Foreign Policy: İran savaşı ABD'nin ‘stratejik kırılganlığını’ ortaya çıkardı

img
Foreign Policy: İran savaşı ABD'nin ‘stratejik kırılganlığını’ ortaya çıkardı YDH

İran karşı savaşın ABD'nin küresel askeri yükünü ağırlaştırdığı, kritik silah stoklarını tükettiği ve Washington'ın diğer stratejik bölgelerdeki hareket alanını daralttığı belirtildi.




YDH- Foreign Policy'de yayımlanan analizde, İran ile yaşanan savaşın yalnızca bölgesel dengeleri değil, ABD'nin küresel askeri kapasitesi ve stratejik konumuna ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdığı belirtildi.

Analizde, savaşın dünya ekonomisinde sarsıntılara yol açtığı, ABD'nin ittifak ilişkilerini etkilediği, deniz ticaret yollarında ciddi aksamalara neden olduğu ve nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik uluslararası düzen üzerinde baskı oluşturduğu ifade edildi.

Foreign Policy'ye göre çatışmanın en önemli sonuçlarından biri, ABD'nin uzun süredir devam eden "stratejik aşırı yüklenme" sorununu görünür hale getirmesi oldu.

ABD ve İsrail'in savaşın ilk aşamalarında önemli askeri başarılar elde ettiği iddia edilen analizde, üst düzey İranlı yetkililere yönelik operasyonlar ve İran hava savunma sistemlerine karşı yürütülen saldırıların dikkat çektiği belirtildi. Bununla birlikte bu “taktik başarıların”, stratejik düzeyde daha “karmaşık sonuçlar” doğurduğu ifade edildi.

Dergi, savaşın ABD'nin kritik silah stoklarında “ciddi azalmaya” yol açtığını ve Washington'ın diğer bölgelerde kullandığı askeri kapasitenin bir bölümünü Ortadoğu'ya kaydırmasına neden olduğunu belirtti.

Analizde, "ABD ordusu uzun süredir sınırlı kaynaklarla çok fazla görevi yerine getirmeye çalışıyordu; İran savaşı bu sorunu daha görünür hale getirdi" değerlendirmesine yer verildi.

"Bir savaş planı diğer savaş planlarını tehdit ediyor"

Foreign Policy, Pentagon'da sıkça kullanılan bir ifadeye atıfta bulunarak, "ABD'nin her savaş planı diğer savaş planları için varoluşsal bir tehdittir." görüşünü aktardı.

Analize göre, Ortadoğu'da kaynak tüketen uzun süreli bir çatışma, ABD'nin Asya-Pasifik'te ortaya çıkabilecek daha büyük krizlere karşı caydırıcılık kapasitesini zayıflatabilir.

Dergi, dünyanın giderek daha istikrarsız ve çatışmalı bir döneme girdiğini, İran savaşı sonrasında ise Washington'ın mevcut yükünün “daha da ağırlaştığını” belirtti.

Analizde, ABD'nin “askeri ve stratejik aşırı yüklenme” sorununun yalnızca Trump dönemine ait olmadığı vurgulandı. Sorunun uzun yıllardır biriken “yapısal” bir mesele olduğu ifade edildi.

Foreign Policy'ye göre, son yirmi yılda uluslararası güvenlik ortamı daha karmaşık hale geldi. ABD'nin artık yalnızca tek bir rakiple değil, Çin, Rusya, bölgesel güçler ve devlet dışı aktörlerden oluşan çok sayıda meydan okumayla karşı karşıya bulunduğu belirtildi.

Dergi, özellikle Çin ile yaşanan rekabetin Washington açısından uzun vadeli en önemli “stratejik mesele” olmaya devam ettiğini kaydetti.

Analizde, ABD'nin küresel sorumluluklarının artmasına rağmen savunma harcamalarının uzun süredir Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'nın yüzde 3 ila 4'ü arasında kaldığı ve bunun “tarihsel ölçekte sınırlı bir düzey” olduğu ifade edildi.

Ayrıca, Irak ve Afganistan savaşlarının ardından ABD kamuoyunda yeni askeri harcamalara yönelik isteksizliğin arttığı belirtildi.

Obama'dan Trump'a değişmeyen sorun

Foreign Policy analizinde, son ABD yönetimlerinin benzer bir döngü içinde hareket ettiği savunuldu.

Barack Obama'nın dikkatini Asya-Pasifik'e çevirmeyi hedeflediği ancak yeniden Ortadoğu krizlerine yönelmek “zorunda” kaldığı belirtildi.

İlk Trump yönetiminin büyük güç rekabetine odaklanmak istediği ancak Kuzey Kore ve İran krizleriyle karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

Joe Biden yönetiminin ise Çin'e odaklanabilmek için Rusya ve İran ile ilişkileri istikrara kavuşturmayı amaçladığı, ancak Ukrayna savaşı ve ardından Ortadoğu'daki gelişmeler nedeniyle bu hedefe ulaşamadığı kaydedildi.

Analize göre ,Trump'ın ikinci dönemi de benzer bir tablo ortaya çıkardı.

Foreign Policy, Trump yönetiminin başlangıçta Asya'ya öncelik verme ve Ortadoğu'daki yükü azaltma hedefiyle hareket ettiğini, ancak uygulamada çok sayıda farklı bölgede eş zamanlı saldırılara yöneldiğini belirtti.

İran savaşı ve silah stokları

Dergi, İran savaşı sırasında ABD'nin önemli miktarda mühimmat kullandığını ve bunun uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini savundu.

Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin (CSIS) kamuya açık veriler üzerinden yaptığı hesaplamalara atıfta bulunulan analizde, ABD'nin yoğun çatışmalar sırasında “binin” üzerinde Tomahawk seyir füzesi kullandığı belirtildi.

Bu miktarın toplam Tomahawk stokunun yaklaşık “üçte birine” karşılık geldiği ifade edildi.

Ayrıca JASSM seyir füzelerinin yaklaşık dörtte birinin kullanıldığı, hava savunma görevlerinde ise SM-3, THAAD ve Patriot sistemlerine ait “önemli miktarda” önleyici füzenin tüketildiği kaydedildi.

Foreign Policy, bu sistemlerin yalnızca Ortadoğu için değil, Çin'e karşı hazırlanmış olası askeri planlarda da “kritik öneme” sahip olduğunu vurguladı.

Analizde, mevcut üretim hızlarıyla İran savaşında kullanılan bazı mühimmatların yerine konulmasının yıllar alabileceği belirtildi.

İran savaşı ve Çin faktörü

Dergi, İran savaşının “en önemli stratejik sonuçlarından birinin” Çin ile ilgili olabileceğini savundu.

Analize göre, Washington'ın Ortadoğu'ya yoğun şekilde odaklanması, Asya-Pasifik'teki askeri varlığı ve hazırlıkları üzerinde “baskı” oluşturdu.

Foreign Policy, Çin'in son yıllarda askeri kapasitesini hızla geliştirdiğini ve Tayvan çevresindeki faaliyetlerini artırdığını belirtti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ordusuna olası bir Tayvan operasyonuna hazırlanma talimatı verdiği yönündeki değerlendirmelere yer verilen analizde, Pekin'in yalnızca doğrudan bir askeri müdahale değil, kuşatma veya abluka gibi seçenekler üzerinde de çalıştığı iddia edildi.

Dergiye göre İran savaşı nedeniyle ABD'nin kaynaklarının önemli bölümünü Ortadoğu'ya yönlendirmesi, Çin'in bölgedeki faaliyetlerini sürdürmesini “kolaylaştırabilecek” bir unsur olarak görülüyor.

Analizde, ABD'nin Pasifik'teki bazı askeri unsurlarını Ortadoğu'ya kaydırmasının Japonya ve Güney Kore gibi müttefiklerde de “soru işaretleri” yarattığı belirtildi.

Müttefiklerde “endişe” büyüyor

Foreign Policy, Japon yetkililerin ABD'nin bazı savunma sistemlerini Pasifik'ten çekmesinin bölgedeki güç dengesini etkileyebileceği yönünde uyarılarda bulunduğunu aktardı.

Güney Kore'de de benzer tartışmaların yaşandığı belirtilirken, Seul yönetiminin daha fazla savunma özerkliği üzerinde durmaya başladığı ifade edildi.

Analizde ayrıca, ABD'nin silah üretim kapasitesindeki sınırlamalar nedeniyle Japonya gibi müttefiklere yapılması planlanan bazı teslimatların ertelendiği kaydedildi.

Dergi, Ukrayna'nın da savaşın dolaylı sonuçlarından etkilenebileceğini belirtti. Bir yandan Ukrayna'nın geliştirdiği düşük maliyetli insansız hava araçlarının öneminin daha görünür hale geldiği ifade edilirken, diğer yandan ABD'nin “sınırlı silah stoklarının” Avrupa'ya ve dolayısıyla Ukrayna'ya yapılacak sevkiyatları zorlaştırabileceği belirtildi.

Washington yeni bir "stratejik kırılma" ile karşı karşıya mı?

Foreign Policy analizinde, ABD'nin geçmişte de benzer dönemlerden geçtiği hatırlatıldı.

1950'lerde Sovyetler Birliği'nin nükleer kapasite kazanması ve Kore Savaşı'nın ardından Washington'ın büyük bir askeri yeniden yapılanmaya yöneldiği belirtildi.

1970'lerde ise Sovyet askeri kapasitesindeki artışın ABD ve müttefiklerini yeni yatırımlara sevk ettiği ifade edildi.

Dergi, mevcut krizin de benzer bir dönüşümü tetikleyip tetiklemeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtti.

Analizde Trump yönetiminin savunma bütçesinde tarihi artışlar önerdiği, mühimmat üretimini hızlandırmayı hedeflediği ve müttefik ülkelerin de kendi savunma harcamalarını artırmaya yöneldiği kaydedildi.

Ayrıca yapay zekâ, insansız sistemler ve yeni teknolojilerin savaş sırasında önemli rol oynadığına dikkat çekildi.

Bununla birlikte Foreign Policy, ABD'nin savunma sanayi altyapısındaki sorunların uzun yıllara dayandığını ve kısa sürede “çözülemeyeceğini” vurguladı.

Analizde, "Ortadoğu'da yaşanan yıpratıcı bir savaşın ardından ortaya çıkacak sonuçlardan biri, ABD'nin daha kırılgan bir stratejik dönemle karşı karşıya kalması olabilir." değerlendirmesi yapıldı.

Dergi, Washington ve müttefiklerinin önümüzdeki dönemde vereceği kararların bu kırılganlık döneminin ne kadar süreceğini ve ne ölçüde etkili olacağını belirleyeceğini ifade etti.



Makaleler

Güncel