ABD’nin, Ali Zeydi’nin başbakanlık görevi sonrası Bağdat üzerindeki baskısını artırdığı, direniş gruplarının devlet içindeki siyasi ve mali etkisini sınırlandırmayı hedefleyen yeni bir süreç yürüttüğü belirtildi.
YDH- Ali Zeydi’nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirilmesinin ilk anından itibaren, Amerika’nın bu gelişmeyi, bölgesel savaş sonrası dönemde siyasi öncelikleriyle uyumlu” biçimde Irak’taki dengeleri yeniden düzenlemeye çalıştığı ortaya çıktı.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in ez-Zeydi ile hızlı bir şekilde iletişime geçmesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın onu tebrik etmesi ve Washington’a davet etmesi, Bağdat’a yönelik organize bir Amerikan baskı aşamasının başladığını işaret etti.
Son günlerde ABD, Zeydi’ye yönelik mesajlarını “paralel kanallar” üzerinden yoğunlaştırdı.
Vatandaşlarına Irak’a seyahat etmeme yönünde güvenlik uyarıları, direniş gruplarıyla bağlantılı kişi ve şirketlere yaptırımlar, “Direniş Ekseni” içindeki önde gelen liderler hakkında bilgi verenlere para ödülleri ve direniş gruplarına yönelik devlet finansmanının kesilmesine ilişkin şartlar, ABD'nin baskı kurmak için attığı adımlar arasında yer alıyor.
Buna karşılık ABD rejimi, Bağdat’a mali ve güvenlik desteğini yeniden başlatmayı gündeme getirdi.
Böylece Washington rejiminin, direniş grupları konusunda “çok boyutlu bir yaklaşım” benimsediği görüldü. Zira doğrudan askeri çatışma seçeneğinin artık “işe yaramadığı”, özellikle savaşın başlamasından bu yana Irak içinde ve dışında Amerikan çıkarlarını hedef alan 600’den fazla saldırının ardından anlaşılmış oldu.
Bu bağlamda ABD yetkililerinin açıklamaları “daha önce görülmemiş bir ton” taşıdı. Yetkililer açıkça “direnişçilerin devlet kurumlarından çıkarılması” ve Irak bütçesinden finanse edilmemeleri gerektiğinden söz etti. “Devlet ile gruplar arasındaki iç içe geçmişliğin” Bağdat ile yeni bir ilişkinin önündeki temel engel olduğu ifade edildi.
“Direniş Ekseni” üzerindeki baskı
Buna paralel olarak grup liderlerine yönelik kademeli Amerikan baskısı da arttı. Son olarak, Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi hakkında bilgi verene 10 milyon dolar ödül konuldu.
Daha önce de “Hizbullah Tugayları”, “Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları” ve “Ensarullah el-Evfiya” liderlerine yönelik benzer adımlar atılmıştı. Bu durumun Irak içindeki “Direniş Ekseni” üzerinde siyasi, güvenlik ve psikolojik baskıyı artırmaya yönelik olduğu değerlendirildi.
Direniş gruplarına yakın çevreler, Washington’un yalnızca silahları hedeflemediğini, aynı zamanda devlet içindeki direniş güçlerinin rolünü zayıflatacak şekilde “iktidarı yeniden üretmeye” çalıştığını belirtti.
Bu çevrelere göre amaç, söz konusu güçleri karar ortağı olmaktan çıkarıp Batı ile gerilimin sorumluluğu yüklenen “siyasi ve güvenlik yüküne” dönüştürmek.
Siyasi araştırmacı Muhammed Alvan, “el-Ahbar” gazetesine yaptığı açıklamada, ABD rejiminin Zeydi’nin görevlendirilmesini “direniş gruplarıyla çatışma kurallarını yeniden şekillendirmek için bir fırsat” olarak gördüğünü söyledi.
Alvan, Washington’un mevcut bölgesel ortamın geçmişe kıyasla “daha fazla baskıya” izin verdiğine inandığını ifade etti.
Alvan ayrıca, ABD’nin artık doğrudan askeri çatışma yerine, grupların devlet içindeki siyasi ve mali etkisini zayıflatma politikasına geçtiğini belirtti. Bunun nedeninin “doğrudan çatışmanın maliyetli ve sonuçlarının belirsiz olması” olduğunu söyledi.
Ekrem el-Kaabi’ye yönelik baskının yalnızca güvenlik boyutuyla açıklanamayacağını ifade eden Alvan, Kaabi’nin “Direniş Ekseni” içindeki “en sert” isimlerden biri olduğunu ve silah konusunda herhangi bir tartışmayı “açıkça reddetmesinin” Amerikan yaklaşımını zorlaştırdığını kaydetti.
Alvan, “Silahların teslim edilmesine ilişkin kapsamlı bir uzlaşının hâlâ uzak olduğunu” belirterek, grupların silahlarını İran, Lübnan ve Filistin’le bağlantılı bölgesel bir denklemin parçası olarak gördüğünü, bunun yalnızca Irak iç meselesi olarak değerlendirilmediğini söyledi.
Direniş içinde Zeydi’ye yönelik şüpheler
Öte yandan Direniş çevrelerinde Zeydi’ye yönelik “şüphelerin arttığı” belirtildi. Bazı grup çevreleri, ABD’nin ona hızlı desteğinin “karşılıksız olmadığını” ve devlet ile direniş arasındaki ilişkiyi Amerikan yaklaşımına uygun şekilde “yeniden düzenlemekle” görevlendirilmiş olabileceğini değerlendirdi.
Ancak şu ana kadar grupların Zeydi ile açık bir çatışmaya girmeye hazır olmadığı ifade edildi. Bunun nedeni olarak da onun şimdiye kadar doğrudan düşmanca bir tutum sergilememesi gösterildi.
Zeydi’nin gerek Tahran ile Washington arasında arabuluculuktan söz ederek, gerekse silah dosyası konusunda kamuoyu önünde tartışmaya girmekten kaçınarak “dengeli” bir söylem sürdürmeye çalıştığı kaydedildi.
Direnişliderlerinden biri “el-Ahbar”a yaptığı açıklamada, direnişe yönelik herhangi bir müdahalenin “sert şekilde” karşılık bulacağını söyledi. Aynı yetkili, “ABD işgali ve bölge halklarına yönelik Siyonist saldırılar sürdüğü müddetçe direniş silahının müzakere konusu olmayacağını” ifade etti.
Aynı kaynak, Amerikan söyleminin “grupları dağıtma” hedefinin, bu güçlerin parlamentoda, hükümette ve sokakta geniş siyasi ve toplumsal temsil gücüne sahip olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Bu nedenle bu dosyayla ilgili herhangi bir projenin “karmaşık iç uzlaşılar” gerektirdiğini ve şu aşamada bunun mümkün görünmediğini söyledi.
“Koordinasyon Çerçevesi” içindeki çelişkiler
ABD baskısıyla eş zamanlı olarak “Koordinasyon Çerçevesi” de kendi iç çelişkileriyle hareket ediyor.
Direniş gruplarıyla bağlantılı siyasi güçler gelecek hükümetteki paylarını korumak isterken, Zeydi kendisini Washington ile Tahran arasında doğrudan çatışmaya sürüklenmeden “denge” kurabilecek bir başbakan olarak sunmaya çalışıyor.
Bu çerçevede, Asaib Ehl-i Hak Hareketi’ne bağlı “Sadikun” hareketinin yöneticilerinden Hüseyin Şeyhani, hareketlerinin siyasi ve hükümetteki haklarından vazgeçmeyeceğini açıkladı. Şeyhani, parlamentoda ve halk nezdinde karşılığı olan güçlerin iktidar denkleminden dışlanamayacağını vurguladı.
Parlamento Güvenlik ve Savunma Komitesi üyesi Ali Nehir ise “el-Ahbar”a yaptığı açıklamada, Irak’ın Washington ile ilişkilerini “irade kırma politikalarından uzak, dengeli biçimde” yönetmeye ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Nehir, grup dosyasının Amerikan dayatmaları mantığıyla ele alınamayacağını, çünkü meselenin yıllar içinde oluşmuş karmaşık iç dengeler ile güvenlik ve siyasi gerçekliklerle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Nehir ayrıca, Zeydi’nin sürecin hassasiyetinin farkında olduğunu ve ülkenin yeni bir iç çatışmaya ya da bölgesel gerilime sürüklenmesini önlemek için hem Amerikalılarla hem de gruplarla iletişim kanalları açmaya çalıştığını belirtti.