Mutabakat, İran'ı bölgesel denklemin dışında bırakamazken, Körfez ülkelerinde ABD'nin güvenlik garantilerine yönelik ciddi soru işaretleri doğurdu.
YDH- Reuters’ın görüştüğü Körfez kaynakları, diplomatlar ve analistlere göre, ABD ile İran arasında imzalanması beklenen mutabakat zaptı, üç aydan fazla süren savaşın ardından bölgedeki güç dengelerini köklü biçimde değiştirmiş değil.
Haberde belirtildiğine göre, “bölge son on yılların en tehlikeli krizlerinden birinden, güç dengesi büyük ölçüde değişmeden çıktı”, İran siyasi olarak “daha güçlü” bir konumda görülürken, “Körfez ülkelerinin ABD korumasına olan güveni derinden sarsıldı.”
Kaynaklara göre İran, Körfez Arap devletlerini ve küresel enerji akışlarını tehdit edebilecek kapasiteye sahip, “yılmamış ve yenilmemiş bir güç” olarak kalmaya devam ediyor. Buna karşılık ABD’nin, dayanıklı bir rakibe karşı askeri “gücün sınırlarını” bir kez daha gösterdiği ifade ediliyor.
Haberde, Washington açısından anlaşmanın, “en iddialı hedeflerini (Tahran’ın teslim olmasından nükleer ve füze kapasitelerinin sökülmesine kadar) gerçekleştiremeyen maliyetli bir çatışmadan çıkış” sunduğu belirtiliyor.
İran içinse anlaşmanın hayatta kalmak anlamına geldiği vurgulanıyor: yoğun ABD ve İsrail saldırılarına rağmen İslam Cumhuriyeti’nin “yara almış ancak ayakta kaldığı” , hem siyasi yapısını hem de tarafları masaya getiren caydırıcılığının büyük bölümünü koruduğu aktarılıyor.
Eski ABD’li yetkili ve müzakereci Aaron David Miller, 28 Şubat’ta İran’a karşı başlatılan ve Dini Lider Ayetullah Ali Hamenei ile üst düzey yetkililerin ölümüne yol açan ABD-İsrail saldırısını değerlendirirken, “‘Destansı Öfke’ destansı bir felaket oldu” ifadesini kullandı.
Cuma günü imzalanması planlanan Mutabakat Zaptı (MoU), 60 günlük bir ateşkes öngörüyor; bu süre içinde tarafların, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoku dahil kalıcı bir çözüm için müzakere yürüteceği belirtiliyor.
Körfez ülkeleri: “Durum savaş öncesine göre kesinlikle daha kötü”
En keskin şokun ise Sünni Arap Körfez ülkelerinde hissedildiği vurgulanan haberde, onlarca yıllık ekonomik büyümenin ardındaki istikrarın “ciddi biçimde sarsıldığı” ifade ediliyor.
Bu açıdan “Körfez ülkelerinin savaşın ana kaybedenleri olduğu, güvenlik ortamlarını yeniden şekillendiren kararlara seyirci kaldıkları ve şimdi bunun yansımalarını üstlenmek zorunda oldukları” aktarılıyor.
Körfez kaynaklarına göre anlaşma, bölgedeki stratejik düşünceyi dönüştürmeye başlamış durumda: ABD korumasına olan güven aşınıyor, İran “kalıcı bir bölgesel güç” olarak pekişiyor ve çatışma yerine uzlaşıya yönelik bir değişim hız kazanıyor.
Kıdemli bir Körfez hükümet kaynağı, “Her türlü gerilimi azaltma olumludur, ancak durum savaş öncesine göre kesinlikle daha kötü” değerlendirmesinde bulundu.
Makalede ayrıca, üç İsrailli yetkiliye dayandırılan bilgiye göre, anlaşmanın İsrail açısından da “elverişsiz” göründüğü, İsrail’in İran’ın zenginleştirme kapasitesinin sökülmesi ve füze programının kısıtlanması gibi temel taleplerinin anlaşmada yer almadığı belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın perşembe günü anlaşmaya yaklaşıldığını işaret etmesiyle İsrailli yetkililerin şaşkına döndüğü, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun konuyu doğrudan Trump’a götürdüğü, ancak İsrail’in anlaşmanın tarafı olmadığının vurgulandığı aktarılıyor.
Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise anlaşmayı reddederek İsrail’in “hiçbir şekilde” bağlı olmadığını söyledi.
“Körfez ülkeleri ABD’ye güvenemeyeceklerini fark ediyor’”
Körfez kaynaklarına göre anlaşma, bu çatışma dönemini sonlandırabilir ancak ortaya çıkardığı “stratejik ikilemi” çözmüyor: İran güçlü bir güç olarak kalıyor, Hürmüz Boğazı tekrarlayan bir baskı noktası haline gelmiş durumda ve Körfez ekonomilerinin temelindeki varsayımlar son yılların “en kırılgan” seviyesinde görülüyor.
ABD-İsrail saldırısının, Körfez ülkelerinin uzun süredir korktuğu sonuçları tam olarak tetiklediği belirtiliyor: İran’ın enerji ve sivil altyapıya yönelik saldırıları ile Hürmüz’deki aksamalar “ağır bir ekonomik darbe” vurmuş durumda. Körfez başkentleri çatışmalara ara verilmesini “memnuniyetle” karşılasa da pek çoğu şu sonucu çıkarıyor: “ne ABD ne de İsrail gücü İran tehdidini ortadan kaldırmıştır; çatışmanın maliyetleri ise orta sahada kalanlara orantısız biçimde düşmüştür.”
Ortadoğu uzmanı Fawaz Gerges, “Giderek daha fazla Körfez ülkesi İran’ın burada kalmaya devam ettiğini, bölgesel düzeni bozma kapasitesini koruduğunu fark ediyor.” dedi.
Gerges, “Körfez ülkeleri İran’a güvenmiyor. ABD’nin rejim değişikliği getirmesini umuyorlardı. Bunun tam tersi oldu. Artık giderek daha fazla Körfez yöneticisi güvenlik ya da istikrar için ABD’ye veya İsrail’e güvenemeyeceklerini anlıyor.” diye konuştu.
Makalede bu yeniden değerlendirmenin “daha derin bir değişime” işaret ettiği, Körfez ülkelerinin uzun süredir İran’a güvensizlik duymakla birlikte onu dizginlemek için ABD gücüne bel bağladıkları, şimdi ise Tahran ile angajmanın çoktan başladığı belirtiliyor.
Bölgesel kaynaklara göre, Körfez başkentleri son dönemde Tahran ile temaslarını artırarak çatışma riskini azaltmak için “ekonomik ve güvenlik odaklı anlayışlar” arıyor.
Suudi analist Abdulaziz Sager ise daha doğrudan bir değerlendirme yaparak ABD’nin “rejim değişikliğinden İran’ın nükleer programının sınırlandırılmasına” kadar açıkladığı hedefleri gerçekleştiremediğini, aksine “Tahran’a Hürmüz’ü silah haline getirme ve Körfez ülkelerini doğrudan tehdit edebilme gibi iki yeni stratejik koz verdiğini” söyledi.
Sager, “Koşulsuz teslim olmaktan bir mutabakat zaptına geçtiler. Teslim oldular.” ifadelerini kullandı.
Analistlere göre, “imzalanacak metin bir barış anlaşmasından çok, çatışmayı durdurmaya yönelik bir mekanizma.”
Temeldeki ihtilaflar (İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu, zenginleştirme seviyeleri, yaptırım hafifletmesi, güvenlik garantileri ve kilit su yollarının kontrolü) çözülmüş değil.
Miller’a göre, Mutabakat Zaptı bir çözüm değil, “müzakereye bilet” niteliğinde: başarısı hiçbir şekilde garanti olmayan görüşmeler için zaman ve alan satın alan bir ilk aşama.
Miller, “İmzalanacak olan barış değil, bir tanınmadır: savaşın hedeflerinin kazanımlarını aştığının, savaş alanının bir çıkmaz ürettiğinin ve en ağır bedelleri ödeyen Körfez ülkelerinin güvenliklerini son zamanlardaki en sarsıntılı zeminde yeniden kalibre ettiklerinin tanınması” değerlendirmesinde bulundu.