Hizbullah’ın, son savaşların ardından komuta yapısını, savaş doktrinini ve kuvvet kullanım modelini yeniden şekillendirerek daha esnek ve uzun süreli bir yıpratma savaşına uyum sağlayan bir yapıya dönüştüğü belirtildi.
YDH- Hadi Masumi Zar’a, Middle East Eye (MEE) için kaleme aldığı analizinde, Hizbullah'ın 2024'teki savaş deneyimlerinin ardından askeri yapısını, komuta mekanizmalarını ve savaş doktrinini önemli ölçüde yeniden şekillendirdiğini belirtti. Zar’a, hareketin geniş çaplı kuvvet kullanımından ziyade insansız hava araçları, füze birlikleri ve uzmanlaşmış küçük birliklere dayanan bir yıpratma savaşı modeline yöneldiğini, merkezi komuta ile saha esnekliğini yeniden dengelediğini ve savaş alanındaki etkinliğini korumaya odaklandığını ifade etti. Analizde, Hizbullah'ın sahadaki yeniden yapılanmasına rağmen karşı karşıya olduğu en büyük riskin askeri cepheden çok Lübnan'ın kırılgan iç siyasi ve toplumsal koşulları olduğu vurgulandı.
****
Geçen hafta İsrail ve Lübnan hükümetleri, Washington'da ABD arabuluculuğunda ateşkesin yenilenmesi ve "kapsamlı" bir çözüme ulaşılması amacıyla bir anlaşma yapıldığını duyurdu.
İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik bombardımanı ve askeri operasyonları sürmesine rağmen, anlaşmanın şartları yalnızca Hizbullah'ın saldırılarını durdurmasını öngörüyor. Lübnanlı direniş hareketi ise görüşmeleri hızla reddederek bunları "saçma, aşağılayıcı ve hakaret niteliğinde" olarak nitelendirdi.
Hizbullah, Mart 2026'da başlayan ve Ramazan Savaşı olarak adlandırılan son çatışma turunun ardından on haftadan uzun süredir İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik yeniden başlattığı saldırılara karşı daha yalın bir yıpratma savaşı yürütüyor. Hareket, insansız hava araçları ve küçük uzman birliklere dayanarak İsrail güçlerine kayıplar verdirmeye çalışırken kendi yapısını korumaya odaklanıyor.
Hizbullah'ın Ramazan Savaşı'na girmesinden yaklaşık 70 gün sonra, bugün artık ihtiyatlı fakat açık biçimde şu söylenebilir: Bugünkü Hizbullah, en azından askeri örgütlenmesi, saha hazırlığı ve operasyonel esnekliği açısından 2024'te savaşan Hizbullah'tan önemli ölçüde farklıdır.
Bu değerlendirme, mevcut savaşın seyri ve hareketin performansına, 2023'teki Destek Savaşı ve 2024'teki 66 günlük savaşla yapılan karşılaştırmalara, ayrıca doğrudan saha gözlemlerine ve Hizbullah içindeki siyasi aktörler, komutanlar ve direniş savaşçılarıyla yapılan görüşmelere dayanmaktadır.
Bu farklılık yalnızca teçhizat, silah sistemleri veya savaş taktikleriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda komuta mekanizmaları, savaş doktrini, kuvvet konuşlandırması ve hatta savaşta zafer ile yenilginin tanımlarına yönelik daha derin bir yeniden değerlendirmeye işaret etmektedir.
Bugün Güney Lübnan'da yaşananlar, 8 Ekim 2023 ile 2 Mart 2026 arasındaki 30 aylık maliyetli ve yıpratıcı deneyimin ardından kademeli bir yeniden yapılanma ve örgütsel uyum sürecini andırmaktadır.
Ancak Lübnan liderleri, işgalci taraftan hiçbir şey talep etmeden direnişin silahsızlandırılmasını öngören bir anlaşmaya imza atarken, Hizbullah'ın varlığını sürdürmesi savaş alanından çok Lübnan'ın iç siyasetine ve kırılgan yapısına bağlı hale gelebilir.
Yeniden inşa edilen bir güç
Belki de en önemli dönüşüm komuta ve kontrol alanında yaşandı.
66 günlük savaş sırasında Hizbullah'ın temel zayıflıklarından biri, iletişim zincirinin kırılganlığı ve komuta merkezleri ile saha birlikleri arasındaki koordinasyonun zorluğuydu.
Bu durum bazı aşamalarda karar alma süreçlerinde aksamalara, gecikmelere ve savaş kapasitesinde aşınmaya yol açtı.
Ancak son savaşta operasyonlar aynı anda birden fazla cephede sürdürüldü, birliklerin performansı uzun süreli kesintilere uğramadı ve saha ile karargâh arasındaki bağlantı korundu.
Bu durum, Hizbullah'ın iletişim ve komuta mekanizmalarını büyük ölçüde yeniden yapılandırmayı başardığını göstermektedir.
8 Nisan 2026 saldırıları gibi yoğun baskı ve ağır saldırılar altında bile askeri yapı çökmemiş, komuta zinciri bütünlüğünü koruyabilmiştir.
Bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri etkili ateş kontrolü, kuvvetlerin düzenli rotasyonu, silahların cephe hatlarına ulaştırılması ve hatta sahadaki birliklerden çevrimdışı biçimde toplanan görüntülerin düzenli olarak yayımlanabilmesidir.
Önceki dönemde savaş baskısı altında birlik hareketleri zaman zaman aksarken, bugün bu süreçlerin önceden belirlenmiş plan ve düzenlere göre yürütüldüğü görülmektedir.
Yeni modelde temel amaç, savaş alanını insan gücüyle doldurmak değil; belirli bir savaş etkinliği düzeyini korumak ve operasyonel kuvvetlerin yıpranmasını önlemektir.
Bu dönüşümün arkasındaki temel unsurlardan biri, yeni Hizbullah liderliğinin askeri komutada daha fazla merkezileşme politikası izlemesi gibi görünmektedir. Çok katmanlı karar alma süreçleri azaltılmış, daha genç ve motive komutanlara yetki verilmiş, ancak aynı zamanda bunlar daha yakından izlenmiş ve görevlerinden sorumlu tutulmuştur.
Bununla birlikte, Hizbullah'ın Destek Savaşı ve 66 günlük savaşın deneyimlerinden ders çıkararak askeri örgütlenmesini köklü biçimde dönüştürdüğüne işaret eden çeşitli göstergeler de bulunmaktadır.
Önceden her komutan belirli ölçüde yetki ve inisiyatife sahipti. Bunun avantajları vardı ancak hızın kritik olduğu anlarda karar süreçlerini yavaşlatıyordu. Hareket şimdi yetkiyi birleşik bir komuta altında toplamış durumda. Bu da kritik kararların hızlanmasını ve komuta bütünlüğünün korunmasını sağlayabiliyor.
Aynı zamanda ve görünüşte bununla çelişkili biçimde, Hizbullah saha birliklerinin merkez karargâha bağımlılığını azaltmış ve orta kademe komutanlara daha fazla operasyonel yetki vermiştir. Böylece bu komutanlar savaş alanındaki koşullara göre karar alabilmektedir.
Bu yalnızca taktiksel bir uyarlama değildir; aksine çağdaş savaş anlayışına ilişkin yeni bir kavrayışı yansıtmaktadır.
Nicelikten çok nitelik
Hava üstünlüğüne sahip ve sürekli olarak kuvvetleri ile altyapıyı hedef alan bir düşmana karşı uzun süreli yıpratma savaşında daha başarılı olan yapı, merkezi komuta aksasa bile savaş etkinliğini koruyabilen ve ateşi sürdürebilen yapıdır.
Bugünkü Hizbullah, mutlak merkezileşmeden ziyade esneklik, hayatta kalabilme ve operasyonların sürekliliğini önceleyen bir modele doğru ilerliyor gibi görünmektedir. Bu modelde görev, yapının önüne geçmektedir.
Bu yaklaşım bazı saha birliklerinin yoğun baskı altında dahi faaliyetlerini sürdürmesini ve doğrudan emir beklemeden, önceden belirlenmiş çerçeveler içinde hareket ederek ateşi devam ettirmesini sağlamıştır.
Önceki savaştan çıkarılan en önemli derslerden biri de insan gücü ve silahların kullanım biçiminin yeniden değerlendirilmesi olmuştur.
Direniş hareketi, büyük kuvvetler biriktirmeye, geniş bir saha varlığı sürdürmeye ve İsrail'e karşı yoğun ateş gücü kullanmaya dayalı modelin yalnızca etkisiz değil, aynı zamanda insan kaybı açısından son derece maliyetli olduğu sonucuna varmış görünmektedir.
Bu nedenle hareket artık nicelik yerine niteliğe öncelik vermektedir. Daha sınırlı ancak uzmanlaşmış kuvvetler ve hassas, etkili silah sistemleri tercih edilmektedir.
Bu anlayışta “idad” yani hazırlık, “tadad” yani sayıdan daha önemli hale gelmiştir.
Nitelik, beceri, dayanıklılık ve operasyonel etkinlik; sayısal üstünlük ve savaş alanını birliklerle doldurmanın önüne geçmiştir.
Mevcut savaşın ana yükünün insansız hava aracı birlikleri, füze güçleri, tanksavar birlikleri ve gelişmekte olan FPV drone birlikleri üzerinde olmasının nedeni de budur.
Önceki dönemin aksine Hizbullah artık savaş bölgelerine büyük çaplı insan gücü sevk etmeyi tercih etmemektedir.
Özellikle piyade ve uzman olmayan birliklerin büyük bölümünü yedekte tutmakta; hem kayıplarını azaltmayı hem de düşman derinliklerine daha etkili saldırılar düzenlemeyi amaçlamaktadır.
Bir yıpratma savaşı
Belki de en kapsamlı değişiklik savaş doktrininde yaşanmıştır.
2024 savaşında temel ilke, ağır kayıplar pahasına da olsa toprakları savunmak ve düşmanın ilerleyişini engellemekti.
Bugün ise işaretler, Hizbullah'ın düşmana mümkün olan her yolla sürekli maliyet yüklemeye dayanan farklı bir mantığa yöneldiğini göstermektedir.
Kademeli yıpratma ve düşman kayıplarını artırmaya dayanan bu yaklaşım, savaş alanında zafer ve yenilgi kavramlarının yeniden tanımlandığını göstermektedir.
Düşmanın konumunu sağlamlaştırmasını engellemek, artık toprakların geçici işgalini önlemekten daha önemli hale gelmiştir.
Bu nedenle Hizbullah'ın mevcut bakış açısında, toprakların bir kısmının kaybedilmesi artık mutlaka yenilgi ve aşağılanma anlamına gelmemektedir.
Önemli olan, düşmanın varlığını kalıcı hale getirememesi ve sürekli yıpratmaya maruz kalmasıdır.
Bu mantığa göre Litani Nehri'nin güneyindeki bölgenin tamamen kaybedilmesi bile zorunlu olarak kesin bir stratejik yenilgi anlamına gelmeyecektir.
Böyle bir sonuç kuşkusuz Hizbullah açısından psikolojik ve siyasi olarak acı verici ve maliyetli olacaktır.
Ancak 1980'ler ve 1990'larda olduğu gibi, işgal karşıtı direnişin toplumsal meşruiyetini artırabilir, hareket üzerindeki iç baskıları azaltabilir ve FPV drone modeline dayalı uzun süreli ve maliyetli bir yıpratma savaşı için uygun koşulları yaratabilir.
Bu doktrinde FPV drone'lar, 1980'ler ve 1990'lardaki fedai operasyonlarının oynadığı role benzer bir işlev üstlenecektir.
Bu yapısal değişikliklerin yanı sıra savaş, hem saha güçlerinin hem de direnişin toplumsal tabanının moralinde belirgin ve somut bir toparlanmaya da yol açmıştır.
66 günlük savaş ile mevcut çatışma arasında Hizbullah savaşçıları ve destek tabanı bir dizi psikolojik ve itibari baskıyla karşı karşıya kaldı: Destek Savaşı'ndaki başarısızlık hissi, 66 günlük savaşın ağır kayıpları, 15 aylık ateşkes sürecinde yüzlerce Hizbullah mensubunun öldürülmesi ve İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamenei'ye yönelik suikastın ardından ortaya çıkan öfke ve hayal kırıklığı bunlar arasındaydı.
Ancak aynı unsurlar, Hizbullah'ın tabanı ve kadroları için bir motivasyon kaynağına ve komuta kademesi üzerinde İsrail'le savaşa yeniden girilmesi yönünde aşağıdan gelen bir baskıya dönüşmüş görünmektedir.
Buna paralel olarak, askeri örgütün yeniden inşasının sahadaki görünür sonuçları -özellikle Hizbullah'ın yayımladığı FPV drone görüntüleri- hem toplumsal tabanın hem de örgütsel yapının özgüvenini, moralini ve dayanıklılığını artırmıştır.
Tüm bu kazanımlara rağmen Hizbullah'ın bugün karşı karşıya olduğu temel tehdit zorunlu olarak savaş alanının kendisi değildir; daha çok Lübnan'ın kırılgan iç durumudur.
Mülteci krizi ve bunun ekonomik ve toplumsal sonuçlarıyla birlikte, mevcut Lübnan hükümeti de dahil olmak üzere bazı iç aktörlerin siyasi ve mezhepsel gerilimleri tırmandırma çabaları, Hizbullah'ın savaş alanındaki performansını ve başarılı bir yıpratma savaşı sürdürme kapasitesini zayıflatabilir.
Dolayısıyla Hizbullah'ın savaş alanındaki uyum ve yeniden yapılanma sürecine dair işaretler açık olsa da bu durumun kalıcılığı nihayetinde Lübnan'ın iç ortamındaki dinamiklere bağlı olacaktır. Bu ortam ise sonunda savaş cephesinin kendisinden daha belirleyici olabilir.
Çeviri: YDH