ekonomik kaybı 600 milyar doları aşan Suriye veya son iki yılda iki ayrı saldırıya maruz kalarak milyarlarca dolar zarara uğrayan Lübnan gibi ülkelerle kıyaslandığında, zengin kaynaklara sahip Körfez ülkeleri için 150-200 milyar dolarlık bir kaybın telafi edilemez bir felaket olmadığı düşünülebilir.

Ancak bazen rakamların ötesinde iki kritik gösterge mevcuttur: Birincisi, kayıpların dağıldığı sektörlerin niteliği ve milli gelire katkısı; ikincisi ise bu zararların ilgili ülkelerdeki toplumsal yaşama yansımalarıdır.

Körfez ülkelerinin ekonomik kayıpları üç temel sektöre yayılıyor. Birincisi; Hürmüz Boğazı'nın kapatılması nedeniyle ihracatın büyük ölçüde durması, yerli ve yabancı şirketlerin "mücbir sebep" gerekçesiyle faaliyetlerini askıya alması ve bazı tesislerin hedef alınması sonucu en büyük darbeyi alan petrol, gaz ve ilgili sanayi kollarıdır.

Hürmüz Boğazı'ndan geçen günlük petrol ihracatının değerinin 1 milyar doları aştığı yönündeki ilk tahminler ışığında; asıl kaybın tesislerdeki fiziksel hasar, üretimi duran kuyuların yeniden faaliyete geçirilmesi için gereken ek maliyetler ve en önemlisi, önceden onaylanmış kalkınma projelerinin ertelenmesine yol açacak zaman kaybı olduğu görülüyor.

İkinci sektör ise Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler için hayati bir gelir ve yatırım kaynağı haline gelen turizm ve seyahattir.

Arap Para Fonu'nun verilerine göre bu ülkeler, seyahat hizmetleri ticaretinde geçmiş yıllarda on milyarlarca dolarlık fazla veriyordu. Ancak savaşın ilk günlerinden itibaren hava trafiğinin durması, otel rezervasyonlarının iptal edilmesi ve uluslararası etkinliklerin ertelenmesiyle bu sektör tam bir felce uğradı.

Turizm, çatışma dönemlerinden ilk etkilenen ve en son toparlanan sektör olduğu için, eski seviyelere dönülene kadar geçecek süre; istihdam kayıplarına ve işletmelerin kapanmasına yol açacak ciddi bir durgunluk riskini beraberinde getiriyor.

Üçüncü olarak; sigorta, sermaye piyasaları ve yatırımları kapsayan, Körfez ekonomilerinin ana damarlarından birini teşkil eden finansal hizmetler sektörü öne çıkıyor.

Sigorta şirketlerinin savaş riski primlerini artırmak zorunda kalması ve tazminat taleplerindeki artış, sektörü zorlu bir sürece sokuyor.

Analistler, önümüzdeki dönemde yabancı yatırımların çekilebileceğini veya dondurulabileceğini, bütçe açıkları nedeniyle büyük projelerin erteleneceğini öngörüyor.

2024 verilerine göre Arap dünyasında en çok yatırım çeken şehirler listesinde üst sıralarda yer alan Dubai, Riyad ve Doha gibi merkezlerin bu ivmeyi kaybetme riski, bölge ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Kırılgan güvenlik hesapları

Ekonomik kayıpların vahameti, halkın bu etkileri doğrudan hissetmesiyle daha net bir şekilde gün yüzüne çıkıyor.

Tenha havalimanları, boşalan çarşılar ve gerileyen seyahat trafiği, hükümetlerin normalleşme çabalarına rağmen endişeyi diri tutuyor. UNDP'nin İran'a yönelik savaş nedeniyle 3 milyondan fazla istihdam kaybı yaşanacağı yönündeki raporu, bu kaygıların haklılığını kanıtlıyor.

2008 küresel finans krizine benzer şekilde, binlerce yerleşik çalışanın işsiz kalarak ülkelerine dönmesi, hem bütçe üzerindeki baskıyı artırıyor hem de döviz transferlerini azaltıyor.

Yetkililer gıda arzı konusundaki endişeleri bir nebze yatıştırsa da hem hükümetler hem de vatandaşlar nezdinde, içme suyu ihtiyacının yüzde 6 ila yüzde 90'ını karşılayan dev deniz suyu arıtma tesislerinin hedef alınma ihtimali büyük bir korku kaynağı olmaya devam ediyor.

Yeraltı veya yerüstü su kaynaklarının yetersizliği ve rezervlerin sınırlı oluşu, bu tesislere yönelik olası bir saldırının eşi benzeri görülmemiş bir toplumsal krize yol açabileceğine işaret ediyor.

Sonuç olarak; Körfez ülkelerinin tarımsal ithalat maliyetlerinin Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık nedeniyle artması, bölge ekonomilerinin zayıflığından ziyade, bu ülkelerin inşa ettikleri ileri ekonomileri "güvenlik illüzyonları" üzerine kurduklarını gösteriyor.

ABD ile olan ittifakın ekonomik refahı koruyacağına dair inanç, savaş gerçeğiyle karşılaşıldığında yerini acı bir tecrübeye bıraktı: Mevcut konjonktürde önceliğin refahın korunması değil, yalnızca İsrail'in güvenliği olduğu gerçeği tescillendi.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel