Lübnanlı gazeteci Kasım Kasım, Lübnan cephesindeki çatışmaların İsrail’in askeri hareket kabiliyetini İHA temelli taktiklerle zayıflattığını, Tel Aviv’i stratejik bir açmaza sürükleyerek müzakere baskısını artırdığını ve Hizbullah karşısında doktriner ile kurumsal bir kriz yaşandığını savundu.
YDH- İsrail meseleleri uzmanı Lübnanlı gazeteci Kasım Kasım, Lübnan cephesinde 80 günü aşan çatışmaların İsrail’in askeri hareket kabiliyetini teknolojik İHA tuzağıyla felç ettiğini belirtiyor.
İsrail’in Lübnan hükümetini ‘Filistin Özerk yönetimine’ benzeri bir güvenlik aparatına dönüştürme hedefinin tarihsel ‘Nevo Doktrini’ ile bağlantısına dikkat çeken Kasım, 7 Ekim travmasının toplumda yarattığı teolojik radikalleşmenin İsrail’i ‘yıllık savaşlar’ rutinine mahkum ettiğini savunuyor.
Lübnanlı analist, Tel Aviv’in askeri hedeflerine ulaşamaması nedeniyle müzakere masasında stratejik bir açmazda olduğunu vurguluyor.
Kasım, Hizbullah’ın sahayı okuma başarısının İsrail’in planlarını nasıl boşa çıkardığını ve "stratejik tuzak" söyleminin nasıl ters teptiğini el-Meyadin ekranlarında değerlendirdi.
"Hizbullah tuzağa düşmedi, tuzak kurdu"
Savaşın başladığı 2 Mart'ta Hizbullah'ın füzeleri ateşlemesinin ardından İsrail tarafı, direnişin "stratejik bir tuzağa düştüğü" ve İsrail'e yok etme fırsatı sunduğu yönünde yoğun bir propaganda başlattı.
Ancak süreç, İsrail’in "tuzağa düşürme" iddiasının aksine, direnişin uzun soluklu bir savaş için önceden hazırlık yaptığını gösterdi.
Kasım Kasım, İsrail Güvenlik Bakanı Israel Katz'ın kabine toplantısında yaptığı, "Hizbullah'a bir saldırı kararı almıştık ancak bizden önce davrandılar" itirafına dikkat çekerek, gerçekte Hizbullah’ın İsrail’i bir tuzağa çektiğini belirtti.
Kasım, bu durumun bir istihbarat sızıntısından ziyade "sahayı okumadaki başarı" olduğunu, özellikle Ayetullah Hamanei suikastı sonrası Hizbullah’ın bölgedeki stratejik konjonktürü doğru değerlendirdiğini ifade etti.
Teknolojik asimetri: "Hareket özgürlüğü bitti"
İsrail ordusunun Lübnan cephesinde ciddi bir kayba uğradığını bizzat kendi subaylarının ağzından dile getirdiğini söyleyen Kasım Kasım, sahadaki tabloyu şöyle özetliyor:
"İsrail ordusu artık 2025 yılında sahip olduğu hareket özgürlüğünü kaybettiğini itiraf ediyor. Eskiden saldırılar düzenliyor ve Hizbullah karşılık vermiyordu; ancak bugün; kamikaze dronelar, FPV dronelar ve fiber optik güdümlü füzelerden oluşan bir tuzağın içine hapsolmuş durumdalar."
Uzman Kasım, bu küçük ölçekli ancak yüksek etkili droneların, İsrail ordusunun operasyonel kapasitesi üzerinde yarattığı krizi "modern savaşın yeni açmazı" olarak tanımlıyor.
Lübnan cephesinde Hizbullah’ın kullandığı kamikaze İHA'lar, İsrail ordusunun operasyonel doktrinini derinden sarstı.
İsrail basınına yansıyan verilere göre; İHA’ların askerlerin hareket kabiliyeti üzerinde %70-80 oranında baskı kurması, İsrail saflarında büyük bir "etkisizlik" paniğine yol açmış durumda.
Özellikle 401. Tugay komutanının hedef alındığı olayda olduğu gibi, droneların korunaklı kapalı alanlara dahi pencerelerden girebilmesi, İsrail ordusunun "güvenli alan" algısını yerle bir etti.
"Sorumluluktan kaçış" oyunu
Kasım Kasım, İsrail üst kademelerindeki bu başarısızlığın kurumsal bir "suçlama oyununa" dönüştüğünü belirtiyor.
Netanyahu, Ukrayna savaşından bu yana İHA tehlikesi konusunda orduyu uyardığını iddia ederken; ordu yönetimi, siyasi kanadın gereken bütçeyi sağlamadığını öne sürerek topu taca atıyor.
İHA’ların başlangıçta "acemi işi" olarak küçümsenmesi, bugün İsrail ordusunda "kim sorumlu?" kavgalarını körükleyen bir yönetim krizine evrilmiş durumda.
"İradenin savaşı" ve müzakere zorunluluğu
Sunucunun, "İHA'ların etkisi abartılıyor mu?" sorusuna karşılık Kasım Kasım, meselenin sadece askeri bir teknoloji yarışı olmadığını, esas olanın "irade savaşı" olduğunu vurguluyor.
Yasin-5 tanksavar füzeleri ya da kamikaze droneların İsrail’in yıkıcı hava saldırılarını durdurmaya yetmese de, tüm yıkıma rağmen direnişçilerin sahada varlık göstermeye devam etmesinin İsrail'e tek bir seçenek bıraktığını ifade ediyor:
"Askeri yollarla sonuç alamadıklarını anladıklarında, dolaylı yollardan da olsa müzakere masasına oturmak zorundalar."
"Görmezden gelemeyeceğiniz bir gerçek"
İsrail'in Gazze ve Lübnan’da uyguladığı yoğun yıkımın, direnişin iradesini kırmaya yönelik olduğunu belirten Kasım, bu saldırıların stratejik bir çıkmazda olduğunu savunuyor.
İsrail ordusu içerisinden sızan bilgilerin, İsrail'in caydırıcılığını korumak için askeri değil, "siyasi bir çözüme" ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini belirten Kasım şu tespitte bulunuyor:
"Tüm bu askeri yıkım bir yana, İsrail sonunda şu noktaya gelmek zorunda: Bu insanlara karşı askeri bir çözüm bulamıyorum, artık onlarla konuşmalıyım."
Lübnan cephesinde Hizbullah’ın İHA saldırıları nedeniyle yaşanan kayıplar, İsrail ordusundaki derin personel ve doktrin krizini gün yüzüne çıkardı.
Uzmanlar, 12 bin muharip asker açığını kapatmak için "paralı asker" kullanımının tartışmaya açılmasını, İsrail’in kuruluşundan bu yana orduya atfettiği "halkın ordusu" niteliğinin iflası olarak yorumluyor.
İsrail rejimi 1948’de kurulmasıyla birlikte Ben Gurion tarafından temeli atılan "halkın ordusu" doktrini, bugün seküler ve dindar kesimler arasındaki kutuplaşma ile derin bir yara almış durumda.
Gazeteci Kasım Kasım, İsrail’deki dindar Yahudilerin (Harediler) askerlikten muaf tutulmasını sağlayan yasaların, ordunun toplumsal meşruiyetini zedelediğini belirtiyor.
Kasım’a göre, bir ekonomi uzmanının "asker açığını paralı askerle kapatalım" teklifi, aslında mevcut siyasete yönelik bir "iğneleme" ve ordu içerisindeki seküler-siyonist kesimin, dindar kesimlere yönelik "yük" eleştirisinin bir yansımasıdır.
İsrail’in 1948’de kurulan seküler ve sosyalist kimliği, 90’lardan bu yana süren gerileme süreci ve 7 Ekim sonrası derinleşen toplumsal dönüşümle birlikte artık tarihsel bir kırılma noktasında.
Gazeteci Kasım Kasım, İsrail toplumundaki radikal değişimi ve Netanyahu'nun siyasi oyunlardaki ustalıkla koruduğu gücünü analiz ediyor.
İsrail'in yeni kimliği
"İsrail ordusu sekülerdir" söyleminin artık geçerliliğini yitirdiğini belirten Kasım Kasım, toplumsal verilerin çarpıcı bir değişimi işaret ettiğini vurguluyor.
Yapılan istatistiksel çalışmalar, genç Yahudi nüfusun %70'inin dini ritüelleri düzenli olarak yerine getirdiğini gösteriyor.
7 Ekim sonrası bu eğilimin daha da keskinleştiğine dikkat çeken Kasım, ordudaki askeri hahamların artan etkisi ve komuta kademesindeki "dini siyonist" ağırlığına işaret ederek, İsrail toplumunun dini bir aşırıcılığa doğru evrildiğini ifade ediyor.
İsrail ordusundaki demografik yapı, sanıldığı kadar homojen değil. Kasım Kasım, İsrail ordusunun yapısını üç ana eksende özetliyor:
• Dini Siyonistler: Siyonizm’i dinsel bir vecibe olarak kabul eden ve "Mesih’in gelişine zemin hazırlamak" amacıyla orduya gönüllü hizmet eden kesim.
• Harediler: İsrail devletinin kuruluşunu "Mesih gelmeden gerçekleştiği" için reddeden, New York'tan Kudüs'e kadar geniş bir yelpazede devletin meşruiyetine karşı çıkan ultra-ortodoks grup.
• Sekülerler ve Siyonist merkez: Devletin kurucu değerlerine bağlı kalan, ancak artık "dini sağ" karşısında giderek marjinalleşen kesim.
Kasım, Mescid-i Aksa (“Tapınak Tepesi”) üzerindeki Yahudi inanç ayrışmasına dikkat çekerek, “necis” oldukları gerekçesiyle girişe karşı çıkan dindar ekoller ile Mesih’i beklemeden burayı sahiplenmeyi savunan gruplar arasındaki teolojik çatışmanın İsrail içinde içsel kırılmaları derinleştirdiğini belirtiyor.
Kasım Kasım, devlet karşıtı Haredi grupların bayrak yakma eylemlerinin Filistin sevgisinden değil, tamamen ideolojik-dini bir karşı duruştan kaynaklandığının altını çizerek, İsrail toplumundaki bu "entelektüel ve akidevi" çatışmanın altını bir kez daha çiziyor.
Lübnan cephesindeki çatışmaların İsrail kamuoyunda yarattığı psikolojik ve askeri etkiler üzerine değerlendirmelerde bulunan İsrail meseleleri uzmanı Kasım Kasım, İsrail toplumunun genel bir "tükenmişlik" yaşamadığını, ancak ordunun yapısal bir "personel krizi" ile yüzleştiğini vurguluyor.
Kasım Kasım, çatışmaların İsrail genelinde bir "yıpranma" aşamasına gelmediğinin altını çiziyor.
İsrail’in kuzey, orta ve güney bölgelerindeki büyük şehirlerin normal hayatını sürdürdüğünü belirten Kasım, asıl yıpranmanın sadece sınır hattındaki 5 kilometrelik derinlikte yaşayan yerleşimciler ve ordu personeli üzerinde yoğunlaştığını kaydediyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrail toplumunun %60’ından fazlası Lübnan’da savaşın daha da tırmandırılmasını destekliyor.
Kasım, bu tabloyu şu şekilde açıklıyor:
"Katılımcıların çoğu savaştan doğrudan etkilenmeyen bölgelerde yaşıyor. Sınır hattındaki belediye başkanlarının yükselen itirazları ise sadece bir güvenlik çığlığı değil; aynı zamanda Başbakan Netanyahu’yu siyasi olarak köşeye sıkıştırmayı hedefleyen birer manevradır."
Orduyu felç eden personel eksikliği
İsrail askeri kurumunun asıl meselesinin tükenmişlik değil, "sayısal eksiklik" olduğunu belirten Kasım Kasım, ordunun aynı anda Gazze, İran, Irak, Yemen, Suriye ve Lübnan gibi çok geniş bir coğrafyada operasyonel varlık göstermek zorunda kalmasının kurumsal kapasiteyi zorladığına dikkat çekiyor.
Son günlerde ordunun 7.500 muharip asker açığı olduğunu deklare etmesi, bu krizin somut bir kanıtı olarak öne çıkıyor.
İsrail ordusunun, hükümetin Batı Şeria’da planladığı yeni yerleşim yerlerini koruyacak asker mevcuduna dahi sahip olmadığını belirten Kasım, İsrail’in nüfus ölçeği ile çok cepheli savaş stratejisi arasındaki uçurumun, orduyu ciddi bir operasyonel kısıta ittiğini ifade ediyor.
İsrail’in Lübnan cephesindeki müzakere ajandasının arka planında, Lübnan devletini yapısal olarak bir "Filistin Yönetimi"ne dönüştürme hedefi yatıyor.
Gazeteci Kasım Kasım, İsrail’in güvenlik takıntısının, 7 Ekim sonrası nasıl bir "Dayton Modeli" arayışına dönüştüğünü ve Tel Aviv’in dezenformasyon oyununu deşifre ediyor.
Lübnan'da "Yeni bir Oslo" arayışı: Dayton Modeli
İsrail’in güvenlik danışmanı Orna Mizrahi’nin, İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) adına hazırladığı çalışma, Tel Aviv’in Lübnan’a bakış açısını gözler önüne seriyor.
Kasım Kasım’ın aktardığına göre, İsrail, 2005 sonrası Filistin güvenlik teşkilatlarını yeniden yapılandıran Amerikalı General Keith Dayton’ın deneyimini Lübnan’a uyarlamak istiyor.
Bu kapsamda şunlar planlanıyor:
⇒ Lübnan ordusunun Hizbullah yanlısı unsurlardan arındırılması,
⇒ Şiilerin tasfiyesi,
⇒ İsrail düşmanlığı fikrinin ordu zihniyetinden silinmesi,
⇒ Askeri yapının dış fonlarla "İsrail yanlısı bir güvenlik aygıtına" dönüştürülmesi.
Dezenformasyon: İsrail’in bir güvenlik doktrini
İsrail medyasının askeri sansür ve devlet güdümlü dezenformasyonla kuşatıldığını belirten Kasım Kasım, gazetecilere ve analistlere önemli bir uyarıda bulunuyor:
"Sadece haber bültenlerini takip etmek, büyük bir dezenformasyon tuzağıdır. İsrail’in güvenlik doktrini; Netanyahu’dan Trump’a kadar devlet liderlerinin de kullandığı 'aldatma' stratejisi üzerine kuruludur. Bir İsrailli yazarın makalesinde atıfta bulunduğu tarihi bir olayı veya eseri araştırmadan, sadece haber tüketerek resmin bütününü görmeniz imkansızdır."
Kasım’a göre İsrail’i anlamanın yolu; günlük haber akışını değil, entelektüel köşe yazılarını ve stratejik merkezlerin (INSS, Begin-Sadat Merkezi gibi) raporlarını analiz etmekten geçiyor.
Netanyahu: Muhalefetin zayıflığından beslenen bir siyasi "muhannak"
Likud içerisindeki çatlak seslerin, Netanyahu’nun iktidarını sarsmaktan ziyade, oyları konsolide etmek için kullanılan içsel birer manevra olduğunu savunan Kasım, Netanyahu'nun siyasi gücünü şöyle açıklıyor:
• Tecrübe ve bağlar: 2009 yılından bu yana Ben Gurion'dan daha uzun süre görevde kalan Netanyahu, siyasi oyunun inceliklerini (muhannak) çok iyi bilen bir isim.
• Muhalefet açmazı: Netanyahu’nun gücü, sadece kendi yeteneklerinden değil, karşısında onu devirebilecek çapta bir rakibin yokluğundan besleniyor.
• Arap oyları denklemi: Güncel anketler Likud'u lider gösterse de, muhalefet blokunun (Lapid, Yair Golan, Eisenkot) iktidara gelmek için "Arap oylarına" muhtaç kalması, İsrail iç siyasetindeki tıkanıklığı ve kutuplaşmayı derinleştiriyor.
İsrail’deki aşırı sağcı zihniyet, Lübnan’ı sadece askeri bir cephe olarak değil, tarihsel ve jeopolitik bir "genişleme alanı" olarak görüyor.
Kasım Kasım’a göre, İsrail kabinesindeki radikal aktörlerin Lübnan’a yönelik yerleşim yeri planları, aslında devletin kuruluşundan bu yana süregelen "Nevo Çalışması" doktrininin güncel bir tezahürü.
"Güvenlik hattı" olarak yerleşim yerleri
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Lübnan’da yerleşim yerleri kurulması yönündeki açıklamaları, ideolojik bir sapmadan ziyade, Siyonist doktrinin "yerleşim yeri = ilk savunma hattı" ilkesine dayanıyor.
Kasım, Lübnan’ın yüz ölçümünü simgeleyen "10452" sloganının İsrail zihninde bir karşılığı olmadığını, aksine İsrail’in kendi "doğal sınırlarını" belirleme arayışının merkezde olduğunu belirtiyor.
1955 tarihli "Nevo Çalışması" ile Ben Gurion döneminde çerçevesi çizilen; Sina'dan Litani Nehri'ne, Suriye’deki Başhan bölgesinden çöllere kadar uzanan bu harita, İsrail güvenlik anlayışının coğrafi genişleme hedefinin ana taslağını oluşturuyor.
Sunucunun "Litani’nin güneyi ile yetinirler mi?" sorusuna net bir yanıt veren Kasım Kasım, İsrail’in genişleme stratejisinin "salami" taktiğine dayandığını vurguluyor:
"İsrail’in mentalitesi Suriye örneğinde olduğu gibidir; önce Golan’ı işgal ederler, ardından Hermon Dağı’na göz dikerler. İsraillinin yöntemi basittir: Litani’nin güneyini alır, ardından Evveli ve Zahrani hattını isterler. Filistin deneyimi, İsrail’in iştahının mevcut bir bölgeyle sınırlı kalmadığının en büyük kanıtıdır."
Müzakerede "hazırlıksızlık" dezavantajı
Kasım Kasım, İsrailli müzakerecilerin karşı tarafın zayıf yönlerini, korkularını ve hatta diplomatik temsilcilerinin geçmişlerini dahi derinlemesine incelediğini belirtiyor.
İsrail'in bu titizliği karşısında, bölge aktörlerinin daha duygusal ve hazırlıksız bir tablo çizdiğini kaydeden Kasım, "Lübnanlı veya Filistinli müzakerecilerin, İsrailli rakiplerini çalışmak için özel ekipler kurduğunu veya İsrail elçileri hakkında detaylı dosyalar hazırladığını düşünmüyorum" diyerek stratejik eşitsizliğe dikkat çekiyor.
İran ile "yıllık savaş" rutini
İsrail’in İran’a yönelik nihai hedefinin rejim değişikliği değil, Tahran’ın bölgesel istikrarını sürekli bir "çatışma ve bedel ödetme" döngüsüyle engellemek olduğunu belirten Kasım, İsrailli üst düzey yetkililerin şu yaklaşımına dikkat çekiyor:
"Şimdi bir ateşkes olsa bile, İran'ın yeniden toparlanmasına izin vermemek için İsrail her yıl İran'a karşı bir savaş başlatma ihtimalini masada tutuyor."
Kasım Kasım, bu "yıllık savaş" rutininin, İsrail’in kendi halkına veya müttefiklerine "saldırı düzenledim ve durdum" diyerek bir "bedel ödetme" mesajı vermeyi amaçladığını ve şu anki çatışma maliyetinin İsrail için stratejik olarak "katlanılabilir" seviyede görüldüğünü ekliyor.