Neyin pazarlığını yapıyorsunuz?

img
Neyin pazarlığını yapıyorsunuz? YDH

"Sorun şu ki bugün Washington'da bizim adımıza konuşanlar yalnızca bölgenin gerçeklerinden değil, müzakere ettikleri düşmanın niteliğinden de bihaber."




İbrahim Emin

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim Emin, Lübnan hükümetinin ABD aracılığıyla yürüttüğü müzakere sürecini ele aldığı köşe yazısında, hükümetin İsrail karşısında gerçek bir güç ya da stratejiye sahip olmadığını; ayrıca direniş hareketinin sahadaki ağırlığını da göz ardı ettiğini belirtiyor. Emin, Washington'daki görüşmelerin Lübnan adına ciddi sonuç üretmeyeceğini, aksine İsrail'in saldırılarını sürdürmesini kolaylaştırabileceğini vurguluyor.

Hayır, hükümete fırsat tanımak iyi bir fikir değil. Bunun nedeni, kimsenin Washington'daki görüşmelerde Lübnan'ın çıkarlarını koruyacak sonuçlar elde edilmesini istememesi değil; mevcut yönetimin Lübnan'ın haklarını savunacak bir stratejiye sahip olmaması.

Dahası, bu hükümet İsrail'in Lübnan'a karşı yürüttüğü savaşın içine çekilmiş durumda; bazı durumlarda düşmanın her gün işlediği suçlara siyasi örtü de sağlıyor.

Başta Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam olmak üzere yönetim çevreleri ve direniş karşıtı diğer kesimler, müzakerenin her savaşın doğal sonucu olduğunu, zaten müzakerelerin ancak düşmanlar ya da savaşan taraflar arasında yürütüldüğünü söylüyor.

Amerika'nın önerisine yönelmelerini de, İsrail'le konuşabilecek tek tarafın ABD olduğu gerekçesiyle savunuyorlar. Buna karşılık aynı çevre, direnişin ne kurtuluşun ne bağımsızlığın ne de ülkenin korunmasının yolu olduğu yönündeki anlatısını sürdürmeye devam ediyor.

Bu uğursuz ekibin her açıklamasında aynı sözler tekrarlanıyor: Lübnan'ı sevdikleri, Lübnan halkının çıkarlarını herkesten iyi bildikleri, insanların savaşlardan yorulduğu ve artık barış istediği.

Bununla birlikte, ulusal birliğin insanların birbirini anlamasını gerektirdiğini söyleyen sesler de yükseliyor.

Bu yaklaşım, kamuoyundan yönetimin ne yaptığını anlayışla karşılamasını ve hedeflere ulaşmak için en iyi bildiğini söylediği yöntemi uygulamasına fırsat vermesini istiyor.

Ne var ki bu mantık, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor. İşgale karşı savaşan direniş, görmezden gelinebilecek tali bir aktör değil.

Onun tutumu, Sami Cümeyyil'in, Eşref Rifi'nin, Mark Dau'nun ya da benzer isimlerin açıklamalarına benzemiyor; dikkate alınmasa da olur denebilecek bir çizgide durmuyor.

Direnişin çatışmadaki doğrudan rolü, devlet içindeki herhangi bir kurumunkini aşıyor. Siyasi ve toplumsal ağırlığı da bugün iktidarda bulunan bütün güçlerin toplamından daha büyük. Üstelik Gazze'den başlayıp İran'a uzanan geniş bir bölgesel eksenin parçası.

İsrail'le yaşanan çatışmaya "Lübnan kimliği" üzerinden cevap verilebileceğini düşünen herkes, her ölçüye göre büyük bir yanılgı içinde. Tarihi de bilmiyor, coğrafyayı da; ekonomiden ve savaş sanatından da habersiz.

Sorun şu ki bugün Washington'da bizim adımıza konuşanlar yalnızca bölgenin gerçeklerinden değil, müzakere ettikleri düşmanın niteliğinden de bihaber.

Dahası, masaya koyabilecekleri gerçek bir güç unsurları yok. Ne İsrail'i geri adım atmaya zorlayabilecek durumdalar ne de en azından Lübnan'ın ciddiye alınmasını sağlayabilecek konumdalar.

Bu ifade sert gelebilir; ancak İsrailli müzakerecinin, görüşmelerin sona erdirileceği anı beklediği söylenebilir. Çünkü bu "folklorun" kendisiyle ilgilenmiyor.

Karşısında oturan tarafın olup bitenlerle gerçek bir bağı bulunmadığını düşündüğü için sürekli Amerikan arabulucuya bakıp toplantının bitirilmesini isteyecek.

İsrail açısından daha önemlisi, Lübnan yönetiminin herhangi bir taahhütte bulunsa bile bunu uygulayabilecek kapasiteye sahip görünmemesi.

Buna karşılık müzakerelere katılan Amerikalılar, Başkan Donald Trump'ın gözüne girmek için birbirleriyle yarışıyor. Beyaz Saray'daki üst düzey isimler ise Lübnan'daki savaşın da olası herhangi bir uzlaşının da artık İran'la yürütülen savaşın ya da muhtemel çözüm arayışının ayrılmaz parçası haline geldiğinin farkında.

Bu açıdan bakıldığında yaşananları, üzerine bahis oynanabilecek ciddi bir süreç olarak görmek zor.

Daha çok, ilk planda akıl dışı; ikinci planda ise ulusal çıkarlardan uzak bir girişim görüntüsü veriyor. Üstelik İsrail'i Lübnan'ın tamamında suçlarını sürdürmeye teşvik etme riski taşıyor.

Bu bağlamda İsrailli müzakerecinin tek bir cümlesi tartışmayı bitirmeye yeter:

"Siz Lübnan hükümetini temsil ediyorsunuz ve bu yapının yasa dışı olduğunu ilan ettiniz. Eğer onunla mücadele edemiyor ya da onu tasfiye edemiyorsanız, o halde görevimizi yerine getiren güçlerimizin önüne çıkmayın. Bunun dışında yapmanız gereken, açık bir plan, takvim ve uygulama mekanizmasıyla geri dönmek. Sonrasına o zaman bakarız."

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel