Eski ABD Dışişleri yetkilisi Wilkerson: Tarihin en tehlikeli nükleer savaşının eşiğindeyiz

img
Eski ABD Dışişleri yetkilisi Wilkerson: Tarihin en tehlikeli nükleer savaşının eşiğindeyiz YDH

ABD Dışişleri Bakanlığının eski Özel Kalem Müdürü emekli Albay Lawrence Wilkerson, küresel jeopolitik kaymaları ve Washington ile müttefiklerinin içine düştüğü güvenlik krizini değerlendirdi.




YDH - Küresel güç dengelerinin batıdan doğuya doğru geri döndürülemez biçimde kaydığı bir dönemde, ABD dış politikasının ve askeri stratejisinin karar alma mekanizmaları ciddi bir meşruiyet ve etkinlik kriziyle karşı karşıya.

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen'ın programına konuk olan eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Özel Kalem Müdürü emekli Albay Lawrence Wilkerson, Washington yönetiminin askeri tırmanış politikalarını, müttefiklik ilişkilerindeki kopuşları ve nükleer savaş riskini analiz etti.

Wilkerson, karar vericilerin sahadaki gerçeklerden kopuk hamlelerinin dünyayı geri dönülmez bir felakete sürüklediğini ifade etti.

Dünya genelindeki taktik, operasyonel ve stratejik gelişmeleri değerlendiren Wilkerson, doğuya doğru önlenemez bir güç kayması yaşandığını belirterek, "Stratejik durum şu ki, Çin bu savaşı kazanıyor ve bu zaferi sekteye uğratacak hiçbir şey yapmak istemiyor. Kendi sınırlarını koruyacaktır ancak zaferini bozacak hiçbir hamleye girişmek istemiyor. Son derece Konfüçyüsçü, tamamen parti okulu ekolünden ve son derece stratejik bir yaklaşım sergiliyorlar" dedi.

"David Petraeus her zamanki gibi kendisini rezil etti"

ABD'deki yerleşik askeri-endüstriyel yapının ve emekli generallerin oynadığı rollere değinen Wilkerson, eski CIA Direktörü ve emekli General David Petraeus'u sert bir dille eleştirdi.

Wilkerson, Petraeus'un finans çevrelerinin çıkarlarını savunduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı:

"Steve Walt, Chris Hedges, David Petraeus ve Doug McGregor gibi birbirinden tamamen farklı figürlerin, İran ile ABD arasında varıldığı iddia edilen mutabakat üzerine yaptıkları yorumları dinledim ve kafam tamamen karıştı. David Petraeus, hem İran savaşı hem de Ukrayna konusunda, Ukrayna'nın nihayetinde muzaffer olacağını ve bunun kaçınılmaz olduğunu iddia ederek her zamanki gibi kendisini rezil etti. Kendi kendime, Petraeus'un çalıştığı yeni şirketin hangisi olduğunu sordum. Finans devi Black Rock destekli KKR veya benzeri bir yapı için lobicilik yapıyor. Artık yanında eski sevgilisi Paula Broadwell yok ama KKR var ve onlar da en az onun kadar zehirli."

"İki taraftan da yetkili tek bir isim yüz yüze görüşmedi"

Washington ile Tahran arasında yürütüldüğü belirtilen diplomatik temasların tamamen bir yanılsamadan ibaret olduğunu kaydeden Wilkerson, gerçek bir diplomasinin yüz yüze temas gerektirdiğini vurguladı.

Güvenilir kaynaklara dayandırdığı bilgisini paylaşan Wilkerson, süreci şu sözlerle aktardı:

"Çok sağlam kaynaklardan aldığım bilgiye göre, bugüne kadar hiçbir İranlı muhatap ile Amerikalı muhatap karşı karşıya gelmedi. Tek bir Amerikalı diplomat ya da görevli ile yetkili bir İranlı arasında hiçbir görüşme gerçekleşmedi. Süreç tamamen arabulucular vasıtasıyla yürütüldü. Pakistanlılar, Ummanlılar ve diğerleri devreye girdi. Tüm bu diplomatik mucize iddiası, diplomasinin ilk ilkelerine aykırı şekilde yürütülüyor. Yüz yüze bir temas olmadan diplomasi yapamazsınız, çünkü diplomasinin ilk bileşeni güvendir. Eğer hiç güveniniz yoksa, hatta bu konuda eksi değerdeyseniz, küçük de olsa bir güven inşa etmek için yüz yüze görüşmeye daha da fazla ihtiyacınız vardır. Bu süreçte böyle bir şey yaşanmadı. Bu yüzden bu sözde anlaşmayı tamamen yok sayıyorum. Donald Trump'ın, neden olduğu felaketi kısmen de olsa kavradığı için bu durumdan çıkış yolu aradığını düşünüyorum. Ancak ne yazık ki bu süreç, bombalar yeniden düşmeye başladığında İranlıların kendilerini diplomatik bir etkileşim içinde sanacakları yeni bir tiyatro oyunuyla sonuçlanacak."

"Ukrayna topraklarında canavarca bir deney yürütüyoruz"

Ukrayna'daki çatışmaların Batılı güçler için askeri bir test sahasına dönüştüğünü kaydeden Lawrence Wilkerson, Kiev yönetiminin ayakta tutulmasının insani değil, teknik nedenlere dayandığını dile getirdi.

Wilkerson, durumun vahametini şu benzetmeyle açıkladı:

"Ukrayna, Avrupa ve ABD tarafından ayakta tutuluyor. Onları ayakta tutmamızın bir nedeni de, inanılmaz derecede sofistike teknolojileri bizim dolarlarımızla ve bizim imkanlarımızla kendi topraklarında deniyor olmalarıdır. Biz şu an tıpkı 1936'da İspanya İç Savaşı'nda o pike bombardıman uçaklarının dalışını izleyen ve performanslarını buna göre düzenleyen Adolf Hitler gibiyiz. Diğer bir deyişle İsrail, İngiltere, ABD ve diğerleri Ukrayna'daki savaş alanından askeri dersler alıyor ve bu sürecin durmasını istemiyorlar. Bu nedenle, kendi ülkesinde yeni savaş yöntemlerine dair bu canavarca deneyi sürdürdüğü sürece Volodimir Zelenskiy'i fonlamaya devam edecekler. Bu korkunç bir durum."

"Putin, NATO ile kaçınılmaz olarak savaşa gireceğini biliyor"

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in son dönemde gerçekleştirdiği kapsamlı taktik nükleer askeri tatbikatlara dikkat çeken Wilkerson, Moskova'nın Batı ile doğrudan bir çatışmaya hazırlandığını belirtti.

Emekli Albay, askeri tablonun karanlık yönünü şu sözlerle dile getirdi:

"Putin'in Belarus'u da kapsayan ve Rusya'nın nükleer cephaneliğindeki neredeyse her unsuru barındıran büyük nükleer kuvvetler tatbikatı, onun duruma ne kadar hakim olduğunu gösteriyor. Putin, ne olup bittiğinin ve buna kimlerin yardım ettiğinin tamamen farkında. Kendisinin yüzde 60 ila 65 oranında, bir noktada NATO ile savaşa girmek zorunda kalacağından emin olduğunu düşünüyorum. Bu savaşın neleri kapsayacağı ve ne kadar büyüyeceği esas olarak NATO'ya bağlı olacaktır. Çünkü Putin'in, sınırı aşan bazı küçük NATO üyelerini cezalandırdıktan sonra savaşı genişletmek isteyeceğini sanmıyorum. Şu an dünyada bu tür konularda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile birlikte en temkinli liderlerden birinin Putin olması bir şanstır. Ancak o da buna sonsuza kadar katlanmayacak. Bir gün yanıt verecek ve bu yanıt bizi geri adım atmaya ya da bahisleri iki katına çıkarmaya zorlayacak."

ABD'nin küresel müttefiklik sisteminin, özellikle Asya-Pasifik bölgesinde ciddi bir kuşak çatışması ve güvenlik endişesi nedeniyle çatırdadığını belirten Wilkerson, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde halkın bakış açısının değiştiğini kaydetti.

Wilkerson, ittifakların geleceğine dair şu öngörülerde bulundu:

"Güney Kore'yi kaybediyoruz. Bu ülkede 40 yaş ve altı nüfusu çoktan kaybettik ki bu nüfus çok yakında ülkenin geleceğini oluşturacak. Japonya'yı da muhtemelen kaybediyoruz. Filipinler'i ise çoktan kaybettik ama henüz farkında değiliz. Güney Kore'de genç nüfus, dünyadaki bir numaralı tehdit olarak ABD'yi görüyor. Güney Kore topraklarında Amerikan askerlerinin bulunmasının, bulunmamasından daha tehlikeli olduğunu anlamaya başladılar. Aynı durum Japonya için de geçerli. Ne Güney Kore ne de Japonya, Çin ile savaşmak istiyor. Sırf korktukları için güvenlik ilişkisini sürdürüyorlar ancak en nihayetinde bu ilişkiden çıkacaklar. Norveç, İsveç, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde de benzer bir demografik bölünme olduğunu tahmin ediyorum. Genç insanlar artık bizi istemiyor, yakınımızda olmak istemiyorlar. Ayrıca Gazze'de İsrail'e verdiğimiz destek, bu karşıtlığı daha da derinleştirdi."

"Düşmanınızın kaygılarını gidermeden güvenlik sağlayamazsınız"

Batılı liderlerin caydırıcılık adı altında yürüttükleri silahlanma politikalarının aslında açık birer kışkırtma olduğunu ifade eden Wilkerson, gerçek güvenliğin ancak diplomatik diyalogla inşa edilebileceğini belirtti.

Wilkerson, Batı'nın mevcut yaklaşımını şu sözlerle eleştirdi:

"Caydırıcılık ile kışkırtma arasında son derece hassas bir denge vardır. Dünyaya, askeri yığınağınızın veya silahlanma yarışınızın caydırıcılık sağladığı fikriyle yaklaşırsanız, meseleyi yanlış uçtan ele alıyorsunuz demektir. Caydırıcılığı ve güvenliği sağlayan şey diplomasidir; farklılıkları, birbirinize silah gücüyle meydan okumak zorunda kalmayacağınız bir güven düzeyine kadar çözmektir. Ancak biz bu dersi kesinlikle öğrenmiyoruz. Yapılacak en son şey iletişimi kesmektir. Biz şu an Ruslarla konuşmuyoruz. Joe Biden yönetimi bu konuda kesin bir tavır takındı ve kimsenin Ruslarla konuşmasına izin vermedi. Durum ne kadar tehlikeliyse, güven inşa etmek için konuşmaya o kadar çok ihtiyacınız vardır."

"Kendi ülkemizde seçimlerin yapılacağından bile şüpheliyim"

Batı dünyasındaki siyasi liderliğin kalitesizliğinin 1914 yılındaki Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemle büyük benzerlikler taşıdığını vurgulayan Wilkerson, ABD'nin hem iç hem de dış politikada derin bir kriz içinde olduğunu belirtti.

Wilkerson, ülkesinin geleceğine dair karamsar öngörüsünü şu sözlerle tamamladı:

"Sözde özgür dünyanın lideri olan kendi ülkem hakkında bile iyimser konuşamıyorum. Kişisel tahminim, ABD'de bir sonraki başkanlık seçimlerinin yapılmama olasılığının yüzde 60, yapılma olasılığının ise yüzde 40 olduğudur. Umarım bu öngörülerimde tamamen yanılırım, zira dünyada benim yanılmamı benden daha fazla isteyen başka hiç kimse yoktur."



Makaleler

Güncel