Chicago Üniversitesi Siyasi Bilimler Profesörü ve Chicago Güvenlik ve Tehditler Projesi Direktörü Robert A. Pape, Ortadoğu'daki stratejik dengelerin kalıcı olarak değiştiğini ve İran'ın bir yıl içinde nükleer güç haline gelmesinin kaçınılmaz olduğunu bildirdi.
YDH - Chicago Üniversitesi Siyasi Bilimler Profesörü ve aynı üniversite bünyesindeki Chicago Güvenlik ve Tehditler Projesi Direktörü Robert A. Pape, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği mülakatta, Ortadoğu ve küresel güvenlik mimarisini kökten sarsacak değerlendirmelerde bulundu.
Uzun yıllardır uluslararası güvenlik ve askeri strateji üzerine yürüttüğü çalışmalarla tanınan Profesör Pape, İran'ın nükleer kapasitesi, bölgesel nüfuzu ve ABD'nin içine düştüğü stratejik açmazlar hakkında çarpıcı bir öngörü tablosu çizdi.
"İran'ın 18 ay içinde nükleer silah denemesi yapma ihtimali yüzde 80'in üzerinde"
Profesör Robert A. Pape, mülakatın başlangıcında İran'ın nükleer programına dair takvi msel bir kestirimde bulunarak, Tahran yönetiminin nükleer silah test etme sürecine girdiğini vurguladı.
Pape, "Zaman içinde, hatta 12 ila 18 ay gibi bir süreyi kapsayan vadede, İran'ın nükleer silah denemesi yapma ihtimalinin yüzde 80'in çok üzerinde olduğunu düşünüyorum" ifadesini kullandı.
Bu durumun uzun süredir baskılandığını ancak artık bir kapasite sorunundan ziyade bir irade meselesine dönüştüğünü kaydeden Pape, "Mario, İran'ın bu yola girmemesinin tek sebebi kapasite eksikliği değildi; bu gerçekten nükleer silaha sahip olma iradesiyle ilgiliydi. Ve şu an o irade, sahip olabileceğiniz en üst seviyededir" değerlendirmesinde bulundu.
Küresel güç dengelerini nükleer mülkiyet üzerinden okuyan Pape, dünyadaki diğer büyük güçlerin tamamının nükleer silaha sahip olduğuna dikkat çekti.
Profesör Pape, bu bağlamda İran'ın nükleer silahların değerini görmeyeceği düşüncesinin makul bir tarafı kalmadığını belirterek, "İran'ın nükleer silahların değerini fark etmeyeceği fikri bence akla yatkın değil. Bu durum yüzde 100 kesinleşmiş bir olgu diyemem ama önümüzdeki bir buçuk yıla bakan herkes, eğer olayları sadece temennileriyle değerlendirmiyorsa, onların bu konuda son derece kararlı olduklarını ve tüm kapasiteye sahip olduklarını görmek zorundadır" şeklinde konuştu.
"Kendi uranyum cevherlerini kazarak beş nükleer başlık üretebilirler"
Pape, analizi sırasında Milli Güvenlik Konseyi bünyesinde çalışıyormuşçasına en kötü senaryo varsayımları üzerinden hareket ettiğini dile getirdi.
İran'ın mevcut yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stoklarını kullanmasa dahi kısa sürede sonuca ulaşabileceğini belirten profesör, "Sıfırdan başladıklarını, uranyum cevherini doğrudan kendi topraklarından çıkardıklarını varsayalım. En kötü senaryo üzerinden bir analiz yapsam bile, 18 ay içinde muhtemelen beş adet işleyen nükleer silaha sahip olma ihtimallerini yüzde 70-80 bandında görürüm" dedi.
Bu üretim sürecinin gizlilik içinde yürütülebileceğine de değinen Pape, İran'ın halihazırda insansız hava araçlarını sakladığı derin mağaraları ve yeraltı tesislerini bu amaçla kullanabileceğini ifade etti.
Santrifüj üretiminden nihai başlık aşamasına kadar olan teknik sürecin Amerikan stratejik planlamasını sekteye uğratacak bir hızda ilerleyebileceğini vurgulayan Pape, "Belki gizli bilgilere sahip biri bana bunun 18 ay değil 24 ay süreceğini söyleyebilir; ancak nükleer program konusunda İran'ı, bizim önem verdiğimiz zaman dilimlerinde operasyonel olarak anlamlı olacak herhangi bir şekilde geriletmiş değiliz" açıklamasını yaptı.
"İran küresel gücün yeni merkezi olarak yükselen bir kuvvet odağı haline geliyor"
Profesör Pape, İran'ın sadece askeri bir tehdit olmanın ötesine geçerek, dünya siyasetinde yeni bir güç odağına dönüştüğünü kaydetti. İran'ın güç kazandığını ve dünya iktidarının yükselen merkezlerinden biri haline geldiğini söyleyen Pape, "Diplomatik yolları şimdiden denemeye başladılar. Rusya ve Çin ile Fars Körfezi'nde veya Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisinin nasıl kurulacağına dair görüşmeler yürütüyorlar" bilgisini paylaştı.
Bu görüşmelerin içeriğine dair sızan ifadelerin "yeni bir güvenlik mimarisi" üzerine yoğunlaştığını hatırlatan Pape, "Bildiğimiz tek şey, konuştukları konunun bu olduğudur. Bu görüşmelerde İsrail'in bir baskın güç olmasından veya Amerika'nın hakimiyetinden bahsettiklerini sanmıyorum. İran'ın buradaki mutlak hakimiyetini konuşuyorlar ve diğer büyük güçlerin de İran ile birlikte bunu gerçekleştirmek için çalıştığını düşünüyorum" dedi.
"Amerika istikrarsız bir denge hali ile bir yol ayrımı arasında"
Yayıncı Mario Nawfal'ın, Amerika'nın önünde İran'ı yeni bir dünya gücü olarak kabul etmek veya savaşı sürdürerek cephane ve siyasi sermaye tüketmek arasında kalan iki seçenekten hangisini seçeceğine dair sorusu üzerine Pape, meselenin teknik bir "istikrarsız denge" sorunu olduğunu belirtti.
Grafiklerle yaptığı analizlerde üç ve dördüncü aşamalar arasında bir yol ayrımı gördüğünü belirten Pape, "Bu iki yol arasında istikrarsız bir denge mevcut. Bunun nedeni, her iki yolun da Amerika Birleşik Devletleri ve dünya için önemli maliyetler taşımasıdır. Dolayısıyla kararlı bir hareket veya istikrarlı bir denge görmüyorsunuz" ifadelerini kullandı.
Pape, müzakerelerin istikrarlı bir çözüm getireceği umudunun artık yerini zorlu bir tercihler bütününe bıraktığını vurgulayarak, "Bu durum aylarca sürecek. İnsan doğası gereği hala çok kısa vadeli düşünülüyor. Eğer önümüzdeki hafta İran'daki elektrik santralleri bombalanmaya başlanırsa, İran'ın buna karşılık vereceğini biliyoruz. Bu turun nasıl sonuçlanacağı aşağı yukarı bellidir" uyarısında bulundu.
Savaş ve müzakere denemeleri arasında sürekli bir gidiş geliş yaşanacağını savunan profesör, "Birkaç hafta tırmandırma yoluna girersiniz, sonra tekrar müzakere masasına dönmeye çalışırsınız ancak bu sadece İran'ın yükselen bir dünya gücü haline gelişini izlemekle sonuçlanır. İnsanlar şu an taktikler etrafında dolanıyor, strateji geliştiremiyorlar" dedi.
Deneyimlerine dayanarak mevcut durumu geçmişle kıyaslayan Profesör Pape, sosyal medyanın ve internetin olmadığı dönemlerden bu yana savaş stratejileri üzerine çalıştığını hatırlattı.
İlk Körfez Savaşı'ndan beri bu alanın içinde olduğunu söyleyen Pape, "Bu benim altıncı savaşım. Henüz internet, sosyal medya veya X platformu yokken bile savaşların olduğunu genç kuşağın hayal etmesi zor olabilir ama o zaman da savaşlar vardı. Birleşmiş Milletler ve medya organlarında çok genç yaşlardan itibaren bu süreçlerin içindeydim" diyerek tecrübesine vurgu yaptı.
Pape, zaman geçtikçe ve özellikle Amerika'daki ara seçimler gibi iç siyasi süreçler geride kaldıkça, daha uzun vadeli stratejik düşüncenin hakim olacağını dile getirdi.
Bu uzun vadeli düşüncenin ipuçlarının bölge ülkelerinde görülmeye başladığını belirten Pape, "Suudi Arabistan'ın savaş başlamadan önce bile Pakistan ile bir güvenlik garantörlüğü ilişkisi kurmaya çalışması veya Çin ile ilişkilerini geliştirmesi tesadüf değildir. Bunlar sadece ekonomik anlaşmalar değil; Amerika'nın gelecekte, örneğin bir Trump döneminde güvenilmez bir müttefik olması durumuna karşı geliştirilen yedek düşüncelerdir" değerlendirmesini yaptı.
"Tasfiye saldırıları ve lider kadrosuna yönelik suikastlar gündeme gelebilir"
Mülakatın sonunda askeri seçenekler ve "tasfiye saldırıları" olarak adlandırılan yönetim kademesine yönelik operasyonlar gündeme geldi.
Nawfal'ın, insani ve uluslararası hukuku bir kenara koyarak yapılacak bir "kafasını koparma harekatının" tek askeri mantık silsilesi olup olmayacağı sorusuna Pape, bu tür hamlelerin risklerine ve katmanlı yapısına işaret ederek yanıt verdi.
Özellikle İsrail kaynaklı iddialarda yer alan ve dini liderlik makamını da kapsayabilecek tasfiye listelerinin, İran'ın ideolojik katmanlarını aşmayı hedeflediği belirtildi.
Pape, bu tür stratejik suikast girişimlerinin, İran'ın geri adım atmasını sağlamak amacıyla ideolojiden ziyade kendi hayatına değer veren bir liderlik yapısı oluşturma umuduyla tartışılabileceğini ifade etti.
Sonuç olarak Profesör Robert A. Pape, İran'ın nükleer bir güç olmaya her zamankinden daha yakın olduğunu ve bölgedeki Amerikan hegemonyasının sarsıldığını bildirdi.
Pape, "Dünyayı değiştiriyoruz ve bu değişim sürecinde Amerika'nın gücünün azalması, İran gibi ülkelerin ise yükselmesi kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor" sözleriyle analizini noktaladı.