Eski deniz subayı Mercogliano: Hürmüz Boğazı anlaşması ABD'nin deniz hegemonyasını sarstı

img
Eski deniz subayı Mercogliano: Hürmüz Boğazı anlaşması ABD'nin deniz hegemonyasını sarstı YDH

Denizcilik tarihçisi ve eski ABD Deniz Ticaret Filosu subayı Sal Mercogliano, ABD ile İran arasında varıldığı öne sürülen ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını öngören anlaşma taslağını değerlendirdi.




YDH - Denizcilik tarihçisi, Campbell Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve aynı zamanda eski bir ABD Deniz Ticaret Filosu subayı olan Sal Mercogliano, yayıncı Mario Nawfal'ın programında, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nın statüsüne ilişkin şekillenmekte olan anlaşmanın ayrıntılarını ve bunun küresel deniz ticaretiyle jeopolitik dengeler üzerindeki olası yansımalarını değerlendirdi.

Mercogliano, masadaki anlaşmanın en kritik başlığının Hürmüz Boğazı olduğunu vurgulayarak, "Açıkçası Hürmüz Boğazı en büyük mesele. Boğazı açabilecekler mi? Ancak buradaki çekince, İran'ın boğaz üzerinde kontrol sahibi olması" ifadelerini kullandı.

Mercogliano, anlaşma taslağında yer aldığı iddia edilen ve boğazın İran yönetimine bırakılmasını öngören maddeye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

Özellikle Fars Körfezi Boğaz Otoritesi adıyla bir yapının kurulmasının, İran'ın boğaz üzerindeki gözetim yetkisini resmileştirme riski taşıdığına dikkat çekti.

"Bu otoritenin kurulması, İran'ın boğaz üzerindeki denetimini resmen tanımak anlamına mı gelir? Körfez ülkelerinin, özellikle de bu durumdan hiç memnun olmayanların, bundan büyük endişe duyduğunu biliyoruz. İran'ın bu yetkiye sahip olmasını istemediler" diyen Mercogliano, buna karşılık çok sayıda tankerin, özellikle de çok büyük ham petrol taşıyıcılarının, Fars Körfezi'nin hemen dışında beklediğini aktardı.

Pek çok kişinin düşündüğünün aksine, bu gemilerin henüz büyük ölçekli bir rotadan sapma gerçekleştirmediğini, çoğunlukla boğazın açılmasını beklediklerini söyledi.

Mercogliano, Fars Körfezi'nden günlük yaklaşık 14 milyon varillik bir petrol akışı azalması yaşandığını, bu açığın Yamoo'dan gelen boru hattı ve BAE'nin Füceyra limanı üzerinden kapatılmaya çalışıldığını, hatta BAE'nin gelecek yıl kapasiteyi daha da artırmayı planladığını belirtti.

ABD'nin boğazın İran kontrolüne bırakılmasına razı olmasını "gerçekten şok edici" olarak nitelendiren Mercogliano, "Bu, İranlılara boğaz üzerinde fiili bir denetim hakkı vermek anlamına gelir. Bu da İran, Bahreyn, Kuveyt ve Katar'ın, özellikle de geçiş ücreti almaya başlarlarsa, İran'ın insafına kalacağı anlamına gelir" yorumunu yaptı.

"Neden Türkiye veya Danimarka yapınca sorun olmuyor da İran yapınca büyük mesele oluyor?"

Program sunucusu Mario Nawfal, İranlı bir akademisyenle yaptığı görüşmeye atıfla, boğazdan alınacak geçiş ücretinin zamanla kademeli olarak azaldığı veya savaş tazminatı olarak başlangıçta yüksek tutulduğu bir modelin işleyip işlemeyeceğini sordu.

Danimarka'nın da kendi boğazlarından varil başına birkaç sent geçiş ücreti aldığını hatırlatan Nawfal, "Türkiye yapınca, Danimarkalılar yapınca neden bu kadar büyük bir mesele olmuyor da İran yapınca oluyor?" diye sordu.

Mercogliano bu soruya, egemenlik hakları arasındaki temel farka işaret ederek yanıt verdi:

"Danimarkalılar bunu yapabiliyor çünkü o bölgenin, boğazın her iki yakasını da kontrol ediyorlar. İşte burada sorun yaşamaya başladığımız nokta burası. Türkler de Montrö nedeniyle ve boğazın iki yakasına sahip oldukları için bunu yapabiliyor. Oysa İranlılar açıkça buna sahip değil."

Bununla birlikte Mercogliano, Fars Körfezi Boğaz Otoritesi'nin çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesi ve geçiş ücretlerinin yalnızca İran'a değil, tüm Körfez ülkelerine fayda sağlayacak bir havuza aktarılması senaryosunun farklı bir denklem yaratabileceğini dile geitrdi.

Körfez ülkeleri için asıl ihtiyacın istikrar ve gemilerin boğazdan güvenle geçişi olduğunu vurgulayan Mercogliano, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Burada esas korku şu: Diyelim ki bu anlaşma aynen kabul edildi, İran geçiş ücretini alıyor. Deniz taşımacılığı 28 Şubat öncesindeki seviyelere geri döner mi? Asıl büyük soru bu. Çünkü Kızıldeniz'de, 2023'teki ilk saldırılardan bu yana deniz taşımacılığının geri dönmediğini gördük. Büyük konteyner gemileri, yüksek değerli gemilerin çoğu hâlâ alternatif rotayı kullanıyor. Nakliye şirketlerinin istediği şey güvenlik. İranlıların kendilerine saldırmayacağını, gemilerine zarar vermeyeceğini bilmek istiyorlar. Daha yüksek savaş riski sigortası ödemeye razılar, mesele para değil. Asıl mesele, önümüzdeki 20 yıllık geliri getirecek bir gemiyi kaybetmeyeceklerini bilmek."

"Trump'ın iddiası gerçeği yansıtmıyor, boğaz İran'ın yönetiminde kalmaya devam edecek"

Nawfal'ın, Trump'ın ticaretin savaş öncesi durumuna döneceğine dair açıklamasının İran tarafından yalanlandığını aktarması üzerine Mercogliano, İran'ın tutumunu netleştiren ifadelere dikkat çekti.

İran'ın, boğazın yönetiminin, geçiş rotasının, zamanının, geçiş biçiminin ve izinlerin düzenlenmesinin münhasıran kendi sorumluluğunda kalmaya devam edeceğini duyurduğunu aktardı.

Mercogliano, "Burada benim asıl endişem, bu otoritenin yaratılması. Bunu kim kontrol ediyor? Devrim Muhafızları mı, yoksa İran hükümeti mi? İran'daki komuta ve kontrol yapısında sorunlar olduğunu biliyoruz. Bunu kim denetleyecek?" sorusunu yöneltti.

Mercogliano, son bir haftadır gemilerin boğaza doğru hareket edip tekrar geri döndürüldüğüne tanık olunduğunu, bunun sağlıklı bir akış olmadığını belirtti.

Herkesin istediği şeyin "güvenilirlik" olduğunu vurgulayan Mercogliano, anlaşmanın temel açmazını şöyle özetledi:

"ABD, boğazın açık olduğunu bilmeden ablukayı kaldırmayacak. Sorun şu ki, bunu çözmenin tek yolu bir tür anlaşmadan geçiyor. Askeri olarak bunu yapamazsınız. ABD ordusunun gemileri boğazdan geçirmesi mümkün değil, ama bu, savaş öncesi seviyelere dönmek için gereken akışın yanına bile yaklaşamaz."

"İran, Kızıldeniz'de Yemenlilerin yaptığından ders çıkardı"

Hürmüz Boğazı'nın İran için taşıdığı stratejik anlamı yorumlayan Mercogliano, bunun Tahran için yeni bir kontrol unsuru haline geldiğini ifade etti.

Mercogliano, "Bu onlara daha önce sahip olmadıkları bir kaldıraç gücü veriyor. Korku her zaman nükleer silah olmuştur. Nükleer silah onlara İsrail'i vurma ve muazzam hasar verme kabiliyeti kazandırır. Bu ise onlara ekonomi üzerinde bir kaldıraç sağlıyor" dedi.

Mercogliano, İran'ın bunun nasıl yapılacağını Kızıldeniz'de, Yemen'deki Ensarullah'ın 2024'te gerçekleştirdiği eylemlerden öğrendiğini dile getirdi.

"İranlılar bu dersi akıllarına kazıdılar. Görevlerini icra ettiler ve bunun, ellerindeki silahlarla kullanabilecekleri bir araç olduğunu fark ettiler. Çok fazlasına da ihtiyacınız yok. Küçük botlar, silahlar, füzeler, insansız hava araçları... Ticari denizciliği caydırmak için bunlardan çok sayıda olmasına da gerek yok" diyen Mercogliano, küresel ticaretin yüzde 11'inin, petrolün ise yüzde 20'sinin bu boğazdan geçtiğine dikkat çekti.

Mercogliano, "Şimdi bu koz ellerinde. Üstelik Husiler hâlâ Yemen'de, kontrol edebilecekleri bir başka kanal olarak duruyor" diye ekledi.

Nawfal'ın, boğaz açılsa ve bir anlaşmaya varılsa bile yıl sonuna kadar kapasitenin ancak yüzde 40'ına ulaşabileceğine dair sektör raporunu hatırlatması üzerine Mercogliano, üç ayda Fars Körfezi'nden yaklaşık 2 milyar varil petrol kaybı yaşandığını belirtti.

"Bu anlaşma, ABD'nin büyük güç olma iddiası için bir sınav"

Mercogliano, anlaşmanın en kritik boyutlarından birinin ABD'nin küresel rolüne ilişkin olduğunu vurguladı.

Mercogliano, "Bu, ABD'nin büyük güç olma kabiliyeti için bir sınav. Eğer büyük güç statüsü iddiasını sürdürmek istiyorsa, denizlerin serbestisini ve ticaretin akışını güvence altına alabilmelidir. Çünkü eğer bunu yapamazsa, ABD ordusu burada yetersiz kalır ve Hürmüz Boğazı'nı İranlılara kaptırırsa, İranlılar tıpkı Türklerin Türk Boğazları'nda, Danimarkalıların Danimarka Boğazı'nda olduğu gibi kontrol sahibi bir unsur haline gelir. O zaman ABD, gerçek anlamda, İngilizlerin 19. ve 20. yüzyılda olduğu gibi hegemonik bir deniz gücü müdür?" diye sordu.

Mercogliano, izlediği asıl ülkenin Çin olduğunu da sözlerine ekledi.

Nawfal'ın, İran yanlısı bir haber kaynağından gelen ve anlaşmanın ABD filosunun bölgeden çekilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının yarısının (yaklaşık 12 milyar dolar) serbest bırakılmasını içerdiğine dair bilgiyi iletmesi üzerine Mercogliano, Trump yönetiminin bu ikinci maddeyi gerçekleştirebileceğini düşünmediğini söyledi.

Trump'ın, Obama'yı İran'a nakit göndermekle ağır biçimde eleştirdiğini hatırlatan Mercogliano, "Ayrıca ABD Fars Körfezi'nden vaz mı geçiyor? Orası 5. Filo'nun karargahı. Kuveyt ve Katar'da önceden konuşlandırılmış teçhizat, Amerikan askeri üsleri var. ABD bölgedeki ayak izini terk mi ediyor? Geri çekilmek başka bir şey, geri itilmek başka bir şey. Bu, geri itilme gibi görünüyor" dedi.

"Geçiş ücreti yok, 25 milyar dolar serbest bırakılıyor"

Programın ilerleyen dakikalarında Nawfal, New York Times'ın üç üst düzey İranlı yetkiliye dayandırdığı son dakika haberini Mercogliano ile paylaştı.

Habere göre İran, çatışmaları durdurmayı ve Hürmüz Boğazı'nı hiçbir geçiş ücreti almadan yeniden açmayı kabul etmişti. Anlaşma ayrıca 25 milyar dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını öngörüyordu.

Bu gelişme üzerine Mercogliano, "Vay canına. İşte bu çok önemli. Geçiş ücreti olmaması... Bu çok büyük bir gelişme" ifadelerini kullandı.

İran'ın tercihini, "Piyango kazansanız, toplu nakit parayı mı alırsınız yoksa 20-50 yıl boyunca taksitle ödeme yapılmasını mı?" benzetmesiyle değerlendiren Mercogliano, şu analizi yaptı:

"İran'ın önünde şu an 60 milyon varil petrol yüklü tankerler bekliyor. Abluka kalkar kalkmaz bunları bir saniye içinde Çin'e, Hindistan'a gönderebilir ve kısa sürede bir servet kazanabilirler. Kendilerini çok hızlı bir şekilde yeniden inşa edebilirler. Çin'den neredeyse bir gecede yeni bir donanma alabilirler. Eğer anlaşma buysa, bu çok, çok önemli."

Trump'ın bu anlaşmayı nasıl pazarlayacağına dair öngörüsü sorulduğunda ise Mercogliano, "Trump bir iş insanıdır. Parayı peşin vermek, küresel ticareti hemen açar. Bence bunu, küresel ticaretin yeniden başlamasının yanında bunun çok küçük bir miktar olduğu şeklinde çerçeveleyecektir. ABD'nin küresel enerji ihracatı şu an tavan yapmış durumda. Trump'a, 'Bu anlaşmanın bir maliyeti olacak ama ABD'ye muazzam fayda sağlayacak' deme şansı verir" yorumunu yaptı.

"ABD'nin mühimmat stokları kritik seviyede"

Mercogliano, anlaşmanın ABD ordusunun içinde bulunduğu kritik mühimmat durumu açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Mercogliano, "Bu çatışma devasa bir harcamaydı. Hint-Pasifik Komutanlığı Komutanı Oramiral Paparo'nun, atılan her Tomahawk füzesini izlerken 'Bu benim mühimmatımı tüketiyor' diye düşündüğünü tahmin ediyorum" dedi.

ABD savaş gemilerinin sürekli olarak tam teçhizatlı olmadığını, limana girdiklerinde mühimmat aktarımı yapmak zorunda kaldıklarını vurgulayan Mercogliano, şu tespiti paylaştı:

"Büyük bir yanılgı, her ABD Donanması gemisinin her zaman ağzına kadar silahla dolu olduğudur. Değiller. Yeterli değil. ABD'nin bu çatışmadan bir çıkış yoluna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Savunma Bakanlığı'nın az önce gelen bütçesi, yeniden silahlanma konusunda devasa. ABD'nin hem Ortadoğu'da tam teşekküllü bir savaşı hem de Pasifik'te bir savaşı aynı anda yürütemeyeceğini düşünüyorum. Eğer anlaşma buysa, bu onları şimdi dışarı çıkarır, ticareti yeniden başlatır ve ordunun kendini sıfırlamasına, yeniden konumlanmasına olanak tanır."

Mercogliano, USS Gerald Ford uçak gemisinin neredeyse 11 ay görevde kalması örneğini vererek, ABD askeri güçlerinin bu şekilde zorlanmaya devam edemeyeceğinin altını çizdi.

"İran savaştan daha az askeri güçle ama daha fazla nüfuzla çıkıyor"

Nawfal'ın, anlaşmanın İsrail açısından olası sonuçlarını sorması üzerine Mercogliano, "İsrail her zaman, İran'ın kendisini yok etmek için orada olduğu şeklindeki varoluşsal tehdit altında yaşıyor. 7 Ekim'den bu yana düşmanlarını sistematik olarak bertaraf etti, saldırdı ve etkisiz hale getirdi. İran'a yönelik saldırıyla da bu varoluşsal tehdidi gerçekten ortadan kaldırma fırsatına sahipti. Bence ABD'nin İran üzerindeki tek kozu, İsrail'i bir şekilde geri çekilmeye ikna edebilmek. İsrail'in jenerasyonluk bir güvenlik aradığını düşünüyorum; İran'ın ve düşmanlarının yok edilmesini istiyorlardı" dedi.

Mercogliano, İran'ın bu süreçten paradoksal biçimde "daha az askeri kabiliyetle ama daha fazla nüfuzla" çıktığını belirterek sözlerini noktaladı:

"Bence asıl tehlike de bu: İran'ın, çatışma sonrasında, çatışma öncesine kıyasla daha büyük bir tehdit haline gelmiş olması."



Makaleler

Güncel