"Öyle görünüyor ki beşeriyet, on yıllar boyunca ucu açık demokrasinin gözetiminde yaşadığı bir dizi tecrübeden sonra; demokrasinin meyvelerini vermesi ve beklenen sonuçlara ulaşması için kaçınılmaz olan 'tadil edilmiş' bir sisteme doğru ilerlemektedir."
Muhammed Raad
YDH - Hizbullah'ın Lübnan meclisindeki grubu Direnişe Vefa Bloku'nun genel başkanı Muhammed Raad, el-Ahbar gazetesi için kaleme aldığı köşe yazısında, modern uluslararası sistemin ve Batı merkezli demokrasi söyleminin, küresel güç odaklarının çıkarlarını gizleyen bir "retorik maske" olduğunu anımsatıyor. Gücün mantığının hukukun ve ahlakın önüne geçtiği mevcut düzeni "Güçlüler Sistemi" olarak tanımlayan Raad, bu yapının halkları pasif tüketiciler haline getirerek egemenliklerini iğdiş ettiğini vurguluyor.
Eğer demokrasi yalnızca çoğunluğun tahakkümü demekse; haklılığın gücüne [1] sarılan azınlığa karşı, gücün mantığıyla [2] üstünlük kuran bir çoğunluk, demokrasinin doğasına aykırı düşmez.
Beşeriyetin asırlar boyu biriktirdiği değerlerin, ilkelerin ve ülkülerin, "güç mantığı" tarafından çiğnenip geçilmesi de bu çarpık anlayışı zedelemez.
Hatta kendilerini çılgınca alkışlayan, siyasetlerine heyecanla eklemlenen ve maceralarına kapılan bir çoğunluk var olduğu müddetçe; dünyayı mücrim tağutların, profesyonel hırsızların veya yalancı deccalların yönetmesi demokrasinin "huzurunu" kaçırmaz.
Bu sebeple, sözümona demokrasi savunucularının; gücün mantığının haksız saldırgan savaşlara yöneldiğini, devletlerin ve halkların egemenlik hukukunun ayaklar altına alındığını, hayatın izlerinin, eğitim ve sağlık kurumlarının, tarihi mirasın ve benzerlerinin yerle bir edildiğini gördüklerinde derin bir sessizliğe bürünmelerine şaşmamak gerekir.
Demokrasiye bağlı devletler içinde savaşı kınayan ve durdurulması çağrısı yapan bir çoğunluk oluşmadığı müddetçe; saldırıya uğrayan halklar ve devletler, kaderleriyle baş başa kalmaya mahkumdur.
Ta ki uluslararası bir çoğunluk, zorbaların devletleri ve halkları boyun eğmeye, teslimiyete ve değerler, ülküler ile hukuk aleyhine "muktedirlerin safına" girmeye zorladığı bu "haydutluğa" [3] karşı çıkma hakkıyla dayanışma gösterene dek.
Daha vahimi ise, demokrasiye bağlılık iddia edenlerin; bu bağlılıklarının sözde doğruluğunu kanıtlama telaşıyla saldırıyı ve mütecaviz savaşları meşrulaştırmaya çalışmalarıdır.
Bu kesimler, kimi zaman "uzlaşmaz tutumu", kimi zaman "hakkından feragat etmedeki müsamahasızlığı", kimi zaman da "kendi gücü ile hasmının gücünü yanlış tartması" bahanesiyle suçu mazlumun üzerine atar.
Sanki mağdur olan taraf; saldırgan karşısında sessiz kalan ve fiilen "destekçiler" ya da en azından "karşı çıkmayanlar" safında tescillenen bu sessiz yığının tavrını görmezden gelmekle mükellefmiş gibi davranılır.
Bundan da kötüsü; bazı devletlerin, güçlerin veya odakların; saldırgan tarafa kendi topraklarını, hava sahalarını, denizlerini ve ihtiyaç duyulan her türlü kolaylığı, ya gönüllü bir rızayla ya şüpheli bir göz yummayla ya da zımni bir destekle sunmalarıdır.
Bu destek, saldırganın yüzüne karşı ses yükseltip saldırıyı kınama noktasına asla varmayan, o açık ya da gizli "hoşnutsuzluk" tavrıyla da çelişmez.
İşte bugün dünya; geniş yetkilerle donatılmış, kötülükleri güzelleştiren ve gerçekleri çarpık yöntemlerle yeniden kurgulayarak hakikati ve hak sahiplerini mahkum eden ahlaki-hukuki teoriler ve karar verici kurumlar manzumesine yaslanan "Muktedirler Sistemi" [4] tarafından yönetilmektedir.
Tüm bunlara rağmen, dünyadaki edilen halklardan ve devletlerden, zalim muktedirlerin dayattığı bu sisteme ram olmaları ve boyun eğmeleri beklenmektedir.
Uluslararası, bölgesel ve yerel şartların bu yöntem ve mecra üzerinden istikrara kavuşması mümkün değildir. Mevcut bu çarpık düzenin hüküm sürdüğü bir vasatta hiç kimse güvenlik, istikrar, adalet veya sürdürülebilir kalkınma beklememelidir.
Dünya halklarının bugün tanıklık ettiği zulüm, ezilmişlik, hakların gaspı, çıkarların zayi edilmesi, kaynakların yağmalanması ve egemenlik ihlalleri; saldırganlığa maruz kalan her ülke ve bölgenin bağrında sızılı bir ur gibi büyümektedir.
Mütecavizlerin ve zalim muktedirlerin bu tutumu, kaçınılmaz bir patlamaya doğru evrilmektedir. Bu patlama, saldırgan davranışların doğurduğu risklerin büyüklüğünü ve "Zalim Demokrasi" tellallarının iddialarının sahteliğini gün yüzüne çıkaracaktır.
Zira bu sahte demokrasi, arkasına mücrim zorbaların ve uluslararası korsanların gizlendiği bir teorik kılıftan başka bir şey değildir.
Dolayısıyla, sözde Batı demokrasisi üzerine lakırdı yapanların yapanların, ihtiraslarından ve mantıklarından utanma vakti gelmiştir.
Zira bu mantığın, tüketim toplumlarımızdan, bizleri dünyanın muktedirleri safına çıkaracak ulusal üretim çıkarlarımız pahasına devşirdikleri menfaatleri gizleyen bir perde olduğu artık ayan beyan ortadadır.
Batı demokrasisi iddialarının; halklarımıza ve devletlerimize karşı güç mantığını yürütmek, toplumlarımızın gücünü elinden alıp onları vatanlarını savunmak bir yana, kendi kaynaklarını ve çıkarlarını dahi koruyamayan zayıf birer "tüketici" haline getirmek için ardına gizlenilen bir maske olduğu artık anlaşılmadı mı?
Bu açıklıktan sonra, şayet halklarımız bir gün başkaldırır ve isyan ederse kimse onları kınayamaz. Asıl ve peşin kınama; kaynakların, egemenliğin, güvenliğin ve hukukun hırsızı olan o fırsatçı muktedirlere aittir.
Öyle görünüyor ki beşeriyet, on yıllar boyunca ucu açık demokrasinin gözetiminde yaşadığı bir dizi tecrübeden sonra; demokrasinin meyvelerini vermesi ve beklenen sonuçlara ulaşması için kaçınılmaz olan "tadil edilmiş" bir sisteme doğru ilerlemektedir.
Belki de bu yeni sistem, dünyanın "muktedirlerin arsızlığına" teslim olmaması için, bir "Bilgeler Demokrasisi" üzerine inşa edilecektir.
[1] Haklılığın Gücü: Orijinal: قوة المنطق: Kelime anlamıyla "mantığın gücü" olsa da, metindeki bağlamı "haklı bir davanın dayandığı rasyonel ve ahlaki zemin"dir. Raad, burada klasik belâgatın "mukabele" (karşıtlık) sanatını kullanarak kuvvetü'l-mantık (haklılığın gücü) ile mantıku'l-kuvve (gücün mantığı/zorbalık) arasında entelektüel bir gerilim kurar. (ç.n.)
[2] Güç Mantığı: Orijinal: منطق القوة: Rasyonaliteyi değil, kaba kuvveti tek geçerli kural olarak kabul eden anlayış. Bu ifade, Thrasymakhos'tan beri süregelen "Adalet, muktedirin işine gelendir" düşüncesinin modern bir eleştirisidir. Raad, bu iki kavramın yerini değiştirerek (çaprazlama/aks) muhatabı düşünmeye sevk eder. (ç.n.)
[3] Haydutluk: Orijinal: البلطجة: Kelime köken olarak Osmanlıca "Baltacı"dan gelse de modern Arapçada (özellikle Mısır lehçesinden standart dile geçerek) "devlet destekli veya sokak tipi haydutluk" anlamında siyasi bir literatür kazanmıştır. (ç.n.)
[4] Muktedirler Sistemi: Orijinal: نظام الأقوياء: Hakka değil, güce dayalı küresel nizam. Raad burada "Nizâmü'l-âlem" (Dünya düzeni) kavramına ironik bir atıf yaparak, mevcut düzenin aslında bir "muktedirler kulübü" olduğunu ima eder. (ç.n.)