İsrail için 'teselli ödülleri' paketi

img
İsrail için 'teselli ödülleri' paketi YDH

"İsrail için tüm bunlardan daha önemli olan husus, Tahran ile Washington arasında şekillenen anlaşma öncesinde ve bu anlaşmanın bölgedeki olası yansımalarından önce, kendisi için en büyük tehdidi barındıran Lübnan sahasındaki askeri ve siyasi konumunu güçlendirmektir."




Yahya Debbuk

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, ABD ile İran arasında şekillenen nükleer uzlaşmanın İsrail’de yarattığı derin stratejik endişeyi ve bu gelişme karşısında Tel Aviv’in bölgesel düzeyde aradığı telafi mekanizmalarını ele alıyor. Washington üzerindeki nüfuzunun sınırlarını hisseden İsrail, kaybını telafi etmek adına Gazze ve Batı Şeria’daki ilhak politikalarını hızlandırırken, asıl hamlesini Lübnan sınırında kalıcı bir askeri varlık ve tampon bölge oluşturarak yapmayı amaçlıyor. Ancak İsrail’in Lübnan’da kalıcı bir işgal ve "hareket özgürlüğü" elde etme yönündeki bu nihai hedefleri, hem ABD-İran uzlaşmasının alacağı şekle hem de sahadaki askeri direnişin sınırlarına bağlı olarak belirsizliğini koruyor.

İsrail, ABD ile İran arasında yürütülen müzakere sürecini, mevcut dönemin kendisi açısından en kafa karıştırıcı ve sancılı dosyalarından biri olarak görüyor.

Tel Aviv’deki hâkim kanaat, yaşanan aksamalara rağmen bir anlaşmaya varılması ihtimalinin her zamankinden daha yakın olduğu yönünde.

Ancak İsrail açısından asıl sorun, bu anlaşmanın sınırlarını, neleri kapsayacağını ve yaratacağı etkileri belirleme noktasındaki çaresizliğidir.

Bu bağlamda, İsrail’in siyasi ve güvenlik çevrelerinde henüz net bir cevabı bulunmayan bir dizi temel soru tartışılıyor: Bu uzlaşı, kapsamlı bir anlaşma mı olacak yoksa kademeli bir geçiş süreciyle mi sınırlı kalacak? İran’ın elini kolunu bağlayıp stratejik hareket alanını mı daraltacak, yoksa aksine ona daha geniş bir manevra alanı mı açacak?

İsrail’in arzuladığı gibi İran’ın nükleer programını kökten mi kazıyacak, yoksa nihai ve kesin çözümler üretmeksizin krizi sadece kontrol altında tutmakla mı yetinecek?

İran’ın askeri kapasitesini ve Tahran’ın Lübnan başta olmak üzere bölge genelindeki müttefikleriyle kurduğu ilişki ağını kapsayacak mı, yoksa bu hayati başlıkları görmezden mi gelecek?

Bunların yanı sıra Tel Aviv, Tahran’ın bu anlaşma sayesinde elde edeceği ekonomik ve mali kazanımlardan da derin bir endişe duyuyor.

İsrail, İran’ın bu kaynakları içerideki durumunu sağlamlaştırmak, ekonomik sorunlarını çözmek ve daha da önemlisi, bölgesel nüfuzunu, askeri ve istihbari kapasitesini güçlendirmek için kullanacağından korkuyor.

Bu şüphe ve sorular, İran’a karşı yürütülen savaşın hedeflerine ulaşamadığının bir başka göstergesidir. Nitekim İsrail içindeki tartışmalar artık bu savaşın başarısız olup olmadığı etrafında değil, başarısızlığın boyutunun ne olduğu, buna karşılık İran’ın ne tür somut kazanımlar elde edeceği ve İsrail’in bu durumun sonuçlarını sınırlandırıp sınırlandıramayacağı üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu çerçevede İsrail, Washington’ın kendi çıkarlarını göz ardı etme pahasına tamamlamaya çalıştığı bu anlaşmanın temel maddeleri üzerinde son derece sınırlı bir etkiye sahip olduğunu derinden hissediyor.

Yine de Tel Aviv için doğrudan İran sahasının dışında, pratik düzeyde bir telafi alanı mevcut. Bu da gelecekte savunma ve taarruz hatlarında askeri, lojistik ve istihbari açıdan daha da güçlenmesi beklenen İran karşısında, ABD’den daha fazla askeri teçhizat, lojistik ve istihbari destek koparma çabası olarak öne çıkıyor.

Ayrıca bu telafi arayışı, İsrail’in çıkarlarını bazı Körfez ülkelerinin çıkarlarıyla ortaklaştırma çabalarını da kapsayabilir. Burada odak noktası, neredeyse tamamen İsrail’in yanında konumlanan ve bu duruşunu sürdüren Birleşik Arap Emirlikleri’dir.

Filistin cephesinde ise Tel Aviv, Gazze Şeridi’ndeki toprakları parça parça ilhak ederek veya Filistinlileri "gönüllü göçe" zorlayarak savaşın hedeflerini tamamlamaya çalışıyor; aynı zamanda Batı Şeria’daki yerleşim ve ilhak projelerine hız veriyor.

Ancak İsrail için tüm bunlardan daha önemli olan husus, Tahran ile Washington arasında şekillenen anlaşma öncesinde ve bu anlaşmanın bölgedeki olası yansımalarından önce, kendisi için en büyük tehdidi barındıran Lübnan sahasındaki askeri ve siyasi konumunu güçlendirmektir. Bu doğrultuda İsrail’in Lübnan’a yönelik hamlelerinde birkaç temel yönelim göze çarpıyor:

Birincisi: Olası anlaşmanın Lübnan ayağını etkileyerek bunu sadece bir ateşkesle sınırlı tutmak ve İsrail’e Lübnan topraklarından kısmen ya da tamamen, tek seferde ya da aşamalı olarak çekilme yükümlülüğü getirmesini engellemek.

İkincisi: Mümkün olan en geniş alanı işgal ederek sahada yeni fiili durumlar yaratmak ve bu kazanımları, anlaşma öncesi ve sonrasındaki süreçte "toprak karşılığında Hizbullah’ın silahsızlandırılması" denklemi çerçevesinde birer baskı unsuru olarak kullanmak.

Üçüncüsü: Lübnan Devleti, Hizbullah’ı silahsızlandırma yönündeki "taahhütlerini" yerine getirip İsrail ordusu bölgeden çekilene kadar, Lübnan’daki İsrail varlığının niteliğini bir işgal gücünden "kendi devletinin çıkarlarını koruyan bir orduya" dönüştürmek.

Bu hedef, İsrail’in Lübnan yönetimiyle yürüttüğü müzakerelerde kabul ettirmeye çalıştığı en belirgin unsurlardan biridir.

Bunun yanı sıra İsrail, herhangi bir misillemeyle karşılaşmadan saldırı ve suikastlar düzenlemesini sağlayacak "hareket özgürlüğü" ilkesini de dayatmaya çalışıyor.

İsrail, Lübnan yönetiminin Hizbullah’ı silahsızlandırma gücünün olmadığını bildiğinden, bu acziyeti askerlerini bölgede tutmanın ve çekilmeyi reddetmenin bir bahanesi olarak kullanabilir.

Sonuç olarak İsrail’in hedefi nettir: Lübnan’ın güneyindeki "tampon bölgede" kalıcı veya yarı kalıcı bir işgal tesis etmek, yerel halkın evlerine dönmesini engellemek, bölgeyi tamamen insansızlaştırmak ve tahrip etmek.

Tüm bunlara paralel olarak, Lübnan Devleti’nin kendisi tarafından suç ilan edilen direniş eylemlerinden arındırılmış, ucu açık ve kalıcı bir İsrail denetimi sağlayacak uzun vadeli bir ateşkesi dayatmak.

Yine de İsrail’in bu hedeflere ulaşıp ulaşamayacağı sorusu henüz yanıtlanmış değil. Bu sorunun cevabı, sahada bazı fiili durumlar yaratmadaki olası başarı ile bunları kalıcı kılmadaki mutlak başarısızlık ihtimali arasında asılı duruyor.

Nihai sonuç ise bir yandan İsrail’in doğrudan kontrolü dışındaki ABD-İran anlaşmasının seyrine, diğer yandan ise sahada devam eden askeri çatışmanın gidişatına göbekten bağlı kalacaktır.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel