Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, Batı'nın yüksek maliyetli askeri harcamalara dayalı savaş stratejisinin İran ve asimetrik güçler karşısında etkisiz kaldığını açıkladı.
YDH - Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, Yargıç Andrew Napolitano'nun "Judging Freedom" programında gerçekleştirdiği mülakatta, Batı askeri doktrininin güncel sahadaki asimetrik tehditler karşısında içine düştüğü stratejik körlüğü ve İsrail'in 7 Ekim sonrası benimsediği yeni güvenlik paradigmasının risklerini değerlendirdi.
Crooke, özellikle ABD ve İsrail'in, hasımlarını daha fazla harcama yaparak iflasa sürükleme üzerine kurulu eski tip savaş anlayışının artık geçerliliğini yitirdiğini vurguladı.
"Yemenlilerin terlikleriyle devasa Batı makinesine meydan okuması imkansız görüldü"
Batı dünyasının asimetrik savaş kavramını yeterince incelemediğini ve bu tehdidi çok uzak bir ihtimal olarak gördüğünü belirten Crooke, mülakat sırasında şu ifadeleri kullandı:
"ABD'nin başlangıçtaki düşüncesi Rusya ile yapılacak bir savaş üzerine kuruluydu. Rusya'yı yüksek teknolojili, pahalı uçak ve füzelerle yarışmaya zorlayarak iflasa sürüklemek temel amaçtı. Bu yaklaşım, devasa harcamaların hasmın harcamalarını geride bırakması esasına dayanıyordu. Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle bu anlayış meşruiyet kazanmış gibi göründü ancak Amerika bu paradigmadan bir türlü uzaklaşamadı. Batı bu modelde takılıp kaldı ve asimetrik savaş tehdidi üzerinde düşünmeye başlamadı. Yemenlilerin terlikleriyle devasa Batı askeri gücüne meydan okuması onlara göre imkansızdı. Bu yapıyı gerçekten inceleme ya da asimetrik savaşın ne anlama gelebileceği üzerine kafa yorma ihtiyacı hissetmediler."
Crooke, İsrail'in kurucu babası David Ben-Gurion dönemindeki askeri doktrinin aksine, günümüzde çok daha tehlikeli bir yöne savrulduğunu kaydetti.
Ben-Gurion'un, İsrail'in sınırlı kaynakları ve nüfusu nedeniyle büyük bir profesyonel ordu yerine sınırları koruyan ve gerektiğinde seferber edilen yedek güçlere dayalı bir modeli savunduğunu hatırlatan Crooke, 7 Ekim sonrası bu yapının kökten değiştiğini ifade etti.
"7 Ekim sonrası İsrail kalıcı savaş doktrinini benimsedi"
İsrail hükümetinin 7 Ekim saldırılarını "Holokost benzeri bir saldırı" olarak çerçevelediğini belirten Crooke, bu durumun askeri stratejiyi nasıl dönüştürdüğünü şu sözlerle aktardı:
"İsrail, 7 Ekim tarihinde kalıcı savaş doktrinine geçti. Bu, aslında kökeni Almanya'ya dayanan ve bir sonu olmayan savaş anlayışıdır. Profesör Idan Landau'nun ifadesiyle düşman artık ayırt edilemeyen bir kitle, bir Amalelek figürü haline geldi. İsrail hükümeti artık Holokost'u geçmişte kalmış bir olay olarak değil, her an sınırda bekleyen bir tehdit olarak görüyor. Her tehdidi tam güçle karşılamaz ve kökten yok etmezsek yeni bir Holokost yaşanacağı inancı hakim. Bu askeri ideoloji ile İsrail sağının vadedilmiş topraklara dair mesihçi kurtuluş fikirleri birleşti. Bu, fiziksel olarak toprak ilhak ederek askeri yollarla kurtuluş yaratma çabasıdır. Ancak saygın bir İsrailli albayın makalelerinde belirttiği gibi, bu model çalışmadı. Mevcut çok cepheli savaşlarla başa çıkmak için altı ya da yedi adet İsrail ordusuna ihtiyaç var ve İsrail bu savaşı kazanamıyor."
"Uçak gemileri artık kimseyi korkutmayan devasa dinozorlara dönüştü"
Yargıç Napolitano'nun ABD'nin milyarlarca dolarlık uçak gemilerinin artık caydırıcı olup olmadığına dair sorusuna Crooke, bu devasa askeri platformların birer "beyaz fil" haline geldiği yanıtını verdi.
Pentagon'un bu gerçeği yavaş yavaş fark etmeye başladığını söyleyen Crooke, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Donald Trump hala bir uçak gemisini Küba'nın 100 metre açığına götürdüğünde karşı tarafın hemen teslim olacağını düşünüyor. Oysa günümüzde bir uçak gemisi, sürü halindeki dronlara ya da küçük su altı araçlarına karşı son derece savunmasızdır. Bu araçlar gemiyi batırmasa bile operasyon dışı bırakabilir. Güverteye yapılacak bir saldırı ya da radar sistemlerinin imhası gemiyi etkisiz kılmaya yeter. Muazzam maliyetli bu gemiler, denizin ortasında oturan büyük birer dinozor gibi zayıflığın sembolü haline geldi. Asimetrik savaşın bu devasa makinelere karşı üstünlük sağlayabildiğini İran örneğinde gördük."
"Hürmüz Boğazı kontrolü İran'ı beşinci büyük güç yapabilir"
Mülakatta İran ile devam eden müzakerelere de değinen Crooke, Tahran'ın stratejik kartlarını çok daha kararlı bir şekilde masaya sürdüğünü belirtti.
İran'ın zenginleştirilmiş uranyumdan vazgeçmeyeceğini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü tanınmasını istediğini vurgulayan Crooke, J.D. Vance gibi isimlerin bu durumdan duyduğu endişeyi dile getirdi:
"İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen internet kablolarının kontrolünü ele alacağını, yakıt hatları kesilirse internet hatlarının da kesilebileceğini belirterek çıtayı yükseltti. J.D. Vance'e yakın isimlerden duyduğum kadarıyla, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı altı ay ya da bir yıl boyunca kontrol etmeye devam etmesi durumunda, elde edeceği devasa finansal kaynaklarla beşinci büyük küresel güç haline gelmesinden korkuyorlar. Rusya, Çin ve İran arasındaki bu yakınlaşma, bölgenin merkez güçlerinin bir araya gelmesi anlamına geliyor. Trump, Pekin ziyaretinde Çin'in kendisine yardım edeceğini umuyor olabilir ancak Çin'in bu konuda acelesi yok. Nisan ayında petrol ithalatları normal seviyelerinin yüzde 90'ındaydı ve ellerinde büyük rezervler var. Stratejik ve sakin bir şekilde yaklaşıyorlar."
Crooke, mülakatın sonunda, Ortadoğu'da Rusya ve Çin'in koordinasyonuyla İran ve Körfez ülkelerini de kapsayan yeni bir güvenlik mimarisinin oluşabileceğini, bu süreçte mevcut yolda devam etmesi durumunda İsrail'in bölgede izole bir devlete dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacağını ifade etti.