Trump'ın 'veto'su İsrail ordusunu sarstı: Cepheler mecburen birleşti

img
Trump'ın 'veto'su İsrail ordusunu sarstı: Cepheler mecburen birleşti YDH

"Bu yeni denklem, güney Dahiye bölgesini, hem Lübnan’ı hem de İsrail’i aşan çok daha geniş bir çıkar ağıyla zırhlandırmış bulunuyor."




Yahya Debbuk

YDH - İsrail'in İran'ın müttefiklerini savunma kararlılığını yanlış hesaplaması, Lübnan cephesindeki stratejik dengeleri tamamen altüst ederek Tel Aviv’i istemediği bir ateşkes formülünü kabule zorladı. El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk'a göre Tahran'ın askeri ve diplomatik baskı unsurlarını devreye sokarak ABD üzerinden gerçekleştirdiği bu sınırlandırma, İsrail güvenlik bürokrasisinde derin bir caydırıcılık kaybı ve zayıflık endişesi yarattı. Yaşanan bu kırılma, Washington ve Tel Aviv'in Lübnan cephesini İran'dan koparma yönündeki uzun vadeli stratejisinin çöküşe geçtiğini gösteriyor.

İsrail’in, İran'ın takınacağı tavrı ve müttefiklerini savunmak adına ne denli ileri gidebileceğini yanlış hesaplamasının hemen ardından, Tel Aviv’in Lübnan sahasına dayatmaya çalıştığı "Dahiye’ye karşılık yerleşim yerleri" denklemi tamamen tersyüz oldu.

Bunun yerine, İbrani medyasının "boyun eğme ve zillet" olarak nitelediği "sükûnete karşılık sükûnet" esasına dayalı bambaşka bir tablo ortaya çıktı.

Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesini vurma tehdidinin Hizbullah’ı şartları kabule ve "beyaz bayrak çekmeye" zorlayacağını uman İsrail, bir anda hesapları altüst eden kararlı bir İran duruşuyla karşılaştı.

Bu gelişme, Amerikan yönetimini devreye girmeye, müttefikini dizginlemeye ve durumun kontrolden çıkmasını engellemeye zorladı.

Bu bağlamda sızan bilgiler, Tel Aviv’in Amerikan tarafıyla tam bir eşgüdüm içinde, Dahiye’ye yönelik günlerce sürecek yoğun bir hava harekâtı planını uygulamaya koymak niyetinde olduğunu gösteriyor.

Plana göre, bu saldırıların hemen ardından Washington "gerilimi frenlemek" üzere araya girecek ve "Dahiye’ye karşılık yerleşim yerleri" formülü çerçevesinde karşılıklı bir ateşkes dayatacaktı.

Bu planın nihai amacı, işgal ordusunun Lübnan’ın güneyindeki tırmanışı sürdürmesine, buraları işgal etmesine zemin hazırlamak ve bu esnada direnişin İsrail içlerini hedef almasıyla oluşabilecek baskı veya tehditleri bertaraf etmekti.

Ne var ki bu kez İran’ın yanıtı, İsrail ve Amerikan beklentilerini boşa çıkardı. Tahran, Lübnan’daki tırmanışın tehlikelerine dair sözlü uyarılarda bulunmakla yetinmedi; denklemi değiştiren bir dizi "kararlı" adım attı.

Bu adımlar arasında, Dahiye’yi hedef alacak her türlü İsrail saldırısına doğrudan karşılık verileceğinin açıkça taahhüt edilmesi ve savaş bataklığından çıkmak için can atan Amerikan tarafıyla yürütülen müzakerelerin askıya alınması yer alıyordu.

Hatta İslam Cumhuriyeti, İsrail’in Dahiye’ye yönelik saldırganlığını sürdürmesi halinde Babülmendep Boğazı’nı kapatma ve İsrail topraklarını vurma tehdidinde bulunacak kadar ileri gitti.

Amerikan ve İsrail karar mekanizmalarında, İran’ın son adımları o ana dek "tamamen ihtimal dışı" görülüyordu. Bu durum, her iki tarafın da nasıl bir stratejik öngörüsüzlük içinde olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.

Sonuçta İsrail, karşısında şantaj yapabileceği tereddüt içindeki bir aktör bulmak yerine, şartlarını zorla kabul ettiren bölgesel bir güçle yani İran ile karşı karşıya geldi. Bu durum, Amerikan yönetimini Tel Aviv ile olan askeri koordinasyonundan geri adım atmaya ve ikincinin arzuladığından tamamen farklı bir denklemi kabul etmeye zorladı.

Tahran’ın dayattığı bu yeni denklemin nereye varacağından ve sahada ne ölçüde kalıcı olacağından bağımsız olarak (ki Tel Aviv askeri tırmanışa geri dönmek için her fırsatı kollamaktadır), İsrailli gözlemcilere göre son gelişmeler acı ve tehlikeli bir gerçeği tescilledi: ABD ve İsrail’in üzerinde çalıştığı en önemli hedef, yani Lübnan cephesini İran’dan koparıp tek başına bırakma ve burayı yalnızca İsrail çıkarları doğrultusunda yönetme stratejisi "çökmeye" başladı.

Bu durum, işgal hükümetinin Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun hem iktidar hem de muhalefet kanadından, Donald Trump’a "boyun eğdiği" gerekçesiyle sert eleştiriler almasına yol açtı.

Her ne kadar bu tepkiler, yaklaşan seçimlerin de etkisiyle iç politika malzemesi olarak değerlendirilebilirse de, aynı zamanda İsrail’in karar alma mekanizmasındaki gerçek bir kafa karışıklığını da yansıtıyor.

En ciddi tepki ise askeri kanadın üst düzey isimlerinden geldi. Komutanların duyduğu bu rahatsızlık seçim hesaplarından değil, Dahiye’yi hedef almaktan vazgeçmenin bir yandan İsrail’in "caydırıcılık karizmasını" zedelediğini, diğer yandan İran ile Hizbullah arasındaki "kenetlenmeyi" pekiştirdiğini görmelerinden kaynaklanıyor.

İbrani medyasına konuşan ağır toplara göre, İsrail güvenlik bürokrasisi derin bir endişe içinde. Bu endişe, sadece Hizbullah’ı "beyaz bayrak" çekmeye zorlamak için ordu tarafından planlanan "Dahiye darbesi fırsatının kaçırılmasından" kaynaklanmıyor; asıl endişe, İran’ın iradesini ABD ve İsrail’e dikte ettirmesiyle bağlantılı bu Amerikan "sınırlandırma" hamlesinin yol açabileceği stratejik sonuçlardan ileri geliyor.

Askeri yetkililer ayrıca, tehditleri savurduktan sonra dış baskıyla geri adım atmanın Hizbullah ve direniş eksenine "son derece tehlikeli" bir zayıflık mesajı verdiğini savunuyor.

Bu baskının sürmesi halinde, İsrail’in aylardır süren çatışmalar boyunca tesis etmeye çalıştığı caydırıcılığın hızla eriyeceğini öngörüyorlar.

Nihayetinde Tel Aviv açısından netleşen tablo şu ki; Tahran, elindeki baskı kartlarını müttefiklerini korumak için başarıyla kullandı. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kabiliyeti, Babülmendep Boğazı’nı kapatma tehdidi ve son askeri çatışmanın sonuçlarını lehine çevirme becerisiyle İran, ABD’yi baskı altına alarak işgal yönetiminin elini kolunu bağlamayı başardı.

Bu durum, İsrail güvenlik teşkilatında yeni denklemin kalıcı hale gelmesi yönündeki endişeleri artırıyor. Zira bu yeni denklem, güney Dahiye bölgesini, hem Lübnan’ı hem de İsrail’i aşan çok daha geniş bir çıkar ağıyla zırhlandırmış bulunuyor.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel