Eski BM silah denetçisi Ritter: İran 21. yüzyılın füzeleri ve insansız hava araçlarıyla savaşı kazandı

img
Eski BM silah denetçisi Ritter: İran 21. yüzyılın füzeleri ve insansız hava araçlarıyla savaşı kazandı YDH

Eski Birleşmiş Milletler Silah Denetçisi Scott Ritter, Prof. Dr. Hasan Ünal'ın sunduğu programda ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri ve siyasi stratejilerinin çöktüğünü belirtti.




YDH - Eski Birleşmiş Milletler Silah Denetçisi ve ABD Deniz Piyadeleri eski mensubu Scott Ritter, Harici YouTube kanalında yayınlanan, Prof. Dr. Hasan Ünal'ın sunduğu Stratejik Pusula programına katılarak küresel ve bölgesel dengeleri sarsan savaşın askeri, siyasi ve iktisadi sonuçlarına dair analizlerde bulundu.

Programın yapıldığı 28 Mayıs tarihi itibarıyla sahadaki son durumu ve diplomatik müzakereleri değerlendiren Ritter, ABD ve İsrail ortaklığının İran'a yönelik rejim değişikliği hedeflerinin tamamen başarısız olduğunu ve bu durumun küresel ölçekte çok kutuplu yeni bir gerçeklik doğurduğunu belirtti.

"Sadece Ali Hamenei'yi öldürerek rejim değişikliği yapabilecekleri kusurlu fikrine bel bağladılar"

Prof. Dr. Hasan Ünal'ın, İran hükümetinin ve siyasi yapısının bombalamalar başladığı an çökeceğine dair Batı'da yapılan hesapların büyük bir hata ile sonuçlandığını hatırlatması üzerine değerlendirmelerde bulunan Scott Ritter, ABD ve İsrail'in İran'ın iç dinamiklerini ve devlet yapısını anlama konusunda temel bir cehalet içinde olduğunu ifade etti.

Ritter, "İlk ve en önemlisi, yüzde 100 haklısınız; ABD ve İsrail, sadece Lider Ali Hamenei'yi ortadan kaldırarak İran'da rejim değişikliği yapabilecekleri gibi kusurlu bir fikre bel bağladılar" şeklinde konuştu.

ABD'nin bu yanılgıya düşmesinin şaşırtıcı olmadığını belirten Ritter, Washington'daki mevcut karar vericilerin gerçek dünyadan kopuk, fanteziye dayalı bir Amerikan hegemonyası rüyasında yaşadıklarını ekledi.

Dünyanın değiştiğini ve ulusların artık kendi kaderlerini tayin eden yetişkin aktörler haline geldiğini belirten eski silah denetçisi, "Onlar artık masada oturan çocuklar veya üniversitedeki ergenler değiller. Kendi hayatlarını kurmaya çalışan yetişkinler. Yeni sömürgeciliğe ve Amerikan hegemonyasına inanmıyorlar. Eşit görüldükleri çok kutuplu bir dünyada yaşamak istiyorlar" dedi.

Ritter, İsrail'in bölgeyi ve düşmanlarını çok iyi tanıyan, gelişmiş istihbarat servislerine sahip bir ülke olmasına rağmen bu vahim hataya düşmesinin kendisi için şok edici olduğunu kaydetti.

İran'ın 47 yıldır varlığını sürdüren anayasal bir cumhuriyet olduğuna dikkat çeken Ritter, ülkedeki kurumların zamanın sınavından ve defalarca tekrarlanan çekişmeli seçimlerden başarıyla sağ çıktığını, iktidarın ılımlılar ile muhafazakarlar arasında demokratik yollarla devredildiğini hatırlattı.

"Lider tek bir adamdan çok daha fazlasıdır"

İran devlet modelinin derinliğine değinen Scott Ritter, Batılı stratejistlerin İran'daki "lider" kavramını sadece bireysel bir figür olarak görerek büyük bir yanılgıya düştüklerini dile getirdi.

Ritter, "Ali Hamenei adında tek bir adamı öldürerek sonuç alabileceğiniz fikri, Dini Lider'in kim ve ne olduğunu anlamadığınızı gösterir" ifadelerini kullandı.

Devrimin ilk yıllarında, Ayetullah Humeyni döneminde test edilmemiş bir fıkhi yönetim kavramı olan "Velayet-i Fakih" modeline yönelik bir suikastın sistemi sarsabileceğini kabul eden eski deniz piyadesi, ancak geçen on yılların ve özellikle yıkıcı İran-Irak savaşının bu yapıyı toplumun kılcal damarlarına kadar işlediğini aktardı.

Ritter, "Bugün İran'da, Dini Lider'in adını bilsek de, Dini Lider tek bir adamdan çok daha fazlasıdır. O bir kurumdur. Bir kavramdır. Toplumla tamamen bütünleşmiştir ve toplum Dini Lider'i değiştirmeye hazırlıklıdır. Dini Lider'in bir insan olması asıl mesele değildir. Dini Lider bir kurumdur. Yerine geçmeye hazır bir Uzmanlar Meclisi var. Bir sonraki Dini Lider'in kim olabileceği sürekli tartışılır. Bir adamı öldürerek Dini Lider kavramını asla yok edemezsiniz" dedi.

İsrail'in tüm askeri planlamasını bu kusurlu rejim değişikliği konseptine dayandırmasına ve Washington'ı bu yönde ikna etmesine şaşırdığını belirten Ritter, savaş öncesindeki profesyonel askeri öngörülerini paylaştı.

Kendi askeri geçmişine atıfta bulunarak Amerikan ordusunun normal şartlarda kazanacağından emin olmadığı bir kumar oynamayacağını düşündüğünü söyleyen Ritter, "Meğer hiçbir şey için planımız yokmuş. Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey için planımız yokmuş" diyerek askeri planlamanın kalitesizliğini eleştirdi.

"İran gerçeğini temelde anlamamış ve idrak edememiştik"

ABD ve İsrail'in hedef odaklı, stratejik askeri planlama yapmak yerine sadece İran toplumunu şok etmek, dehşete düşürmek ve sistemi çökertmek amacıyla sayısal yoğunluğa dayalı bombalama kampanyaları yürüttüğünü belirten Scott Ritter, bu süreçte hiçbir askeri değeri olmayan çocuk okullarının dahi hedef alındığını ve 165 masum İranlı öğrencinin katledildiğini açıkladı.

Ritter, "Biz sadece İran'ı şok edip dehşete düşürmek ve çökertmek istiyorduk. Ve başarısız oldu. Kesinlikle başarısız oldu. Ve başarısız oldu çünkü İran gerçeğini temelde anlamamış ve idrak edememiştik" diye konuştu.

İran'ın askeri savunma kapasitesinin, özellikle de balistik füze programının Batı tarafından hafife alındığını ifade eden Ritter, Tahran'ın Gerçek Vaat operasyonlarının dördüncüsünde sergilediği gücün sürpriz olmaması gerektiğini vurguladı.

İran füzelerinin yüksek isabet oranına ve yıkıcı güce sahip olduğunu zaten bildiklerini söyleyen Ritter, "İran füzeleri iyidir. İsabetlidir, güçlüdür. O halde İranlılar füze fırlatmaya başladığında ve biz onları vuramadığımızda neden şaşırdık?" sorusunu sordu.

ABD ve İsrail'in İran'ı caydıracak kapasiteden yoksun olduğunu sahada gördüklerini belirten Ritter, "Bu savaşı kaybettik. İşin özü bu. Bu savaşı kaybettik. Ve şimdi bu savaşı kaybetmenin sonuçlarıyla yaşamak zorundayız" diyerek durumun vahametini ortaya koydu.

"Netanyahu 7 Ekim'in tam olarak soruşturulmasına asla izin veremez"

Prof. Dr. Hasan Ünal'ın, dış politikada hata yapma konusunda ABD'nin her zaman kendi liginde şampiyon olduğunu belirterek, "Konu İsrail'e gelince, onlara bu devasa hatayı yaptıran neydi?" sorusu üzerine Ritter, konuyu tarihsel arka planıyla analiz etti.

1973 yılındaki Ekim Savaşı'nda Mısır'ın Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleştirdiği başarılı taarruzda İsrail'in gafil avlandığını hatırlatan Ritter, o dönem de İsrail siyasi elitinin "Enver Sedat'ın barış arayışını bozarak savaşa girmeyeceğine" dair körü körüne bir inanca, yani kendi deyimleriyle bir "konsept"e saplandığını açıkladı.

Bu kibir yüzünden tüm istihbarat verilerinin göz ardı edildiğini belirten Ritter, savaştan sonra İsrail ordusunun istihbarat yapısını revize ederek siyasi yönlendirmeleri engellemek adına "Kuşkucu Thomas" olarak adlandırılan ve görevi her türlü resmi iddiaya, rasyonalite ve kanıt talep ederek karşı çıkmak olan bir albaylık makamı ihdas ettiğini anlattı.

Kendisinin 1994-1998 yılları arasında Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu bünyesinde İsrail Askeri İstihbarat Direktörlüğü (Aman) ve diğer gizli servislerle yakın çalıştığını belirten Ritter, bu gerçekçi ve kanıta dayalı yapının 1990'ların sonuna kadar korunduğunu ifade etti.

Ancak İzak Rabin'in suikasta kurban gitmesinin ardından başbakanlık koltuğuna oturan Benyamin Netanyahu'nun, Irak lideri Saddam Hüseyin'in rejimini devirmek amacıyla gerçekleri çarpıtmaya başladığını ifade etti.

Ritter, askeri istihbaratın başına getirilen Amos Gilad'ın, Irak'ın kitle imha silahlarına dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen "konsept" yöntemini geri getirerek istihbaratı siyasallaştırdığını ve korkuyu büyüttüğünü söyledi.

Kendisinin de tam olarak bu dönemde, gerçeklerin artık bir öneminin kalmaması ve denetimlerin siyasi bir tiyatroya dönüşmesi nedeniyle görevinden istifa ettiğini açıkladı.

İstihbaratın siyasete alet edilmesinin en acı sonucunun 7 Ekim ile yaşandığını belirten Ritter, "7 Ekim, İsrail tarihindeki en büyük istihbarat başarısızlıklarından biri olarak tarihe geçecek" dedi.

Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair tüm saha verilerinin istihbarat birimlerince toplanmasına rağmen, Netanyahu ve ekibinin "Hamas'a verilen 2 bin çalışma vizesi ve Gazze'ye akan paralar sayesinde örgütün satın alındığı" yönündeki konseptlerine sadık kaldıkları için gafil avlandıklarını aktardı.

Ritter, Netanyahu'nun siyasi ve hukuki geleceğini kurtarmak için savaşı sürekli yaymak zorunda olduğunu vurguladı:

"Benyamin Netanyahu panik içinde bir oyun oynuyor çünkü başbakanken 7 Ekim'in tam olarak soruşturulmasına asla izin veremez, çünkü sayısız suçtan ve sayısız liderlik zafiyetinden suçlu bulunacaktır. Bu yüzden savaşı genişletmeye devam etmeli, Gazze'de vitesi artırmalı, savaşı Lübnan'a, Suriye'ye ve Yemen'e yaymalı. Ve şimdi tabiri caizse son sınır İran."

"Donald Trump etrafını çok Siyonizm taraftarı insanlarla çevreledi"

İsrail Başbakanı Netanyahu'nun geçmişten bu yana ABD yönetimlerini İran'a karşı bir askeri operasyona ikna etmeye çalıştığını, Bill Clinton, George W. Bush, Barack Obama ve hatta önceki dönemlerinde Joe Biden ve Donald Trump'ın geleneksel askeri ve siyasi danışmanlarının bu talepleri mantıksız bularak reddettiğini anımsatan Ritter, bu kez durumun neden değiştiğini açıkladı.

Ritter, Trump'ın son döneminde etrafını geleneksel yeni muhafazakarlar yerine körü körüne İsrail destekçisi figürlerle doldurduğunu belirtti:

"Bu özel yinelemede Donald Trump, etrafını daha önce İran'a saldırmaya 'hayır' diyen geleneksel yeni muhafazakarlarla çevrelememişti. Şimdi etrafında çok Siyonizm taraftarı, çok İsrail taraftarı insanlar var. Kabine neredeyse yüzde 100 oranında İsrail'i körü körüne destekleyen insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla bunu satmak daha kolaydı."

Netanyahu ve Mossad Şefinin 11 Şubat'ta Trump ile yaptıkları baş başa görüşmede, İran'a yönelik bir askeri saldırının doğrudan rejim değişikliğiyle sonuçlanacağına dair Trump'ı ikna ettiklerini belirten Ritter, o dönem ABD kabinesinde Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve CIA Direktörünün bu maceraya şiddetle karşı çıktığını, sadece Savaş Bakanı Pete Hegseth'in onay verdiğini kaydetti.

Ritter, Netanyahu'nun şahsi yolsuzluk davalarından kaçmak, yargıyı kontrol altına almak ve kendisini "İsrail'in tek kurtarıcısı" olarak pazarlamak adına hem kendi ülkesini hem de müttefiki ABD'yi felakete sürüklediğini ifade etti.

"İran 21. yüzyılın füzeleri ve insansız hava araçlarıyla savaşı kazandı"

Savaşın askeri ve teknolojik boyutunu tahlil eden Scott Ritter, ABD ve İsrail askeri planlamasının çağ dışı kaldığını belirtti.

Ritter, "Görünüşe göre ABD ve İsrail 20. yüzyıl silahlarını konuşlandırıp İran'a saldırdı, oysa İran 21. yüzyıl silahlarını, balistik füzeleri ve insansız hava araçlarını biriktiriyor ve üretiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

Kendisinin 1980'lerde Deniz Piyadelerine katıldığı dönemde Soğuk Savaş konseptine uygun olarak büyük çaplı kara muharebeleri, devasa orduların savaşı ve yoğun mühimmat tüketimi üzerine eğitim aldıklarını söyleyen Ritter, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte "barış payı" elde etmek amacıyla Amerikan ordusunun küçültüldüğünü ve bütçe optimizasyonuna gidildiğini hatırlattı.

Körfez Savaşı ve Çöl Fırtınası Harekâtı sırasında askeri şeflerin "savaşların sadece hava gücüyle kazanılabileceği" yönünde yanlış bir teori geliştirdiklerini ve bunu siyasete sattıklarını belirten Ritter, kendisinin o dönem Kuveyt'teki 73 Easting Muharebe sahasında yaptığı hasar tespit çalışmalarında, Irak zırhlı tümenlerinin hava saldırılarıyla değil, doğrudan kara unsurlarınca yok edildiğini bilimsel olarak kanıtladığını ancak bu gerçeğin hava kuvvetlerinin işine gelmediği için Suudi Arabistan'dan sınır dışı edildiğini anlattı.

Ritter, o günden sonra ABD'nin uzun soluklu, yüksek kayıplı kara savaşlarını göze alamayan, sadece teknolojik üstünlük taslayarak düşmanlarını korkutmaya dayalı bir "blöf askeri modeli" inşa ettiğini anımsattı.

"Bizim önleyicilerimiz bitti, İran'ın füzeleri bitmedi"

ABD'nin caydırıcılık efsanesinin Afganistan ve Irak'taki direniş hareketleri karşısında ağır yaralar aldığını belirten Scott Ritter, İran'ın bu askeri zafiyeti çok iyi analiz ederek Washington'ın blöfünü gördüğünü söyledi.

Ritter, konvansiyonel yıpratma savaşında ABD askeri endüstrisinin üretim yetersizliğini şu sözlerle açıkladı:

"Sorun şu ki, eğer uzun süreli bir savaşa girersek, mühimmatımız tükenir, hem de çok pahalı mühimmatlar... Ve biz üretim yapmıyoruz. Bugün, sadece güç algısı yaratmak için gerekli olanı üretiyoruz. Ama uzun soluklu bir mücadeleye hazır değiliz. Sizi baştan korkutmaya çalışıyoruz ama blöfümüzü görürseniz başımız belaya girer. Ve İran blöfü gördü."

İran hava sahasına girmeye cesaret edemeyen Amerikan uçaklarının uzaktan fırlattığı füzelerin İran savunmasını aşamadığını, buna mukabil İran'ın karşı taarruz füzelerini engellemek için kullanılan Amerikan savunma bataryalarının hızla tükendiğini kaydeden Ritter, "Sorun şu ki, İranlıların füzeleri bitmeden bizim önleyicilerimiz bitti ve İranlıların vuruş kabiliyeti bitmeden bizim uzun menzilli vuruş kabiliyetimiz bitti. Ve bizim bunları yeniden üretme imkanımız yok. Bunlar çok pahalı silahlar ve onları üretmek çok zaman alıyor ve bizde de zaman yok" şeklinde konuştu.

İran'ın ise balistik füze ve insansız hava aracı üretim teknolojisinde tam bir endüstriyel bağımsızlık ve hız kazandığını, üretim tesislerini Tahran yakınlarındaki dağların altına, derin sığınaklara taşıyarak hava saldırılarına karşı tamamen korunaklı hale getirdiğini ifade etti.

"İranlılara derin yer altı tünelleri açmayı Kuzey Koreliler öğretti"

İran'ın yer altı askeri altyapısının kökenlerine dair ilginç bir anısını paylaşan Scott Ritter, 2005 yılında İran'a yaptığı bir ziyarette devlet tarafından görevlendirilen gözetmeniyle yaşadığı diyaloğu aktardı.

Tahran'daki bir meydanda gözlem yaparken çok sayıda Asyalı işçi gördüğünü ve bunların kim olduğunu sorduğunu belirten Ritter, gözetmenin kendisine şu cevabı verdiğini söyledi:

"Onlar derin yer altı tünel açma uzmanları. Bunlar dağları delme konusunda uzman kişiler, ki Kuzey Kore bunu tüm Kore yarımadasında yapmıştır. Bu yüzden her şey dağların içindedir. Yer altındalar. İranlılara yer altına inmeyi öğretenler Kuzey Korelilerdir. Hizbullah'a gidip onları yer altına indirenler de İranlılardır."

Hizbullah, Hamas ve Yemen'deki Ensarullah hareketinin de aynı derin yer altı savunma doktriniyle savaştığını belirten Ritter, ABD'nin bu tür çetin bir coğrafyada yer altı savaşlarını yürütebilecek hiçbir askeri hazırlığının olmadığını vurguladı.

Amerikan ordusunun bir savunma gücü olmaktan çıkıp tamamen finansal getiri ve hissedar memnuniyetine odaklanmış ticari bir asker-endüstriyel komplekse dönüşmesini eleştiren Ritter, silahların fahiş fiyatlarla üretilmesinin ve lojistik sürdürülebilirliğinin olmamasının ardındaki temel nedenin bu yozlaşma olduğunu kaydetti.

Ritter, "Kendimize sürekli en iyisi olduğumuzu söylüyoruz. Bizi dünyanın en iyisi yapan filmler çekiyoruz. Yani, bu Top Gun değil ki... Herkesten daha iyiyiz, Tom Cruise sihirli bir şekilde her şeyi vurup düşürüyor. Ve biz de herkesten daha iyi olduğumuzu sanıyoruz. Ama hayat bir film değildir. Düşmenin her zaman söz hakkı vardır" diyerek askeri kibri eleştirdi.

"Nükleer iki süper güç, konvansiyonel bir ulus tarafından yenilgiye uğratıldı"

İran'ın İsfahan yakınlarında gerçekleştirdiği askeri operasyonlar sırasında ABD'nin elit özel kuvvetlerinin dahi ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldığını, sahada çok sayıda gelişmiş helikopter, uçak ve hassas askeri teçhizatı bırakarak kaçtıklarını belirten Scott Ritter, bu durumun 1980 yılında çölde yaşanan başarısız rehine kurtarma operasyonundan (Kartal Pençesi Operasyonu) daha büyük bir askeri utanç olduğunu dile getirdi.

Ritter, askeri tarihçilerin bu savaşı çok iyi incelemesi gerektiğini belirterek, "Sadece şunu aklınızda bulundurun: Nükleer silaha sahip iki süper güç, biri küresel süper güç, diğeri bölgesel süper güç, nükleer silah peşinde koşmayan, sadece konvansiyonel silah peşinde koşan bir ulus tarafından yenilgiye uğratıldı ve bu nükleer güçleri göğüs göğüse çarpışmada yendi" ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Hasan Ünal'ın, coğrafi ve lojistik sınırlar göz önüne alındığında İran'a karşı bir kara harekâtı düzenlenmesinin imkansızlığına değinerek, Türkiye ve Azerbaycan gibi ülkelerin bu savaşa dahil olmamasının kara savaşı spekülasyonlarını tamamen boşa çıkardığını belirtmesi üzerine Ritter, bu tezi destekledi.

Türkiye'nin savaşa kesin bir şekilde karşı çıkmasının stratejik önemini vurgulayan Ritter, askeri planlama açısından kara harekâtının teknik imkansızlığını tarihi bir örnekle açıkladı:

"Haritada çizgiler çizip 'İşte böyle olacak' diyemezsiniz. Sanırım Enver Paşa bize bunu 1915'te Ruslara karşı savaşmaya çalıştığında ve orada büyük bir yenilgiye uğradığında öğretmişti. Arazinin bir söz hakkı vardır. Ve o bölgenin, o bölgenin engebeli arazisi... Türk ordusunun İran'a girip bir şeyler yapabilmesinin imkânı yok. Yeterince büyük değil."

"Türkiye ve İran ezelden beri komşu, istedikleri en son şey savaştır"

Türkiye ile İran arasındaki köklü komşuluk ve barış ilişkisine değinen Scott Ritter, geçmişte Ankara'da yaşadığı dönemdeki kişisel gözlemlerini aktardı.

O yıllarda İran'ın halen Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) üyesi olduğunu belirten Ritter, iki ülke gençlerinin lise basketbol turnuvalarında dostça yarıştıklarını, Ankara caddelerindeki tabelalarda Tahran yönünün ve mesafesinin yazılı olduğunu hatırlatarak, bu iki kadim ulusun yan yana barış içinde yaşama iradesine sahip olduğunu söyledi.

Ritter, "Türkiye'nin ABD ve İsrail'in aptallığına kanıp bunu destekleyeceği fikri Saddam Hüseyin'e karşı da işe yaramamıştı. 2003'ü hatırlarsınız, Türkiye'nin kuzey cephesini açmasını ve içeri girmemize izin vermesini sağlamaya çalıştık ama TBMM, 'Hayır, bunu yapmayacağız' dedi. Neden? Çünkü Irak bir komşu, önemli bir ticaret ortağı" şeklinde konuştu.

Suriye'deki geniş çaplı askeri müdahalenin Türkiye açısından komşuluk ilişkilerindeki istisnai bir hata olduğunu belirten Ritter, komşuların her zaman mükemmel anlaşamasalar da hayatta kalmak için barış ve uyum içinde yaşamayı öğrenmek zorunda olduklarını vurguladı.

"ABD Pasifik'te zayıflamış bir güçtür, Ortadoğu'da ise her şey bitti"

Prof. Dr. Hasan Ünal'ın, yaşanan bu askeri yenilginin küresel yansımalarına ve özellikle Tayvan'ın ABD güvencesine dayanarak Çin'e kafa tutma stratejisinin nasıl etkileneceğine dair sorusunu yanıtlayan Scott Ritter, küresel ittifakların çözülme sürecine girdiğini belirtti.

Ritter, Trump'ın son Çin ziyareti öncesinde, nisan ayı için planlanan asıl stratejinin Venezuela ve İran'ın petrol kaynaklarını kontrol altına alarak Pekin yönetimine karşı mutlak bir enerji şantajı uygulamak olduğunu ancak bu planın sahadaki yenilgiyle çöktüğünü açıkladı.

Enerji krizinin küresel ölçekte tüm sanayileri vurduğunu, Avrupa ekonomisinin çöküşün eşiğine geldiğini ve Lufthansa'nın uçak yakıtı yetersizliği nedeniyle 20 bin uçuşu iptal etmek zorunda kaldığını belirten Ritter, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu'na katılmak üzere Rusya'ya giderken uçağına yakıt bulabilmek için İstanbul aktarmasını tercih ettiğini söyledi.

ABD'nin Pasifik'teki askeri ve güvenlik şemsiyesinin de çöktüğünü ifade eden Ritter, şu detayları paylaştı:

"Ortadoğu'daki hava savunma sistemlerimiz tükendikçe, oradaki Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunma (THAAD) ve Patriot Gelişmiş Yetenek-3 (PAC-3) bataryalarını söküp almamız oldu. Güney Kore ve Japonya'dan, hiç sormadan, öylece aldık, doğrudan çekip aldık. Ve şimdi Japonya diyor ki, 'Eh, en azından karşı saldırı kabiliyetimiz var. 400 Tomahawk.' Ve biz dedik ki, 'Hayır, onları da alamayacaksınız. Hiçbir şey alamayacaksınız.' İşte bu kadar. Üçlü antlaşma artık işe yaramaz. Çöktü."

Aynı şekilde Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki güvenlik ortaklığının (AUKUS) da bittiğini belirten Ritter, Avustralya'nın enerji kesintileri ve boş raflarla boğuştuğunu, ABD'nin kendi denizaltı üretimini dahi sürdüremezken Canberra'ya nükleer denizaltı tedarik etmesinin imkansız olduğunu vurguladı.

Hindistan'ın da dahil olduğu Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quad) ittifakının Hindistan'ın Rus petrolü satın almaya devam etmesiyle işlevsizleştiğini kaydeden Ritter, Çin'in ABD'nin konvansiyonel askeri üstünlük efsanesinin bir yalandan ibaret olduğunu İran savaşı sayesinde gördüğünü ve Tayvan'a yönelik 14 milyar dolarlık Amerikan askeri yardım bütçesinin askıya alınmasını sağladığını belirtti.

"Avrupa'ya ağır tugay gönderecek paramız bitti"

ABD'nin savunma bütçesinin teorik olarak 900 milyar dolar ile 1,5 trilyon dolar arasında devasa bir büyüklüğe ulaşmasına rağmen operasyonel olarak iflas ettiğini ifade eden Scott Ritter, NATO'ya verilen taahhütlerin yerine getirilemediğini açıkladı:

"Sırf Avrupa'yı işin içine çekmek için şu anda Polonya'ya dönüşümlü olarak ağır bir tugay gönderiyor olmamız gerekiyordu. Bu her dokuz ayda bir yapılması gereken bir şey. NATO'ya bunu yapacağımıza söz verdik. Teksas'taki o tugay aslında tanklarını ve her şeylerini Hamburg'a göndermek üzere gemilere yüklemeye başlamıştı. Avrupa'ya öncü birlikleri uçurdular ama paramız bitti. Evet, paramız bitti. Ve bu yüzden o tugayın konuşlandırılmasını iptal ettik çünkü o tugayı oraya göndermeyi karşılayamıyoruz."

Bahreyn'deki Beşinci Filo'nun ve Katar'daki El Udeyd Hava Üssü'nün etkinliğinin kalmadığını, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Amerikan askeri tesislerinin İran füzeleriyle büyük zarar gördüğünü veya kullanılmaz hale geldiğini belirten Ritter, Körfez monarşilerinin artık ABD'nin kendilerini koruyamayacağı gerçeğine uyandıklarını da ekledi.

1945 yılında Franklin Delano Roosevelt ile Suudi Arabistan Kralı arasında kurulan ve Carter Doktrini ile genişletilen güvenlik garantilerinin artık tamamen geçerliliğini yitirdiğini kaydeden eski denetçi, "Bugün gelinen noktada İran, Körfez'deki Arap ülkelerinin iktisadi geleceğini kontrol ediyor; muhatap olmaları gereken ülke ABD değil, İran'dır" dedi.

"Kimsenin İsrail'e ihtiyacı yok"

Programın son bölümünde Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ve İbrahim Antlaşmaları'nın akıbetini değerlendiren Scott Ritter, İsrail'in bölgedeki tüm ekonomik entegrasyon projelerinin çöktüğünü ifade etti.

Netanyahu'nun İsrail'i bölgesel bir lider ve enerji dağıtım merkezi haline getirme rüyasının barış olmadan gerçekleşemeyeceğini, İsrail'in ise yapısı gereği barış getirmekten aciz, sadece savaş üreten bir aktör olduğunu belirtti.

Türkiye'nin bölgesel bir enerji ve tahıl merkezi olmak için İsrail'e hiçbir ihtiyacının olmadığını kaydeden Ritter, Prof. Dr. Hasan Ünal'ın "Bunu İsrail olmadan da yapabiliriz, kimsenin İsrail'e ihtiyacı yok" tespiti üzerine, "Kesinlikle öyle. Onlar önemli bir müttefiki kaybetti, tam tersi değil. Doğru. Kimsenin İsrail'e ihtiyacı yok" diyerek mutabakatını bildirdi.

İran ile yaşanan askeri çatışmanın Rusya-Ukrayna savaşı üzerindeki dolaylı etkilerini de açıklayan Ritter, Batı'nın Rusya'yı ekonomik olarak çökertmek için uyguladığı enerji yaptırımlarının, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla ortaya çıkan arz açığı nedeniyle tamamen delindiğini belirtti.

ABD'nin küresel petrol piyasasını dengede tutabilmek için Rus petrolünün dolaşımına göz yummak zorunda kaldığını, bunun da Rusya ekonomisini zayıflatmak yerine daha da büyüterek Kremlin'in kasasını doldurduğunu vurguladı.

Ritter, "İran çatışması, sadece Rusya'nın zaten bildiği bir şeyi, ABD'nin ve kolektif Batı'nın, NATO'nun kâğıttan bir kaplan olduğunu, anlaşma yapmaktan aciz olduğu gibi, anlamlı bir ölçekte modern bir savaş yürütmekten de aciz olduğunu kanıtladı" sözleriyle analizini tamamladı.

 



Makaleler

Güncel