Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert A. Pape, gazeteci Piers Morgan’ın programında ABD’nin Ortadoğu stratejisini değerlendirdi. Pape, askeri üstünlüğün taktiksel başarı getirse de stratejik bir zafere dönüşmediğini vurguladı.
YDH - ABD'nin önde gelen siyaset bilimcilerinden, Chicago Üniversitesi Profesörü ve Chicago Güvenlik ve Tehditler Projesi Kurucu Direktörü Robert A. Pape, gazeteci Piers Morgan’ın sunduğu programda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını ve bunun küresel etkilerini değerlendirdi.
Prof. Pape, ABD’nin askeri gücünün taktiksel düzeyde mükemmel performans gösterdiğini ancak bunun stratejik başarıyı garanti etmediğini vurguladı.
Uzun yıllardır ABD Hava Kuvvetlerine askeri strateji dersleri veren ve ABD Kara Harp Okuluna danışmanlık yapan Prof. Robert A. Pape, yürütülen hava kampanyasının hedeflerine ulaşamadığını belirterek, "Bu durum tamamen Clinton yönetiminden beri onlarca yıldır gördüğüm bir şey. Başkan Donald Trump’a özgü değil ancak o da ordumuzun o olağanüstü gücünün cazibesine kapılarak askeri gücün her şeye kadir olduğunu ve her türlü stratejik hedefe ulaşabileceğini düşünme yanılgısına düştü. İşin aslı şu ki, stratejik olarak başarısız olduk ve tuzağın daha da derinlerine batıyoruz" ifadelerini kullandı.
"Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü İran’a kaptırmak felakettir"
Profesör Pape, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli stratejik hedefinin İsrail’in korunmasından ziyade Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak olduğunu hatırlattı.
Küresel petrol akışının yüzde 20’sinin bu güzergahtan geçtiğine dikkat çeken Pape, mülakatta şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bombardımanın başlamasından bu yana geçen 17 günün ardından görüyoruz ki, İran rejimi son derece dirençli ve saldırılardan önceki dönemden çok daha tehlikeli, İran ise eskisinden daha güçlü. Aslına bakarsanız İran, ABD ordusunun ve Amerika’nın bölgede 50 yıldır engellemek için uğraştığı şeyi başardı ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdi. Bu, Ortadoğu’daki Amerikan büyük stratejisinin bir numaralı hedefiydi. Bu durum yıkıcı bir başarısızlıktır ve benim tırmanma tuzağı dediğim şey tam olarak budur."
İran rejimini desteklemediğini, kendisine yapılan İran ziyaret tekliflerini her zaman reddettiğini belirten Pape, analizinin tamamen askeri verilere ve tarihi gerçeklere dayandığını ekledi.
"Hava gücü tek başına hiçbir hükümeti yıkamadı"
Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana gerçekleştirilen tüm hava harekatlarını incelediğini ve yirmi yıldır İran’ın bombalanması senaryoları üzerine modellemeler çalıştığını aktaran Prof. Robert A. Pape, askeri tarih boyunca lider kadroları hedef alan hava saldırılarının sonuç vermediğini belirtti. Pape, konuya ilişkin şu tarihi örnekleri paylaştı:
"Yüz yılı aşkın bir sürede hava gücü tek başına asla bir hükümeti yıkamadı. Ronald Reagan 1986’da Kaddafi’yi ortadan kaldırmaya çalıştığında veya Bill Clinton Mart 1999’da Miloseviç rejimini ezmek istediğinde alınan olağan yanıt, hedef alınan tarafın kendi takvimine göre sert bir karşılık vermesi oldu. Dolayısıyla burada gördüğünüz şey, hassas vuruş çağında bile lider kadronun tasfiyesini hedefleyen saldırıların normal başarısızlığıdır. Sorun bombaların lideri öldürmemesi değil, onların yerine gelenlerin kendi iç çevrelerinde meşruiyet kazanmak için çok daha saldırgan hale gelmeleridir."
İran Devrim Muhafızlarının bu tür senaryolara hazırlıklı olduğunu ve liderlerinin ölümüne karşı bir eylem planı uyguladığını ifade eden Pape, İran’ın "yatay tırmanma" stratejisiyle hassas güdümlü insansız hava araçlarını devreye soktuğunu söyledi.
Pape, "Hassas vuruş kabiliyetine sahip iki hava gücünün birbiriyle çatıştığı bir durumla karşı karşıyayız. Bu daha önce yaşanmadı. İran, Kuzey Vietnam tarzı uzun süreli ve siyasi açıdan yıpratıcı bir strateji izliyor" dedi.
"İran'ın elinde oynayabileceği daha çok kart var"
Mülakatta, ABD Başkanı Trump’ın yapay zeka ve kripto para danışmanı David Sacks’ın, İsrail’in ciddi şekilde yıkıma uğrayabileceği ve tırmanmayı nükleer silah kullanmayı düşünecek düzeye getirebileceği yönündeki uyarıları da gündeme geldi.
Profesör Pape, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stokunun nükleer veya radyolojik risklerine dikkat çekerek şunları kaydetti:
"Çalışmalarımda, İran içinde dağılmış olabilecek zenginleştirilmiş uranyuma odaklandım. Burada yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş bin libre ve yüzde 5 ile 20 oranlarında zenginleştirilmiş on bin libre uranyumdan bahsediyoruz. Bunun sadece İran içinde kalacağının garantisi yok. Tel Aviv’de nükleer bombaları değil ama radyolojik bombaları düşündüğünüzde, tırmanmanın ulaştığı boyutu görebilirsiniz. Yirmi yıllık modellemelerime dayanarak biliyorum ki, İran’ın elinde oynayabileceği daha çok kart var. Benyamin Netanyahu taktik nükleer silah kullanma eğiliminde olabilir ancak bunun Körfez bölgesinde radyasyon serpintisi gibi ciddi geri tepmeleri olacaktır."