İran savaşı ABD'nin stratejik açmazını ortaya çıkardı

img
İran savaşı ABD'nin stratejik açmazını ortaya çıkardı YDH

İran savaşının ABD'ye milyarlarca dolarlık maliyet yüklediği, stratejik mühimmat stoklarını tükettiği ve Washington'un Pasifik'te Çin'e karşı olası bir çatışmaya hazırlığını zayıflattığı belirtildi.




YDH- ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş bu hafta başında 100. gününe girdi. Washington ve Tel Aviv 28 Şubat ile 7 Nisan arasında 39 gün boyunca İran ve bölgedeki müttefikleriyle karşılıklı saldırılar gerçekleştirdi.

Ardından 7 Haziran'dan itibaren 61 günlük bir "görece sakinlik" dönemi başladı, ancak ateşin tamamen kesilmemesi nedeniyle çatışmanın yerel ve küresel maliyetleri sürmeye devam etti.

Bu hafta sonu itibarıyla ABD'nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasının 56. gününe ulaştı, bu da İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısıyla eş zamanlı olarak devam ediyor.

Amerikan Newsweek dergisinde yayımlanan bir habere atıfta bulunulan el-Ahbar'da yayımlanan bir makalede, Körfez bölgesinde bir milyar varilden fazla petrolün hâlâ mahsur kaldığı ve bunun günlük yaklaşık 14 milyon varillik bir miktara karşılık geldiği belirtildi.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın bu durumu "küresel enerji tarihinde şimdiye kadarki en büyük meydan okuma" olarak nitelendirdiği aktarıldı.

Enerji krizinin dünya genelinde en az 55 hükümeti olağanüstü tedbirler almaya zorladığı belirtilen makalede, 91 ülkenin tüketicilere doğrudan destek sağladığı, 24 ülkenin ise enerji sistemlerinde uzun vadeli yapısal değişikliklere yöneldiği ifade edildi.

Washington'un mühimmat sorunu

Makaleye göre Batılı gözlemcilerin dikkat çektiği en önemli risklerden biri, savaş sırasında tüketilen Amerikan askeri kaynakları oldu.

Newsweek'in verilerine göre, ABD savaş sırasında binden fazla "Tomahawk" füzesi kullandı. Bunun Amerikan askeri tarihindeki “en büyük” Tomahawk kullanımı olduğu belirtildi.

Uzmanlar, Washington'un mevcut stoklarının yaklaşık “yüzde 30'unu” tükettiğini tahmin ettiği aktarıldı. Bu açığın kapatılmasının ise yaklaşık “dört yıl” sürebileceği ifade edildi.

Öte yandan savaşın doğrudan maliyetinin, etkilerinin askeri ve güvenlik açısından “16 ülke” ve bölgeye yayılmasıyla birlikte mayıs ayı itibarıyla 29 milyar dolara ulaştığı belirtildi. Kamu maliyesi uzmanlarının değerlendirmelerine göre ise yeniden silahlanma, askeri üslerin onarımı, gazilere yönelik harcamalar ve gelecekteki yükümlülükler hesaba katıldığında toplam maliyetin “bir trilyon doları” aşabileceği bildirildi.

Makalede, silahlanma krizine ilişkin değerlendirmelerde analistlerin özellikle ABD'nin Ortadoğu dışında karşı karşıya kalabileceği daha zorlu bir senaryoya, yani Pasifik'teki olası bir çatışmaya odaklandıkları ifade edildi.

Bu bağlamda Foreign Policy dergisinde yayımlanan bir değerlendirmeye yer verilen makalede şu görüş aktarıldı:

"Pentagon'da yaygın bir söz vardır: Her Amerikan savaş planı diğer bütün savaş planları için varoluşsal bir tehdittir. Ortadoğu'daki yıpratma savaşı Washington'un Batı Pasifik'te daha yıkıcı bir çatışmayı caydırmasını zorlaştırabilir ve aşırı yük altındaki Amerikan ordusunun yükselen küresel risklere yanıt vermekte zorlanacağı tehlikeli bir döneme yol açabilir."

Makalede, krizlerin bazen “olumlu” sonuçlar da doğurabileceği, bu savaşın Pentagon'un geniş taahhütleri ile sınırlı kapasitesi arasındaki açığı kapatma konusunda yeni bir farkındalık yaratabileceği belirtildi. Ancak önümüzdeki dönemin “tehditlerle” dolu olduğu, dünyanın daha şiddetli ve daha düzensiz hale geldiği, "Trump'ın savaşı"nın ise Washington üzerindeki kronik yükü daha da ağırlaştırdığı ifade edildi.

Sorun Trump'tan önce başladı

El-Ahbar'daki değerlendirmede, ABD'nin askeri ve stratejik yıpranmasının yalnızca Donald Trump döneminin ürünü olmadığı, bunun birçok başkanlık dönemi boyunca biriken “yapısal bir sorun” olduğu belirtildi.

Bir zamanlar rakipleri üzerinde belirgin üstünlüğe sahip olan ABD'nin artık başka büyük güçlerin, "öfkeli haydut devletlerin" ve "inatçı silahlı grupların" meydan okumalarıyla karşı karşıya olduğu ifade edildi. Buna ek olarak, "durmaksızın silahlanan Çin" ile yeni bir soğuk savaşın ve hatta olası sıcak bir savaşın gündemde olduğu kaydedildi.

Makalede, buna rağmen ABD savunma bütçelerinin tarihsel ölçütlere göre düşük kaldığı belirtildi. Irak ve Afganistan savaşlarının yarattığı yorgunluğun savunma politikalarını daha da zorlaştırdığı, bunun da Washington'un “küresel yükümlülükleri ile askeri kaynakları arasındaki uçurumu” büyüttüğü ifade edildi.

Arka arkaya gelen Amerikan yönetimlerinin sınırlı kaynakları belirli önceliklere yönlendirme sözü verdiği, ancak uluslararası krizlerin bu planları sürekli bozduğu belirtildi. Ukrayna savaşı buna örnek gösterilirken, Trump'ın ikinci döneminin de daha disiplinli bir dış politika vaat etmesine rağmen Yemen ve İran'daki operasyonlar, Afrika'daki "terörle mücadele" faaliyetleri ve Venezuela'daki askeri hamlelerle şekillendiği kaydedildi.

Yapay zekâ savaşı ve belirsiz sonuçlar

Makalede, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin verilerine dayanılarak ABD'nin İran savaşında "JASSM" füzesi stoklarının yaklaşık “dörtte birini” kullandığı belirtildi. Ayrıca uzun menzilli hassas mühimmatların “önemli miktarlarda” tüketildiği ifade edildi.

Amerikan kuvvetleri ile bölgesel müttefiklerini İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırılarından korumak amacıyla “çok sayıda” gelişmiş hava ve füze savunma sisteminin kullanıldığı belirtildi. "SM-3" önleme füzelerinin önemli bir bölümünün, THAAD stoklarının büyük kısmının ve Patriot stoklarının yaklaşık yarısının harcandığı aktarıldı.

Foreign Affairs dergisine atıf yapılan makalede, modern teknolojilerin sorunu hafifletmeye yetmediği belirtildi. ABD ve İsrail'in savaş boyunca hedef tespiti ve vurulmasında yapay zekâ kullanımını “büyük ölçüde” artırdığı ifade edilirken, çatışmaların ilk 96 saatinde yaklaşık 5 bin 200 mühimmat kullanıldığı kaydedildi.

Pentagon Savunma İnovasyon Birimi'nin eski yöneticisi Michael Brown'ın İran'a karşı yürütülen kampanyayı "ilk yapay zekâ savaşı" olarak nitelendirdiği aktarıldı.

Bununla birlikte makalede, söz konusu askeri başarıların İran yönetimini devirmeyi veya Tahran'ın karşılık verme kapasitesini ortadan kaldırmayı başaramadığı vurgulandı. Bu nedenle savaşın stratejik sonuçlarının hâlâ belirsiz olduğu ifade edildi.

Çin'in yükselişi ve "tehlike bölgesi"

Makalede, Çin'in uzun vadeli askeri genişlemesinin ve hızla büyüyen nükleer cephaneliğinin Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengelerini yeniden şekillendirdiği belirtildi. Bunun Tayvan'ın savunulmasını zorlaştırdığı ve ABD'nin müdahale kapasitesini sınırladığı ifade edildi.

Bu sorunun yeni olmadığı belirtilirken, 2022 yılında bazı uzmanların ABD'nin 2020'li yılların sonlarında bir "tehlike bölgesine" gireceği uyarısında bulunduğu hatırlatıldı. Aynı dönemin Çin'in askeri yığınağının tamamlanacağı dönem olduğu kaydedildi.

El-Ahbar'daki değerlendirmede, İran savaşı nedeniyle Amerikan mühimmat stoklarının daha da azalmasının ve bunların yeniden doldurulmasının yıllar sürebilecek olmasının söz konusu "tehlike bölgesini" daha geniş ve daha tehlikeli hale getirebileceği sonucuna varıldı.



Makaleler

Güncel