İsrail’de siyasi ve askerî düzey arasında Hizbullah karşısındaki başarısızlık ile Lübnan politikasına ilişkin derin görüş ayrılıkları yaşandığı, artan gerilimin sorumluluk tartışmalarını ve yeni bir yıpratma savaşı endişesini güçlendirdiği belirtildi.
YDH- El-Ahbar’da yer alan analizde, İsrail işgal varlığındaki askerî, güvenlik ve siyasi kurumlar arasında gerilimin arttığı ve Hizbullah karşısındaki başarısızlığın sorumluluğu etrafında tartışmaların yoğunlaştığı bildirildi. Netanyahu’nun sert karşılık çağrılarına karşın ordu içinden “operasyonlarda değişiklik olmadığı” yönündeki açıklamaların dikkat çektiği ifade edildi. Makalede ayrıca, Hizbullah’ın insansız hava aracı kapasitesinin İsrail’de ciddi bir güvenlik sorunu yarattığı ve bunun Lübnan’da yeni bir yıpratma savaşı riskini artırdığı belirtildi.
***
İşgal varlığındaki askeri, güvenlik ve siyasi kurumlar içindeki yetkililerin tartışmalarının takibinde, son dönemde siyasi ve askeri düzeyler arasındaki gerilimin belirgin bir şekilde arttığı görülüyor.
Hizbullah karşısında bu turdaki başarısızlığın sorumluluğuna dair münakaşa, çoğu tutum, açıklama ve sızdırmanın kapsamına girdiği bir bağlama dönüşmüş durumda. Bu arada, çatışmayı yönetme krizi gerçek çözümlerden uzak kalmaya devam ediyor.
Bu çıkmazda, düşman liderlerinin saldırıların seviyesini ve şiddetini artırma eğilimi güçleniyor. Bu, sahadaki gerçekleri değiştirme ve yeni denklemler dayatma girişimi olarak yapılıyor.
Aşağıdaki raporda, işgal varlığının kurumlarından yayınlanan tutumların, açıklamaların ve çalışma mekanizmalarının izlenmesine dayanarak, bu iç çatışmanın ana hatları sunulmaktadır.
Göz Boyama
Siyasi ve askeri düzeyler arasındaki sürtüşmenin kıvılcımı, Başbakan Benyamin Netanyahu'nun ordudan Hizbullah'ın ateşkes anlaşmasını “ihlallerine” karşı "sert bir şekilde karşılık vermesini" istediğini söylediği bir açıklamayla ateşlendi.
Ancak ordudaki yetkililer basın mensuplarına "Beybi'nin açıklamasının sadece göz boyamak olduğunu ve amacının kuzeydeki yerleşimcilerin baskısını hafifletmek olduğunu" söyledi.
Münakaşanın, Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki İsrail güçlerine karşı kullandığı dronların etkisinin tartışılması sırasında siyasi ve askeri taraflar arasında zirveye ulaştığı, hatta Güney'deki Debel köyünde Hz. İsa heykelinin parçalanması olayının ardından İsrail ordusunun "ahlakına aykırı" sayılan noktaya kadar geldiği belirtildi.
Bunun yanı sıra, işgal ordusundaki subay ve askerlerin, işgal altındaki köylerdeki güneylilerin evlerinde askeri komutanların gözetiminde ve onların onayıyla gerçekleştirdiği yağma ve talan operasyonlarına dair çok sayıda bilgi olduğu da ifade edildi.
Aksa Tufanı'ndan bu yana devam eden İsrail savaşının her dönüm noktasında olduğu gibi, siyasi düzey ile güvenlik ve askeri kurum, özellikle de Genelkurmay başkanı arasında farklılık ve anlaşmazlık ortaya çıkıyor.
Gazze savaşı sırasında eski Genelkurmay Başkanı Hertsi Halevi'de olduğu gibi, aynı sahne mevcut Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile ve özellikle " Gideon'un Arabaları 2" operasyonunun başlamasıyla tekrarlanıyor. Ancak İsrailli bir askeri yoruma göre, yeni olan şey, başbakan, savaş bakanı, bakanlar ve meclis üyelerinin neredeyse her gün ordu komutanlarına saldırmasının bir örneğinin bulunmamasıdır. Öyle ki Bakan Yisrael Katz, sorumlu olduğu kurumla gösterişli bir şekilde çatışmaları körüklemekle meşgulken, kabine toplantıları genelkurmay başkanına saygısızlık etmek için bir medya şovuna dönüştü.
Zafer Anlatısı Nerede?
Bu neredeyse açık anlaşmazlığın belirtileri, İran ile ateşkesin ilan edilmesinden sonra daha da belirginleşti.
Netanyahu, güvenlik ve askeri kurumu askeri başarılarının boyutunu İran'da gösterememekle suçladı ve bunun, İsraillilerin savaşın siyasi hedeflerine ulaşılmasına ilişkin bakışını (anketlerde görüldüğü gibi) olumsuz etkilediğini söyledi.
Siyasi ve askerî düzeyler arasındaki görüş ayrılığının zirvesi, geçen cumartesi akşamı Netanyahu’nun, “Hizbullah’ın ateşkesi defalarca ihlal ettiği ve İsrail’e ile Güney Lübnan’daki İsrail güçlerine insansız hava araçları, hava unsurları ve füzelerle saldırılar düzenlediği” yönündeki açıklamanın ardından orduya Lübnan’daki Hizbullah’a karşı güçlü bir karşılık verilmesi talimatını verdiğini duyurmasıyla daha da belirgin hâle geldi.
Ancak işgal ordusundaki üst düzey yetkililer basın mensuplarına ve askeri çevrelere "operasyon talimatlarında herhangi bir değişiklik olmadığını" ve (Netanyahu'nun açıklamasının ardından ordunun Lübnan'ın Litani kuzeyi bölgesinde düzenlediği) saldırının olağanüstü olmadığını, hatta Netanyahu'nun iddia ettiği gibi, güçlü bile olmadığını, aksine "oyunun kuralları dahilinde" olduğunu doğruladı. Bu yetkililer, düşman başbakanının açıklamasını "halk baskısını hafifletmeyi amaçlayan göz boyama" olarak nitelendirdi.
Askerler ayrıca, Netanyahu'nun açıklamasının "tesadüf olmadığını" ve amacının "sorumluluğu İsrail ordusunun üzerine atarak istenen sonuçları vermediğini iddia etmek" olduğunu söyledi. "Ordunun faaliyetlerinin tam olarak siyasi düzeyin talimatlarına göre gerçekleştiğini" belirttiler.
Bu anlaşmazlık, bir tarafta askeri düzey ile diğer tarafta siyasi düzey arasında Lübnan savaşıyla ilgili ilk anlaşmazlık değil. Geçen Nisan ayı başında, "üst düzey" olarak tanımlanan bir subayın (Kuzey Bölge Komutanı) askeri muhabirlerle yaptığı kapalı bir toplantıda, "Lübnan'daki faaliyetin Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını hedeflemediğini ve bunu başaramayacağını" söylemesi üzerine iki düzey arasında bir anlaşmazlık yaşandı.
Bu tutum, siyasi düzeyin kamuya yaptığı açıklamalarla tamamen zıt görünüyordu; zira Netanyahu ve Katz, savaşın "bu sefer kesin bir sonuç olmadan, başta Hizbullah'ın silahsızlandırılması olmak üzere durmayacağını" defalarca belirtmişlerdi.
İsrail ordusundaki yetkili ve subayların gizli ve açık sızdırmalarında, siyasi düzeyin ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ve İsrail’e dayatılan ateşkes kararına boyun eğmesi nedeniyle ordunun Hizbullah’a karşılık vermekte ellerinin bağlı olduğu ifade edildi.
Aynı değerlendirmelerde, Hizbullah’ın bombalı dron saldırıları ve İsrail güçlerine zayiat verdirme kapasitesi, Lübnan bataklığına yeniden saplanma ya da ülkenin güneyinde yeniden bir yıpratma savaşına sürüklenme riski olarak görüldü.
Askeri analistlerden biri, Hizbullah'ı stratejik bir tuzağa düşürdüğünü zanneden İsrail'in aslında Hizbullah tarafından kurulan "stratejik bir pusuya" düştüğü ve "yakında bundan kurtulacak bir yol bulamazsa, ilkbahar ve yaz aylarının askerler ve kuzey sakinleri için kanlı bir Lübnan kışına dönüşeceği" noktasına kadar vardı.
Direncin Sürprizleri
Askeri liderler tarafından "karmaşık" olarak tanımlanan bu durum, üst düzey bir güvenlik kaynağının "bombalı insansız hava araçlarının savaş alanında büyük bir sürpriz olduğunu ve bu tehdide yeterince hazırlanmadıklarını" itiraf etmesine yol açtı.
Ancak Netanyahu, her zamanki gibi bu durumdan istifade etti ve geçtiğimiz pazartesi günü İsrail Ordusu Üst Komutanlığı konferansında yaptığı konuşmada, füze, insansız hava aracı ve dron tehdidinin Lübnan'daki siyasi çözümün önündeki engel olduğunu ve "bu iki sorun çözülürse, siyasi tarafın da çözülebileceğini" söyledi. Bu, muhtemelen Lübnan ile bir barış anlaşmasına işaret ediyordu.
Bu sözleriyle ve “mutlak zafer, kesin sonuç ve silahsızlandırma” hedeflerinden geri adım atmasıyla, dolaylı olarak işgal ordusunun Hizbullah’a ait insansız hava araçları dosyasını ele alma konusundaki yetersizliği nedeniyle Lübnan’la yürütülen siyasi süreci tıkadığına işaret ediyor.
Netanyahu, dron sorununu çözmek için pratik ve teknolojik çalışma çağrısı yaparken, bunları boşuna söylemedi. Son günlerde, özellikle Tayyibe olayından sonra analistlerin ve yorumcuların dron tehlikesine karşı uyaran sesleri yükseldi. İsrail ordusu bu tehdidin ciddiyetine geç uyanmakla suçlandı ve bir askeri analist, Genelkurmay Başkanlığı'nı 2026 yılında sloganlarla ilgilenmek yerine intihar dronları tehdidiyle ilgilenmeye çağırdı.
Buna karşılık, bir askeri muhabir, savaş alanındaki komutanlara yönelik artan öfkeye dikkat çekti ve bunu "haklı öfke" olarak değerlendirdi. Bu öfkenin sorumlusunun onlar olmadığını, asıl sorumluluğun askeri sanayiler, kara kuvvetleri, düşmanın silahlanma biçimlerini analiz eden araçları geliştirme birimleri ve savaş doktrini yazarlarına ait olduğunu belirtti.
Debel'de bir İsrail askerinin Hz. İsa heykelini parçalaması üzerine Netanyahu, İsrail ordusundaki Hristiyan askerlerle bir araya geldi ve yaşananların "dışarıda gösterilenlerle tamamen çeliştiğini" söyledi. "İsrail sadece tüm Ortadoğu'da Hristiyanların hakları için savaşmakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail'de İsrail'i savunmak ve bölgedeki, çevredeki ve ötesindeki Hristiyan kardeşlerimiz için savaşan Hristiyan askerler var" dedi.
Ancak askerî analistler, son dönemde İsrail ordusunda disiplin sorunları ve ahlaki değerlere yönelik ihlallerle ilgili artan haberlerin —örneğin bir heykelin tahrip edilmesi, bir su kuyusundaki güneş panellerinin vandalizmle yok edilmesi ve güneyde evlerin ve mülklerin yağmalanması gibi —Genelkurmay başkanını derhal önlem almaya zorladığını belirtti.
Bazı üst düzey subaylar, Genelkurmay Başkanı’nın siyasi düzeyle süregelen gerilim nedeniyle “savaşlarını seçmek zorunda kaldığını” iddia ederken, analistler onun aslında böyle bir “seçme lüksüne sahip olmadığını” ifade etti.
Ancak analistler "seçme" lüksüne sahip olmadığını, çünkü ordunun görevlerinin doğası gereği ahlaki açıdan karmaşık olduğunu; disiplin ve değerlerden vazgeçen ordunun silahlı bir çeteye dönüştüğünü, askerlerinin insani imajını kaybettiğini ve sonunun savaşta bile yenilmek olduğunu belirtiyor.
Öte yandan, bir askerî analist, Genelkurmay Başkanı’na “açıklık getirme” çağrısında bulunarak, “düşman siyasi düzeye bile” savaşın anlamını ve sonuçlarını ortaya koymasını istedi.
Analist, “hedefleri giderek belirsizleşen ve açık biçimde siyasi bir nitelik kazanan, sonu gelmeyen bu savaşın ne anlama geldiğinin ve ne sonuçlar doğurduğunun” açıklanması gerektiğini, aksi hâlde bu durumun sorumluluğunu taşıyan orduyu parçalanma riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini ifade etti.
Bununla birlikte, siyasi ve askerî düzeyler arasında sorumlulukların ve üstü kapalı ya da açık suçlamaların karşılıklı olarak yöneltilmesinin, İsrail’in “ateşkes sonrası dönemde günah keçisi arayışına girmiş olabileceğine” işaret ettiği belirtildi.
Ancak bir başka analist, “İsrail ordusunun mevcut çatışmada, ‘Kuzey Okları Savaşı’ sonrasında elde edilen kazanımları da kaybettiğinin farkında olduğunu” ifade etti. Aynı değerlendirmeye göre siyasi liderlik, orduyu adım adım Hizbullah’la yıllar boyunca hâkim olan dengeleme politikasına geri çekiyor.
Bununla birlikte sorunun siyasi liderlikte olmadığı, zira kamuoyunun artık İsrail’in güvenliği konusunda ondan büyük beklentiler taşımadığı; asıl meselenin ise askerî liderlik ve onun başındaki isim olduğu ifade edildi. Bu çerçevede, Genelkurmay Başkanı’ndan mevcut duruma ilişkin görüşlerini ve çekincelerini kamuoyuna açık şekilde ortaya koymasının beklendiği kaydedildi.
Çeviri: YDH