"Somaliland'ın bağımsız bir devlet olarak tanınma ihtimalinin zayıflaması, Arap dünyasındaki desteğini büyük ölçüde kaybetmesi ve Etiyopya ile BAE'yle kurduğu ilişkilerin uzun vadede istikrar sağlayacağının da kesin olmaması, bölgenin kırılganlığını artırıyor."
Muhammed Abdulkerim Ahmed
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Muhammed Abdulkerim Ahmed, İsrail'in Afrika Boynuzu'nda Etiyopya, Güney Sudan ve Somaliland üzerinden yeni bir bölgesel düzen kurma arayışını ele alıyor. Ensarullah'ın Kızıldeniz'deki İsrail gemilerine yönelik tehditlerinin, bu stratejiyi sekteye uğratabilecek bir unsur olduğunu vurgulayan yazar, Etiyopya'nın temel hedefinin, Somaliland üzerinden egemen bir deniz çıkışı elde ederek Kızıldeniz'e kalıcı erişim sağlamak olduğunu, buna karşılık Mısır, Eritre ve diğer bölgesel aktörler bu girişimden kaygı duyduğunu söylüyor.
Yemen'deki Ensarullah hareketi geçen pazartesi, Kızıldeniz'den geçen İsrail gemilerine abluka uygulayacağını duyurdu.
Gözlemciler bu adımı, İran'a karşı yürütülen savaşla bağlantılı cepheleşmenin daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendirdi.
Bu açıklama, İsrail'in Etiyopya ve Güney Sudan gibi Afrika Boynuzu ülkeleriyle, ayrıca başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere bölge dışındaki ortaklarıyla birlikte, kendi öncülüğünde alt bölgesel bir düzen kurma çabalarını hızlandırdığı bir döneme denk geldi.
Başbakan Abiy Ahmed ve Refah Partisi'nin ay başındaki seçimlerin ardından iktidarını pekiştirdiği Etiyopya, söz konusu projenin en büyük muhtemel kazananlarından biri olarak öne çıkıyor.
Addis Ababa, bu girişimi güçlü biçimde destekleyerek, Eritre'nin 1993'te bağımsızlığını kazanmasından bu yana elde edemediği stratejik kazanımlara ulaşmayı amaçlıyor. Bunların başında da büyük olasılıkla ayrılıkçı Somaliland bölgesi üzerinden sağlanacak egemen bir deniz çıkışı geliyor.
Ensarullah'ın tehditleri: Değişen ne?
Ensarullah'ın, özellikle Kızıldeniz'in güney havzasında İsrail gemilerinin geçişini tamamen yasakladığını açıklaması, son dönemde İran ile ABD arasında savaşın nasıl sona erdirileceğine ilişkin yürütülen pazarlıkların bağlamında yorumlandı.
Kararın yalnızca İsrail gemilerini hedef alması, hareketin bu kez Kızıldeniz kıyısındaki devletlere daha az maliyet yükleyen bir yöntem seçtiğini gösterdi.
Bu durum özellikle petrol ihracatının yüzde 70'ini Kızıldeniz'in doğu kıyısındaki Yenbu Limanı'na yönlendiren Suudi Arabistan açısından önem taşıyor.
Bununla birlikte hareket yetkililerinin açıklamaları, mevcut kararın yalnızca ilk adım olduğuna işaret etti. İran'a ya da Lübnan'a yönelik savaşın genişlemesi hâlinde, İsrail'e giden gemilerin Babülmendep Boğazı'ndan geçişinin engellenmesi gibi daha sert tedbirler gündeme gelebilir.
Böyle bir durumda İsrail fiilen yeni bir deniz ablukasıyla karşı karşıya kalacak. Bu senaryonun gerçekleşmesi, İsrail'in Afrika Boynuzu'nda kalıcı askerî ve güvenlik varlığı oluşturma çabalarına doğrudan darbe vurabilir.
Özellikle de tırmanmanın Somaliland ile İsrail arasındaki deniz trafiğini kapsaması hâlinde. Zira ayrılıkçı bölge, geçen yılın sonundan bu yana Tel Aviv'in İran'a yönelik askerî faaliyetleri kapsamında kendi topraklarında askerî üs işletmesine imkân tanımış durumda.
Etiyopya'nın Kızıldeniz'e açılma arayışı
Etiyopya, Kızıldeniz'de, bulunduğu ülkenin denetimine tabi olmayan egemen bir çıkış noktasına sahip olmanın tarihsel hakkı olduğunu savunuyor.
Bu çıkışın Somali, Eritre ya da Cibuti sınırları içinde bulunması Addis Ababa açısından fark etmiyor. Mısır'ın yalnızca kıyıdaş devletlere öncelik tanıyan yaklaşımıyla çelişen bu vizyon, buna rağmen ciddi engellerle karşı karşıya. Bunların başında da Yemen kıyılarında Kızıldeniz'e hâkim konumdaki Ensarullah'ın bölgenin güvenliği üzerindeki etkisi geliyor.
Abiy Ahmed'in yeni görev dönemine geçiş sürecinde Addis Ababa'nın Kızıldeniz dosyasında kullandığı diplomatik dil görece yumuşak görünse de - bu durum yakın zamanda üst düzey Etiyopya heyetinin Washington ziyareti sırasında da görüldü - sahadaki gelişmeler daha atak bir yaklaşımı yansıtıyor.
Son raporlar, Etiyopya'nın Güney Sudan üzerinde eşi görülmemiş baskılar kurarak onu çeşitli dosyalarda Mısır'la daha sert bir çizgiye yöneltmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Bu dosyalardan biri de, Juba'nın Kahire ve Hartum'u imzalamaya çağırdığı ve Etiyopya'nın uzun süredir desteklediği Entebbe Anlaşması.
Buna ek olarak Kahire ile Juba arasında, Etiyopya'nın üçüncü taraflardan dış finansman sağlamayı başardığı Pacak Koridoru otoyol projesi nedeniyle de görüş ayrılıkları bulunuyor.
Güney Sudan'ın, Etiyopya sınırına yakın Pacak kentinde işlettiği güvenlik ve askerî lojistik eğitim merkezini kapatmasını Mısır'dan istemesi de bu çerçevede değerlendiriliyor. Bu adım, BAE ve İsrail desteğiyle Etiyopya liderliğinde Afrika Boynuzu'nda alt bölgesel bir düzen oluşturma tasavvuruyla uyumlu görünürken, Kızıldeniz'e kalıcı erişim sağlama hedefinden de ayrı düşünülemiyor.
Öte yandan Abiy Ahmed ile Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki arasındaki ilişkiler, Tigray Savaşı sırasında kurulan ittifakın çökmesinin ardından daha da geriliyor.
Afwerki'nin haziran ayının 7-9'u arasında Kahire'ye yaptığı ziyaret bu açıdan dikkat çekiciydi. Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma girişimleri, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile yapılan görüşmelerin merkezinde yer aldı ve bu durum, Etiyopya projesine yönelik bölgesel kaygıların boyutunu gözler önüne serdi.
Somaliland ve İsrail için can simidi
Somaliland yönetimi, İsrail'in Aden Körfezi'ndeki varlığını korsanlıkla mücadele, terörle savaş ve deniz ticaret yollarının güvenliğini sağlama çabalarının parçası olarak sunan İsrail ve Batı anlatısını benimsiyor.
Ancak bu yaklaşım, söz konusu varlığın daha geniş jeopolitik boyutlarını ve Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz havzasındaki ülkelerde yarattığı endişeleri göz ardı ediyor. Çünkü birçok aktör, bölgenin İsrail'in de içinde yer aldığı yeni bir askerî ve güvenlik nüfuz alanına dönüşmesinden kaygı duyuyor.
Bu süreçte Hargeisa ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler iki nedenle daha da güçleniyor. Bunlardan ilki, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'yle bağlantılı Yemen kaynaklı tehditlerin artması; ikincisi ise Somaliland yönetiminin bağımsızlık yönündeki beklentilerini destekleyecek Amerikan desteğine dair umutlarının zayıflaması.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bu ay Kongre'ye sunduğu rapor, Washington'ın Somali Federal Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü tanıyan geleneksel tutumunu koruduğunu açık biçimde ortaya koydu.
Bu yaklaşım, bölgenin ayrılmasına karşı çıkan Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi etkili bölgesel aktörlerin pozisyonuyla da örtüşüyor.
Washington'ın bu tutumu yeniden teyit etmesi, müttefiklerinin olası bir politika değişikliğine ilişkin kaygılarını gidermeyi amaçlıyor gibi görünüyor.
Bununla birlikte Amerikan raporu, Somaliland'ın Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi'ne hâkim konumu ile sahip olduğu stratejik kaynaklar nedeniyle ABD açısından taşıdığı jeostratejik önemi de gizlemedi. Ancak Washington'ın bölgeyle kuracağı her türlü ilişkinin Mogadişu'daki federal hükümetle olan bağlar çerçevesinde şekilleneceğini vurgulayarak Hargeisa yönetiminin siyasi beklentilerine net bir sınır çizdi.
Somaliland'ın bağımsız bir devlet olarak tanınma ihtimalinin zayıflaması, Arap dünyasındaki desteğini büyük ölçüde kaybetmesi ve Etiyopya ile BAE'yle kurduğu ilişkilerin uzun vadede istikrar sağlayacağının da kesin olmaması, bölgenin kırılganlığını artırıyor.
Buna Ensarullah'ın tehditlerine açık olması da eklenince, Somaliland'dan Kızıldeniz'e yönelen ticaretin doğrudan İsrail bağlantılı kabul edilmesi ihtimali ortaya çıkıyor.
Buna rağmen Somaliland'ın en güçlü bağı hâlâ İsrail'le olan ilişkisi. Bölge yönetimi de Somali ve Afrika Boynuzu'nda Siyonist nüfuzun genişlemesine destek vermek üzere, kayda değer herhangi bir şart ileri sürmeden tam iş birliği sunmayı taahhüt ediyor.
Çeviri: YDH