Kahire yönetimi, İran gerilimini Körfez ekseninde konsolide etmek için el-Ezher’e BAE ve Körfez monarşilerine açık destek açıklaması yaptırmaya çalışıyor.
YDH- Mısır Cumhurbaşkanlığı, Sünni İslam dünyasının en yüksek dini otoritesi kabul edilen el-Ezher Kurumu'na, İran ile yaşanan çatışmalarda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer Körfez ülkelerine yönelik resmi desteğini kamuoyuna açıkça ilan etmesi yönünde yoğun baskı uyguluyor.
Güvenlik kaynakları ile el-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib'e yakın çevreler, Kahire yönetiminin bu yöndeki diplomatik tazyiklerini ve kurum içindeki yansımalarını doğruluyor.
Dini otoritenin söyleminde radikal eksen kayması
Merkezi Kahire'de bulunan köklü İslam akademisi, mevcut savaşın başlangıcından bu yana toplam dört resmi bildiri yayımladı.
Bu deklarasyonlardan birinde, İran'ın BAE topraklarına düzenlediği hava operasyonları "İran İslam Cumhuriyeti'nin Müslüman komşusu Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik saldırganlığı" ifadesiyle sert şekilde kınandı.
Ancak el-Ezher, yayımladığı bildirilerin hiçbirinde Amerika Birleşik Devletleri veya İsrail’in İran topraklarını hedef alan ağır bombardımanlarına dair herhangi bir kınama metni paylaşmadı.
Bu durum, kurumun geçen yıl yaşanan savaştaki duruşundan çok keskin bir kopuş sergilediğini belgeliyor; nitekim el-Ezher geçen yılki çatışmayı "işgalci oluşumun İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırganlığı" sözleriyle tanımlıyordu.
Körfez medyasından Şeyh et-Tayyib'e yönelik eleştiriler
Kurumun geçen yıl sergilediği bu ilkeli duruş, o dönem Körfez toprakları doğrudan bir saldırıya uğramamış olsa da Abu Dabi rejiminde büyük bir siyasi öfke doğurmuştu.
BAE merkezli el-Haliç gazetesi, el-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in o dönem üstlendiği bu bağımsız tutumu sayfalarında sert ifadelerle eleştiren yayınlar yapıyordu.
Körfez ve ABD ile olan devasa çıkarlar
Mevcut savaşın patlak verdiği ilk günlerde Mısır devlet mekanizmaları, el-Ezher liderliğinden Körfez devletlerinin yanında amansız ve net bir şekilde saf tutmasını talep etti. Middle East Eye (MEE) internet sitesine konuşan üst düzey kurum kaynakları, resmi makamların kendilerinden ABD ve İsrail saldırılarına dair her türlü atıftan kesinlikle kaçınmalarını istediğini aktarıyor.
Kurum içindeki bir kaynak, cumhurbaşkanlığı tarafından el-Ezher yönetimine doğrudan iletilen ültimatomu şu sözlerle ifşa ediyor:
"Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından bize çok açık ve net bir dil kullanılarak, mevcut ağır ekonomik koşullar altında Körfez ülkeleri ve ABD ile olan devasa çıkarlarımızın hiçbir şekilde feda edilemeyeceği iletildi. Gazze sürecinde yaşanan bağımsız deklarasyon krizinin bir kez daha tekrarlanamayacağı, el-Ezher'in Körfez politikalarına aykırı bir pozisyon alması durumunda, bu ülkelerde çalışan ve işlerini kaybederek sınır dışı edilecek olan milyonlarca Mısırlı işçinin vebalini ve tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmek zorunda kalacağı doğrudan yüzümüze söylendi."
Gazze'deki kıtlık bildirisinin zorla sildirilmesi
Aynı baskıcı yöntemin geçen yıl da el-Ezher üzerinde başarıyla denendiği hatırlatılıyor. Geçmiş dönemde yayımlanan raporlara göre Mısır hükümeti, el-Ezher'i Gazze Şeridi'nde yaşanan yapay kıtlığa ve açlığa karşı küresel eylem çağrısı içeren resmi bildirisini internet sitesinden zorla kaldırmaya mecbur bırakmıştı.
Kaynaklar, o dönem devlet yetkililerinin el-Ezher Şeyhi'ni, ateşkes müzakerelerini sabote etmekle ve bölgeye insani yardım girişini engellemekle suçlayarak toplumsal olarak hedef göstermekle tehdit ettiğini belirtiyor.
Baskıların diplomatik ayağında ise Körfez ülkelerinden üst düzey yetkililer, savaş sürecinde Kahire'de Şeyh Ahmed et-Tayyib’i doğrudan makamında ziyaret etti.
Bu görüşmelerde el-Ezher Şeyhi'ne, İran füzelerinin kendi ülkelerinde yol açtığı yıkıma dair ayrıntılı askeri raporlar sunuldu; ancak el-Ezher kaynakları, Körfez diplomatları tarafından sunulan bu hasar tespit verilerinin sahada "aşırı derecede abartılmış" ve manipülatif içeriklerden oluştuğunun altını çiziyor.
Dört bildirinin kronolojik içerik analizi
El-Ezher bünyesinde yaşanan diplomatik tazyiklerin ardından kurum tarafından yayımlanan dört resmi bildirinin içeriği kronolojik olarak şu şekilde şekilleniyor:
• 2 Mart tarihli ilk bildiri: Savaşın ilk günlerinde yayımlanan bu metinde, bölgedeki askeri operasyonların derhal durdurulması, akan Müslüman kanının son bulması istendi ve Arap devletlerinin egemenlik haklarının çiğnenmesi reddedildi; ancak bildiride İran'ın adı doğrudan zikredilmedi.
• 17 Mart tarihli ikinci bildiri: Bu deklarasyonda el-Ezher söylemini sertleştirerek; İran'ın BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman'ın yanı sıra Ürdün, Irak, Türkiye ve Azerbaycan topraklarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonları "gerekçesiz saldırılar" olarak tanımlayarak açıkça kınadı.
• 9 Nisan tarihli üçüncü bildiri: Bölgesel gerilimi tırmandırmakla suçladığı İsrail’i alışılagelmiş fıkhi terminolojisiyle "işgalci oluşum" olarak nitelendiren el-Ezher; Tel Aviv'in mevcut ateşkes şartlarını ihlal ettiğini ve uluslararası hukuki hesap verebilirlik mekanizmalarının bulunmamasının işgalciyi yeni suçlar işleme konusunda cesaretlendirdiğini belirtti; ancak bu bildiride de İran topraklarına düzenlenen saldırılara değinilmedi.
• 5 Mayis tarihli dördüncü bildiri: Kurum yayımladığı bu son resmi metinde, "İran İslam Cumhuriyeti'nin Müslüman komşusu BAE'ye yönelik saldırganlığını" en yalın ve doğrudan ifadelerle kınayan deklarasyonunu paylaştı.
Mısır Cumhurbaşkanlığına yakın siyasi kaynaklar ise el-Ezher’in özerk bir yapı olmadığını, anayasal olarak Mısır devlet aygıtının ayrılmaz bir parçasını oluşturduğunu savunuyor.
Yetkililer, ülkenin dış politika pozisyonlarının birleştirilmesinin ve tek ses kılınmasının, Körfez sermayesi ile kurulan stratejik ulusal çıkarların korunması adına kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu ifade ediyor.
Siyasi kaynaklar, Körfez monarşilerinin el-Ezher'in hutbe ve bildirilerini çok yakından ve mercekle takip ettiğini, savaş süresince ikili diplomatik temaslarda bu konuyu doğrudan Şişi hükümetinin önüne bir kriz başlığı olarak getirdiğini aktarıyor.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi ile BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan arasındaki yakın kişisel dostluk bağları ve Kahire'nin Abu Dabi fonlarına olan derin ekonomik bağımlılığı, el-Ezher'in İran saldırılarını spesifik olarak kınayan bir bildiri yayımlamasını hükümet nezdinde zorunlu kılıyor.
Konuya dair mülakat talebi iletilen el-Ezher yönetimi, Mısır Cumhurbaşkanlığı ve BAE resmi makamları, editoryal sorulara yanıt vermekten kaçınıyor.
Filistin Yönetimi ve Mahmud Abbas'ın Sisi'ye şikayeti
Saha kaynaklarının aktardığı bir diğer çarpıcı ayrıntı ise el-Ezher üzerinde sadece Körfez eksenli değil, Filistin Yönetimi kanadından da ciddi baskıların kurulduğunu gösteriyor. Geçmiş kesitlerde Mısır ve Körfez hükümetlerinin tüm tazyiklerine rağmen el-Ezher, Filistinli silahlı direniş gruplarına yönelik ilkeli duruşunu ve onlara yönelik açık destek beyanlarını değiştirmeyi her seferinde reddediyordu.
Bu süreçte Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Şeyh Ahmed et-Tayyib’i doğrudan telefonla arayarak, el-Ezher’in yayımladığı bazı destek mesajlarının meşru Filistin karar mekanizmalarının dışında kalan siyasi ve silahlı organizasyonların çıkarlarına hizmet ettiğini savundu.
Ancak el-Ezher Şeyhi, telefon görüşmesi sırasında Abbas'ın bu siyasi nitelemesini ve suçlamalarını kesin bir dille reddetti.
Kaynaklar, bu diyalogda istediği sonucu alamayan Mahmud Abbas’ın, daha sonra el-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’i doğrudan Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi’ye şikayet ettiğini belirtiyor; Filistin yetkilileri ise konuya dair sessizliğini koruyor.
Sisi'nin görevden alma hamlesi
Şeyh et-Tayyib’e yakın üst düzey kaynaklar, 2019 yılında Kahire ile yaşanan anayasal kriz sırasında BAE'nin yürüttüğü ara buluculuk faaliyetlerinin el-Ezher'in bugünkü Körfez yanlısı çizgisi üzerinde herhangi bir diyet ya da vefa borcu doğurmadığı mülahazasını paylaşıyor.
O dönem Mısır medyasında yer alan haberlerde, Cumhurbaşkanı Sisi'nin el-Ezher yasasını ve ilgili anayasa maddelerini değiştirerek Şeyh et-Tayyib'i görevden almaya hazırlandığı, BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed el-Nahyan'ın ara buluculuğu sayesinde krizin çözüldüğü iddia ediliyordu.
Bu iddialara göre kriz, anayasa maddelerinin korunması karşılığında Şeyh et-Tayyib'e en yakın iki ismin görevden uzaklaştırılması formülüyle aşılmıştı.
Ancak güncel verileri paylaşan el-Ezher kurmayları, Abu Dabi'nin o dönem üstlendiği siyasi rolün medyadaki yansımalarının çok abartılı olduğunu savunuyor.
Kaynaklar, BAE yönetiminin aslında Şeyh et-Tayyib’in görevden alınmasına prensipte hiçbir zaman itiraz etmediğini, ancak Sisi'nin yerine önerdiği alternatif isimlerin el-Ezher Şeyhi'nin uluslararası arenadaki prestijini karşılamaktan uzak bulduğunu ifşa ediyor.
Abu Dabi, önerilen yeni isimlerin aşırılıkçı fikirlerle mücadele etme ve dünyaya ılımlı bir İslam imajı sunma konusunda et-Tayyib kadar yetkin olamayacağını hesaplıyordu; zira o dönem iki ülke bu alanda çok geniş bütçeli ortak projeler yürütüyordu.
İbrahim Anlaşmaları sonrası ilişkiler soğudu
İki otorite arasındaki bu ideolojik iş birliği, Abu Dabi'nin 2020 yılında İsrail ile ilişkileri resmen normalleştirdiği İbrahim Anlaşmaları sürecine imza atmasının ardından çok keskin bir şekilde yavaşladı.
Bugün BAE ile el-Ezher arasındaki ilişkiler sadece belirli teknik dosyalarla sınırlı tutuluyor ve bu iş birliği el-Ezher'in İsrail'i ilgilendiren hiçbir bölgesel meseleye müdahil olmaması şartına bağlanıyor.
2019 yılındaki o tarihi anayasal krizde Şeyh et-Tayyib’e asıl stratejik desteğin, Mısır devletinin kendi içindeki bazı milliyetçi istihbarat ve güvenlik birimlerinden geldiği tescil ediliyor.
Söz konusu kurumlar, Sisi hükümetinin görevden alma planını tam da Şeyh et-Tayyib’in Vatikan'da Papa Franciscus ile tarihi "İnsani Kardeşlik Belgesi"ni imzaladığı gün basına sızdırdı. Bu zamanlama, dünya kamuoyunda el-Ezher Şeyhi'nin Hristiyan dünyasıyla kurduğu bu açık diyalog nedeniyle cezalandırıldığı izlenimi doğurdu.
Bu gelişmenin hemen ardından Şeyh et-Tayyib'in doğum yeri ve ailesinin köklerinin bulunduğu Luksor kentinde on binlerce insanın katıldığı devasa halk protestoları patlak verdi ve meydanlarda Şeyh'in fotoğrafları taşındı.
Eş zamanlı olarak Güneydoğu Asya ülkelerinden yükselen diplomatik itirazlar ve Sisi'nin Afrika turu sırasında kıta liderlerinden aldığı uyarı mektupları, Mısır Cumhurbaşkanı'nın geri adım atmasını sağladı.
Sisi, el-Ezher Şeyhi'ne düşmanlık besleyen yakın danışman kadrolarının kendisini yanlış yönlendirdiği sonucuna vararak bu kişileri görevden uzaklaştırdı ve iki lider arasındaki ilişkiler bu tasfiyenin ardından yeniden normalleşti.