Bakıri: ‘İbrahim Anlaşmaları değil, Firavun Paktı’

img
Bakıri: ‘İbrahim Anlaşmaları değil, Firavun Paktı’ YDH

İranlı yetkili Ali Bakıri, ABD destekli “normalleşme” süreçlerini “İbrahim Anlaşmaları” değil “Firavun Paktı” olarak nitelendirerek, bu girişimlerin bölgede istikrar değil yeni çatışma ve güvensizlik ürettiğini söyledi.




YDH- İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri, Moskova’da düzenlenen güvenlik konferansında yaptığı konuşmada, İran’ın “40 günlük ABD ve İsrail savaşı” sonrasında Batı Asya için yeni bir güvenlik mimarisi vizyonunu ortaya koydu.

Bakıri, Rusya’nın başkentinde perşembe günü düzenlenen ve 120’den fazla ülkeden üst düzey güvenlik temsilcisinin katıldığı 14. Uluslararası Üst Düzey Güvenlik Yetkilileri Toplantısı’nda konuştu.

Konuşmasına İran halkının şu anda “ABD ve Siyonist rejim tarafından başlatılan saldırgan bir savaşla” karşı karşıya olduğunu söyleyerek başlayan Bakıri, bu savaşta İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin yanı sıra arka arkaya iki Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterinin, Amiral Ali Şemhani ve Dr. Ali Laricani’nin “şehit olduğunu” ifade etti.

Ayrıca, Minab’da bir okula yönelik kasıtlı bir saldırı gerçekleştirildiğini ve bu saldırıda 168 çocuğun “şehit edildiğini” belirterek, bu eylemin İran halkını teslim olmaya zorlamayı amaçladığını söyledi.

Bakıri, “Ancak İran halkının şaşırtıcı direnci ve kahraman silahlı kuvvetlerimiz, düşmanın hırslarının, hesaplarının ve askeri sistemlerinin İslam Cumhuriyeti İran’ın güç projeksiyonu karşısında aynı anda başarısız olduğunu gösterdi.” dedi.

“Dünya tarihi bir dönüm noktasında”

Bakıri, dünyanın tarihi bir kavşakta bulunduğunu belirtti. “Bir yanda Küresel Güney ve Doğu çok taraflılığa ve iş birliğine yöneliyor.” diyen İranlı yetkili şöyle devam etti: “Diğer yanda ise vahşi Batı, hegemonik güç merkezlerinin çöküşünden korkarak kaba kuvvet ve militarizmi gündemine almış durumda.”

Bakıri, “Dünyanın tercihi iş birliği, tek taraflılığın reddi ve hegemonya karşıtlığıdır.” ifadelerini kullandı.

“Barış” anlayışları üzerine değerlendirme

Bakıri, küresel barışa dair iki farklı vizyonu karşılaştırdı. İlk yaklaşımı “adalet, diyalog ve ulusların haklarına saygı üzerinden barış” olarak tanımladı.

ABD tarafından savunulan ikinci yaklaşımı ise “güç yoluyla barış” olarak niteledi ve bunu “hasta bir teori” olarak tanımlayarak, bunun “anlaşma yerine teslimiyet” anlamına geldiğini söyledi.

ABD’ye yönelik eleştiriler ve güvenlik yapıları

Bakıri, ABD’ye bağımlı güvenlik yapılarının güvenlik sağlamadığını, aksine güvensizlik ürettiğini ifade etti.

Son 25 yılda ABD’nin “yıkıcı savaş politikalarıyla” “Büyük Ortadoğu” anlayışından “Büyük İsrail” fikrine geçtiğini söyledi.

Bu değişimin bölge halklarına “kan, servet ve toprak açısından ağır maliyetler” yüklediğini ifade etti.

“İbrahim Anlaşmaları” ve “Firavun Paktı”

Bakıri, ABD destekli İsrail normalleşme anlaşmalarını “İbrahim Anlaşmaları” değil, “Firavun Paktı” olarak adlandırdı.

“Bu planın gerçek adı İbrahim Anlaşmaları değildir, Firavun Paktı’dır.” dedi.

Siyonist rejimi “bugünün Firavunu” olarak tanımlayan Bakıri, bu yapının bölgeye hâkimiyet kurmayı hedeflediğini vurguladı.

Bu sürecin doğrudan bölgesel istikrarsızlığa yol açtığını belirterek, “Bu planın sunulmasından hemen sonra Batı Asya istikrarsızlaştı ve büyük savaşlara sürüklendi.” dedi.

7 Ekim ve bölgesel sonuçlar

Bakıri, 7 Ekim 2023 saldırılarını bu sürecin doğrudan sonucu olarak değerlendirdi.

“Eğer Firavun Paktı olmasaydı, 7 Ekim olayı hiç gerçekleşmezdi.” dedi.

Aksa Tufanı Operasyonu’nu, “Filistin halkının dayatılan plana doğal tepkisi” olarak niteledi.

Hürmüz Boğazı ve bölgesel uyarılar

Bakıri, Hürmüz Boğazı’nın İran için bir güvenlik tehdidi alanına dönüştürülemeyeceğini söyledi.

Boğazı İran’ın güvenliğine karşı kullanan güçlerin “hesap vermesi gerektiğini” ifade etti.

Bakıri, Batı Asya ve özellikle Körfez bölgesi için yeni bir güvenlik modeli gerektiğini söyledi.

“Bugün Batı Asya, özellikle Körfez bölgesi yeni bir güvenlik denklemine ihtiyaç duyuyor.” dedi.

Bu denklemin savaşın yeniden üretilmesini engellemesi gerektiğini vurguladı.

İran’ın tüm sorumlu ülkelerle yapıcı diyalog ve sürdürülebilir iş birliğine açık olduğunu ifade etti.

Ayrıca, İran’ın güvenlik doktrininin üç temel ilkeye dayandığını belirtti: birlik, bağımsızlık ve direniş.

 



Makaleler

Güncel