"Afganistan ve Pakistan gibi Türkiye de, ABD'nin deniz ablukası altındaki İran için kara üzerinden açılan bir nefes hattı işlevi görüyor."
Muhammed Nureddin
YDH - Arap dünyasının önde gelen Türkiye Uzmanı olan Yakın Doğu Haber (YDH) yazarı Dr. Muhammed Nureddin, el-Ahbar gazetesi için kaleme aldığı makalede, Türkiye'nin İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki savaşta denge siyaseti izlediğini ve Tahran açısından önemli bir temas kanalı olarak görüldüğünü aktarıyor. nemli bir temas kanalı olarak görüldüğü aktarılıyor. İranlı kaynaklar, Ankara'nın Azerbaycan'ı çatışmaya dahil olmaktan vazgeçirdiğini, Bahreynli muhaliflerle ilgili Tahran'ın taleplerine karşılık verdiğini ve Colani üzerinde etkisini kullanarak Lübnan'a yönelik olası bir askeri adımı engellemeye çalıştığını belirtiyor.
İran'ın, Washington ile Tahran arasında süren savaşta Türkiye'nin üstlenmeye çalıştığı bazı rollere dair ciddi çekinceleri bulunsa da, Ankara'yı bölgedeki çıkarlarını kolaylaştırabilecek son derece önemli bir kanal olarak gördüğü belirtiliyor.
ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sürerken, Türkiye'nin savaşa doğrudan dahil olmaması Tahran açısından iki ülke arasındaki tarihsel ilişkiler nedeniyle önemli bir kazanım sayılıyor.
Afganistan ve Pakistan gibi Türkiye de, ABD'nin deniz ablukası altındaki İran için kara üzerinden açılan bir nefes hattı işlevi görüyor.
Ankara'nın, bir yandan ABD Başkanı Donald Trump'ı ve onun saldırıdaki rolünü doğrudan hedef almaktan kaçınırken, öte yandan Tahran'la temas kanallarını açık tutmaya çalıştığı; böylece tarafsız bir çizgiyi koruduğu değerlendiriliyor.
Savaş başlamadan önce çatışmayı önlemek için yoğun diplomatik çaba yürüten Türkiye'nin, bugün de arabuluculuk yükünü büyük ölçüde taşıyan Pakistan'la temaslarını sürdürdüğü; Suudi Arabistan, Katar ve Mısır gibi bölge ülkeleriyle benzer bir tutum benimsediği aktarılıyor.
Konuyla ilgili bilgi sahibi İranlı diplomatik kaynaklar, el-Ahbar'a yaptıkları değerlendirmede, Türkiye'nin yalnızca İran'a yönelik savaşa karşı çıkmadığını, aynı zamanda Tahran'ın bu savaşın sonunda ağır darbe almasını da istemediğini söyledi.
Kaynaklara göre böyle bir sonuç Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etmeyecek; çünkü İran'ın zayıflaması İsrail'in nüfuzunu büyütecek ve Ankara'nın da zarar göreceği "Büyük İsrail" projesinin önünü açacak. Aynı kaynaklar, Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan gibi başka bölge ülkelerinin de benzer kaygılar taşıdığını ifade etti.
İranlı kaynaklar, Türkiye'nin çeşitli alanlarda Tahran'a destek verdiğini de öne sürdü. Bu kapsamda Ankara'nın, Nahçıvan'a İran füzesi düştüğü iddialarının ardından Azerbaycan'da yükselen sert tepkiyi yatıştırmak için devreye girdiği belirtildi.
Dönemin tartışmaları sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Azerbaycan medyasının İran'a yönelik yoğun bir kampanya yürüttüğü hatırlatılırken, Türkiye'nin Bakü'yü çatışmanın parçası olmamaya ikna ettiği kaydedildi.
Haberde, Türkiye'nin ayrıca Bahreyn tarafından sınır dışı edilen muhalif Bahreynlileri taşıyan bir uçağın ülkeye inişine izin vermeyerek uçağı yeniden Bahreyn'e gönderdiği öne sürüldü. Buna karşılık Türkiye'nin, Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerde de etkili bir rol üstlendiği ifade edildi.
İranlı diplomatik kaynaklara göre, Lübnan'da Hizbullah karşıtı çevreler eski rejimin çöküşünü fırsata çevirmeye çalışarak geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şaraa'yı Lübnan'a karşı harekete geçmeye teşvik ediyor. Ancak Ankara, Şaraa üzerindeki etkisini kullanarak böyle bir gelişmeyi engellemeye çalışıyor.
Kaynaklar, İran ile Suriye arasındaki temasların da tamamen kesilmediğini söyledi. Buna göre Tahran, daha önce başlatılan ancak rejimin çökmesi nedeniyle yarım kalan altyapı projelerini İranlı ekiplerin tamamlaması için Şaraa'ya öneri sundu. İran tarafı bunun karşılığında söz konusu ekipler için güvenlik garantisi talep etti.
Tahran ile Ankara arasındaki olumlu havaya işaret eden bir başka gelişme de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kısa süre önce yaptığı açıklamalar oldu.
Erdoğan, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başta enerji ve gübre sektörü olmak üzere Türkiye'yi de etkilediğini söyledi.
Ancak hükümetin ekonomi ve savunma alanlarında aldığı tedbirlerle, ayrıca "soğukkanlı davranmasıyla", Türkiye'nin savaşın ilk gününden itibaren ülkeyi çatışmaya sürüklemeyi amaçlayan "tuzaklardan" uzak durduğunu ifade etti.
Ankara'nın yalnızca bununla yetinmediğini belirten Erdoğan, müzakereyi, diyaloğu ve diplomasiyi önceleyen barışçı bir siyasetle gerilimi düşürmeye çalıştıklarını söyledi.
Erdoğan ayrıca bölgede bazı çevrelerin, özellikle İranlı Kürtlerin, çeşitli girişimlerde bulunduğunu ima ederek Türkiye'nin bölgesel krizleri yönetme kapasitesine vurgu yaptı ve çevresindeki istikrarsızlığa rağmen ülkesinin "istikrar adası" olarak öne çıktığını dile getirdi.
Bu sırada Almanya Savunma Bakanlığı, haziran sonundan itibaren Türkiye'de bir Patriot hava savunma bataryası konuşlandıracağını açıkladı.
NATO üyelerinin Türkiye hava sahasını olası İran füze saldırılarına karşı koruma görevindeki dönüşümlü plan çerçevesinde görev yapacak Alman birliği, halen bölgede bulunan ABD Patriot sisteminin yerini alacak.
Söz konusu Amerikan sistemleri, NATO'nun Doğu Akdeniz üzerinde Türkiye yönüne ilerlediği belirtilen üç İran füzesini düşürdüğü iddialarının ardından konuşlandırılmıştı. İran ise bu iddiaları reddetmişti.
Türkiye'nin Patriot talebi ülke içinde de tartışma yaratmış, bazı çevreler bu sistemlerin Ankara'yı savaştan uzaklaştırmak yerine çatışmanın içine daha fazla çekebileceğini savunmuştu.
Çeviri: YDH