ABD’nin Myanmar politikasında “demokrasi” söylemi geri plana itilirken, Washington’un artan şekilde ülkenin nadir toprak madenleri ve stratejik kaynaklarına odaklandığı belirtildi.
YDH- 1988 yılında Myanmar’da askeri yönetim altındaki Gen. Ne Win hükümetine karşı öğrenci aktivistlerin protestolar düzenlediği sırada, ABD Donanması’na ait bir geminin onları desteklemek için gönderileceğine dair bir söylenti yayıldı.
Foreign Policy, yıllar sonra ismini vermek istemeyen bir protestocunun, “Amerikalıları karşılamak için bir tekne kiraladığını” söylediğini aktardı.
Yangon’daki bazı protestocuların da ABD desteğinin geleceğine inanarak bombaya dayanıklı sığınaklar kazdığı ve “Amerikan askerlerini karşılamak için pankartlar bastığı” belirtildi. Ancak ABD ordusunun hiçbir zaman gelmediği ifade edildi.
Protestocuların beklediği geminin, muhtemelen rutin bir seyrüseferde bölgeden geçen USS Coral olduğu kaydedildi.
ABD’nin Myanmar politikası: “Demokrasi” desteği ve dönüşüm
Foreign Policy’deki makalede, ABD’nin Myanmar’da “demokrasiye” askeri destek vermemiş olmasına rağmen sonraki on yıllarda ABD’li politika yapıcıların demokrasi yanlısı hareketlerin “istikrarlı fakat eksik bir destekçisi” haline geldiği belirtildi.
2024’e kadar Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin yaptırımlar, mülteci programları, Voice of America (VOA) yayınları ve diğer araçlarla demokrasi mücadelesi veren tarafların yanında yer aldığı aktarıldı.
“Shark Tank” yaklaşımı ve Trump dönemi
Foreign Policy, ancak bu desteğin artık büyük ölçüde geri çekildiğini ve Trump rejiminin bunun yerine Myanmar’daki askeri rejimle nadir toprak elementleri konusunda iş birliği zemini hazırladığı yönünde değerlendirmelere yer verdi.
Makalede, birden fazla girişimcinin ABD Başkanı Donald Trump ile cunta arasında arabuluculuk yapmaya çalıştığı ve bir girişimcinin süreci “This is Shark Tank” sözleriyle tanımladığı belirtildi. (İfade, iş dünyasında girişimcilerin yatırımcıya projelerini sunduğu rekabetçi programı ifade eden “Shark Tank” adlı televizyon formatına atıf yapıyor.)
Demokrasi dalgası, müdahaleler ve geri çekilme
1990’ların başında Myanmar’daki demokrasi savunuculuğunun, Güney Afrika’daki apartheid karşıtı kampanyanın başarısından güç aldığı ifade edildi.
Soğuk Savaş sonrası iyimserlik döneminde Washington’un 1997’den itibaren Myanmar’a yönelik birçok yaptırım paketi uyguladığı, neredeyse tüm ithalatı ve ABD yatırımlarını durdurduğu aktarıldı. Aynı dönemde ABD destekli medya kuruluşları, insan hakları örgütleri ve insani yardım kuruluşlarının Myanmar içindeki ve diaspora çevresindeki aktörlerle iş birliği yaptığı ve böylece uzun yıllar süren bir demokrasi bloğu oluşturulduğu belirtildi.
Kriz, darbe ve ABD politikalarının sertleşmesi
Yazıda, 2010’larda Myanmar’ın yarı sivil yönetime geçiş sürecinin uluslararası çevreler tarafından olumlu karşılandığı, yatırımların arttığı ve ülkenin gelişmekte olan bir tekstil sektörüne sahip olduğu ifade edildi. Sendikaların yasallaştığı, yeraltı medyasının Yangon ve diğer şehirlerde açık şekilde haber ofisleri kurduğu ve siyasi mahkumların serbest bırakıldığı aktarıldı.
Foreign Policy, 2011’de dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ülkeyi ziyaretinin, sürgündeki birçok kişi için geri dönüş sinyali olarak görüldüğünü belirtti. Ülkede Clinton ile Aung San Suu Kyi’nin birlikte yer aldığı posterlerin vitrinlerde ve Ulusal Demokrasi Birliği ofislerinde sergilendiği aktarıldı. Daha sonra Francis Fukuyama ve Barack Obama gibi isimlerin ziyaretlerinin de bu süreci takip ettiği belirtildi.
Ancak 2010’ların ortalarına gelindiğinde Washington’un “demokratikleşmenin sınırlarını” görmeye başladığı ifade edildi. Kachin ve Rakhine eyaletlerinde etnik çatışmaların sürdüğü, 700 bin Rohingya’nın Bangladeş’e sürüldüğü ve bunun bir soykırım süreci olarak değerlendirildiği aktarıldı.
2021’de ordunun seçilmiş hükümeti devirmesinin ardından kitlesel bir ayaklanma yaşandığı, Ulusal Demokrasi Birliği destekçilerinin öncülüğünde protestoların büyüdüğü belirtildi. Aynı zamanda etnik silahlı örgütlerin önemli ilerlemeler kaydettiği, Bamar çoğunluğundan yeni katılımlar olduğu ve Çin’in çatışmanın birçok tarafına silah sağladığı ifade edildi.
Bu süreçte Washington’un Myanmar’ın sınır bölgelerine yardım yönlendirdiği, “ABD fonlarıyla desteklenen medyanın” çatışmaları belgelediği ve ABD’nin binlerce aktivistin ülkeyi terk etmesine yardımcı olduğu aktarıldı. Mülteci yerleştirme programları, güvenli evler ve geçici koruma statüsü gibi uygulamaların devreye sokulduğu belirtildi.
Biden yönetiminin son dönemlerinde Washington’un rejim dışı bölgelerdeki aktörlerle temas kurarak sürece destek vermeye çalıştığı ifade edildi.
Trump’ın ikinci dönemi ve politika değişimi
Ancak ikinci Trump rejimiyle birlikte ABD politikasının “köklü biçimde” değiştiği belirtildi. Foreign Policy, Trump yönetiminin Myanmar’daki insani yardım ve demokrasi teşvik programlarını dağıttığını, birçok deneyimli bürokratı görevden aldığını aktardı.
ABD’nin Myanmar’daki USAID faaliyetlerinin etkisiz hale getirilmesiyle birlikte mülteci kamplarındaki gıda yardımlarının kesildiği ve yerel kliniklerin kapandığı, bunun bazı durumlarda ölümle sonuçlandığı ifade edildi. Voice of America ve Radio Free Asia yayınlarının da durdurulduğu belirtildi.
Ayrıca Tayland’daki Myanmar işçilerini koruyan yasal programların sonlandırıldığı, ABD’ye yerleştirilmek üzere bekleyen binlerce mültecinin sürecinin askıya alındığı ve Myanmar vatandaşlarına yönelik vize yasağı getirildiği aktarıldı. ABD’de bulunan yaklaşık 4 bin Myanmar vatandaşının geçici koruma statüsünün yenilenmediği ve belirsizlik içinde bırakıldığı ifade edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün ise e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri, Burma halkı için barış ve istikrar yolunu destekleme taahhüdünü sürdürüyor.” ifadelerini kullandığı aktarıldı. Sözcünün ayrıca, şiddetin azaltılması, siyasi mahkumların serbest bırakılması ve insani yardım için uygun koşulların oluşturulması çağrısında bulunulduğu belirtildi.
Nadir toprak elementleri ve yeni çıkar alanı
Bu sırada ABD Savunma Bakanlığı’nın nadir toprak elementlerinin geri kazanımı için bütçesini artırdığı ve Çin’e bağımlılığın 2027’ye kadar azaltılmasının hedeflendiği ifade edildi. Myanmar’ın bu elementler açısından önemli bir kaynak olduğu vurgulandı.
Bir Washington iş dünyası temsilcisinin süreci, “önce liberal kibir vardı, şimdi herkesle konuşulan bir ‘Shark Tank’ düzeni var” sözleriyle tanımladığı aktarıldı.
Lobi faaliyetleri ve tartışmalı aktörler
Eski ABD Ticaret Odası Yangon başkanı Adam Castillo’nun MAGA hareketiyle yakınlaştığı ve ABD yönetimine Myanmar konusunda teklifler sunduğu belirtildi. Castillo’nun Myanmar’daki deneyimini “işsiz bir gaziden savaşın içindeki bir girişimciye dönüşüm” olarak tanımladığı aktarıldı.
Castillo’nun Foreign Policy’ye gönderdiği e-postada, “Bu düşünce kuruluşu mensupları, oldukları kadar kibirli, o kadar da işe yaramaz” ifadelerini kullandığı, Myanmar’ın kritik mineral tedarik zinciri açısından önemli olduğunu savunduğu ve “Tatmadaw ile angajman” gerektiğini söylediği aktarıldı.
Ancak eski diplomatların bu yaklaşımı eleştirdiği, Myanmar’dan nadir toprak tedarikinin “gerçekçi olmadığı” görüşünü paylaştığı belirtildi. Bu kaynakların çoğunun rejim dışı bölgelerde bulunduğu ve lojistik olarak ciddi zorluklar içerdiği ifade edildi.
Ayrıca, çıkarım bölgelerinden geçen nakliyatın çok sayıda kontrol noktasına takıldığı, geçmişte tek bir ödeme yapılan noktaların artık sekiz ayrı ödeme gerektirdiği aktarıldı.
Çin’in bölgedeki silahlı gruplarla ilişkileri nedeniyle ABD’nin bu kaynaklara erişiminin daha da zorlaştığı ifade edildi.
Girişimci Brock Pierce’ın da Myanmar’daki nadir topraklar meselesine dahil olduğu belirtildi. Pierce’ın kendisini “American mineral and energy nexus (AMEN)/ ABD’nin mineral ve enerji ekseni” projesiyle ilişkilendirdiği ve süreci çözmeye çalıştığı aktarıldı.
Pierce’ın, “Kimi göndereceklerini bilemediklerinde, beni sahaya sürerler.” dediği ve Myanmar’ın hem insani kriz hem de stratejik mineral açısından önemli olduğunu söylediği ifade edildi.
Ayrıca, Roger Stone’un Myanmar rejimiyle ilişkileri yeniden kurmak için aylık 50 bin dolar karşılığında danışmanlık yaptığı belirtildi. Stone’un ABD-Myanmar ilişkilerinde lobi faaliyetlerinde bulunduğu ifade edildi.
Stone’un yorum vermeyi reddettiği, Trump’ın ise geçmişte Stone hakkında “Roger tam anlamıyla soğuk kanlı bir kaybeden” dediği aktarıldı.
Foreign Policy, tüm bu girişimlere rağmen Washington’un Myanmar’daki askeri rejimle ilişkileri geliştirip geliştiremeyeceğinin belirsiz olduğunu, ancak nadir toprak rekabeti ve ekonomik çıkar arayışının süreci hızlandırdığını belirtti.
Haberde ayrıca, Myanmar’daki muhalefetin tüm değişimlere rağmen ABD’yi hâlâ “en önemli umut kaynağı” olarak görmeye devam ettiği ifade edildi.