BAE, İsrail ve ABD eksenli güvenlik mimarisine entegre oldukça, İran’ın gözünde Körfez’deki ekonomik bir merkezden doğrudan askeri hedefe dönüştü.
YDH- Fars Körfezi'nin güney kıyılarında yükselen bu küçük çöl devleti Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), nasıl oldu da İran'ın füze ve İHA saldırılarında öncelikli hedef tahtasına oturdu?
Bu soruyu irdeleyenlere göre asıl neden, el-Nahyan rejiminin son on yıllarda izlediği politikalarda gizli.
Bölgenin nispeten genç devletlerinden biri olan BAE, son yıllarda rotasını kararlı bir biçimde İsrail’e kırdı ve Batı Asya’da ABD güdümündeki bölgesel düzenin kilit aktörlerinden birine dönüştü.
Nüfusun azlığı, yüzölçümünün küçüklüğü ve ekonominin dışa bağımlı yapısı; Abu Dabi ve diğer emirlikleri petrol ihracatıyla ticari akışı güvence altına alabilmek için Amerikan güvenlik şemsiyesine sığınmaya mecbur bıraktı.
Emirlik topraklarında her geçen gün artan Amerikan askeri varlığı ve Washington eksenli bir güvenlik doktrininin benimsenmesi, ülkeyi bölgedeki Amerikan jeopolitik stratejisinin merkezine iyice kenetledi.
Diğer yandan petrol gelirlerinin Dubai ve Abu Dabi’de yarattığı devasa zenginlik, BAE’yi kendi sınırlarının ötesinde bir nüfuz arayışına itti.
Nitekim ülkenin Yemen, Sudan ve Suriye’deki bölgesel denklemlerde üstlendiği rol, yıllar içinde çok daha belirgin bir hal aldı.
BAE hem ABD’nin askeri varlığını finanse eden hem de işgalci varlık (İsrail)'in belirli güvenlik projelerine ortaklık eden bir aktör olarak öne çıktı.
Bu süreçte BAE, İbrahim Anlaşmaları’na imza atan ilk ülke ve İsrail ile ilişkilerini normalleştiren öncü Arap devleti sıfatıyla dikkatleri üzerine çekti.
BAE ile ABD arasındaki askeri, ekonomik ve güvenlik bağlarının sıkılaşması, ülkeyi Arap dünyasında THAAD füze savunma sistemlerine ev sahipliği yapan başlıca merkezlerden biri konumuna getirdi.
Dahası, çeşitli raporlar İran kıyılarına yakın noktalarda Mossad ve CIA ile bağlantılı istihbarat birimlerinin faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.
Financial Times’ın bir haberi ise İsrail’in hava savunma altyapısının bir kısmının BAE’nin güvenlik ağıyla birleştirildiğini; bu durumun İran İHA’larına karşı yürütülen operasyonlarda Abu Dabi’yi Amerikan üsleriyle aynı cepheye yerleştirdiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan BAE’ye yöneltilen eleştiriler, ülkenin Ramazan Savaşı’ndaki rolünün sadece Amerikan güdümlü bir hava savunma ağına katılmaktan ibaret olmadığını savunuyor.
Lavan Adası’ndaki petrol tesislerine düzenlenen son saldırı doğrudan Emirlik’e ait Mirage savaş uçakları tarafından gerçekleştirildi.
İranlı milletvekili Menuşehr Muttaki de İran’ı hedef alan saldırılarda Emirlik İHA’larının kullanıldığına dair ellerinde kanıtlar bulunduğunu öne sürdü.
╰┈➤ Suudiler ve Emirlikler'in İran'a karşı savaşta aktif rol aldığı belgelendi
İran adaları üzerindeki bitmek bilmeyen toprak ihtilafları ve Fars Körfezi’nin adlandırılmasına ilişkin köklü anlaşmazlıklar da eklenince; Tahran’ın BAE’yi neden doğrudan askeri misilleme hedefi olarak gördüğü daha net anlaşılıyor.
Bu pencereden bakıldığında BAE artık yalnızca kıyıda köşede kalmış bölgesel bir figür değil; aksine İran karşıtı geniş koalisyonun stratejik bir parçası ve gelecekte İran’a yönelik olası Amerikan operasyonlarının finansörlüğüne soyunmuş bir yapı olarak görülüyor.
Yine de bu görüşü savunanlar, İran’ın Ramazan Savaşı’nın ilk safhasındaki askeri tepkisinin, komşu devletlere önemli bir mesaj verdiğini düşünüyor: Tahran’ın hasımlarıyla iş birliği yapmanın bedeli ağırdır.
Görünüşe göre, bazı bölge hükümetleri İran karşıtı güvenlik blokları içinde saf tutmaya devam ettikçe, Tahran ile bu başkentler arasındaki ipler gerilmeye devam edecek.