Prof. Wolff: Amerikan İmparatorluğu çökerken yıkıcı felaketler üretiyor

img
Prof. Wolff: Amerikan İmparatorluğu çökerken yıkıcı felaketler üretiyor YDH

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen'ın mülakatına katılan Amerikalı ekonomist Profesör Richard D. Wolff, ABD ile İran arasındaki mutabakatın barış değil, Washington için taktiksel bir yenilgi olduğunu açıkladı.




YDH - Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen'ın programına konuk olan Amherst Massachusetts Üniversitesinden emekli iktisat profesörü Richard D. Wolff, ABD ile İran arasında varılan son mutabakatı ve bunun küresel ekonomik yansımalarını değerlendirdi.

ABD'nin askeri kapasitesinin sınırlarına ulaştığı, yaklaşan seçimler öncesinde kötü bir görüntü vermek istemediği ve küresel ekonomiyi uçuruma sürüklediği yönündeki tespitleri yorumlayan Wolff, yaşanan gelişmenin geçici bir duraklamadan ziyade imparatorluğun yapısal gerileyişinin bir sonucu olduğunu vurguladı.

Bir Amerikalı olarak yaşananların nihai bir barış getirmesini dilemesine rağmen buna kesinlikle inanmadığını belirten Profesör Wolff, şu ifadeleri kullandı:

"Bu ülkede yönetimi elinde tutan insanlar için yaşanan gelişme, savaşı kaybettikleri için yapılan taktiksel bir geri çekilmedir. Durumu yanlış değerlendirdiler, kendi kapasitelerini yanlış hesapladılar ve gerileyen her imparatorluğun yaptığı klasik aşırı yayılma hatasına düştüler. Bu durumun ne anlama geldiğini öğrendiklerini de sanmıyorum; bu da gelecekte yeniden aşırı yayılma hatasına düşeceklerini gösteriyor. Bunun ne zaman, nerede ve hangi biçimde gerçekleşeceği sadece konjonktür meselesidir."

Ortadoğu veya Batı Asya'da krizlerin sona ermediğini ifade eden Wolff, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun görevde kalması ve Lübnan'daki faaliyetlerini sürdürmesi durumunda yeni çatışma zeminlerinin doğacağını kaydetti.

Netanyahu'nun yerine Naftali Bennett'ın gelmesi senaryosunda ise Bennett'ın daha önce Türkiye'yi "yeni İran" olarak nitelendirdiğini hatırlatan Wolff, bu durumun Türkiye'nin NATO, Rusya ve ABD ile olan ilişkilerinde öngörülemez yeni kırılmalara yol açabileceğini belirtti.

"Hürmüz Boğazı'nda yönetim fiilen ABD'den İran'a geçmiştir"

Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün mutabakat kapsamında İran idaresine geçmesini değerlendiren Profesör Wolff, bu durumu gerileyen Amerikan imparatorluğunun sarsıcı bir teyidi olarak nitelendirdi.

Mutabakatta transit geçişlerin ücretlendirilmesi hususunda kullanılan terimlerin diplomatik birer örtü olduğunu savunan Wolff, konuya ilişkin şu analizi yaptı:

"Bir imparatorluk ya süreci yönetir ya da yönetemez. Son yaşanan gelişme, fiili otoritenin ABD'den İran'a geçtiği bir yönetim değişikliğidir. Diplomatik absürtlüğünüzü çözmek için 'geçiş ücreti' yerine 'hizmet bedeli' kelimesini kullanmak size memnuniyet veriyorsa bunu yapabilirsiniz; ancak bu oyundaki tüm aktörler ne yapıldığını çok iyi biliyor. İş hayatımda sayısız şirketle çalıştım. Vergilerini, halkla ilişkiler imajlarını veya yıllık raporlarını yönetmek için harcamaları bir kalemde gösterip diğerine aktardıklarını çok gördüm. Boğaz'ın işletme maliyetlerini hesaplarken, oradaki füze bataryalarını bu maliyete dahil etmeyecekler mi? Boğaz'ın herhangi bir noktasındaki bir gemiyi hedef alabilecek çok sayıda füze bataryasına sahip olmak bir maliyettir ve bu maliyetleri Boğaz'ın işletme gideri olarak göstereceklerdir."

İran'ın bölgedeki askeri caydırıcılığına dikkat çeken Wolff, "İranlılar artık boğazla ilgileneceklerini, burayı kimsenin ellerinden alamayacağı füzelerle denetleyeceklerini gösterdiler. Eğer ABD ilan edilen kurallara uymazsa Körfez bölgesindeki Amerikan askeri üslerinin ve müttefiklerinin hedef alınacağını kanıtladılar" dedi.

Wolff, ABD Başkanı Donald Trump'ın blokajı yeniden uygulama veya askeri saldırı tehditlerinin arka planında bu çaresizliğin yattığını ifade etti.

"Avrupalı liderler Rusofobiye sarılıyor"

Amerikan imparatorluğunun gerilemesinin müttefikleri üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını dile getiren Wolff, bu durumun en somut örneklerinin İsrail ve Avrupa'da görüldüğünü belirtti.

Körfez ülkelerinin de ABD korumasının artık mutlak bir güvence olmadığını anlayarak İran ile ilişkilerini hızla yeniden organize ettiklerini kaydeden Wolff, Avrupa'nın durumunu şu sözlerle açıkladı:

"Avrupalılar, son 75 yıldır tamamen ABD'ye güvenme yönünde verdikleri kararın kendilerini nasıl bir açıkta bıraktığını öğrenmek zorunda kaldılar. Yanlış ata oynadılar ve şimdi o atın topalladığı gerçeğiyle yüzleşiyorlar. Avrupa'daki siyasi liderlik, çaresiz bir Rusofobiye sarılmış durumda. Çünkü bunu yapmazlarsa, halklarının kendilerine hesap sormasından korkuyorlar. Halk onlara 'Siz liderler olarak 75 yıldır Amerikalılarla aynı yataktasınız ve bakın bu bize neye mal oldu; sanayisizleşiyoruz, geride kalıyoruz' diyecektir. Bu hesaptan kaçınmak için daha kötü bir düşman icat etmek, insanları sürekli köpürtülen acil bir tehlikeye odaklayarak dikkatleri dağıtmak zorundalar."

Avrupa'daki sermayedar sınıfının da ABD ile Çin arasında sıkıştığına işaret eden Wolff, Avrupalı kapitalistlerin devlet desteği ve ucuz kredi talep ettiğini, bunun ise ancak 20. yüzyılda inşa edilen refah devletinin tasfiye edilmesiyle mümkün olabileceğini yazdı.

Almanya örneğinde olduğu gibi, savunma harcamalarının artırılmasının ve refah devletinin geriletilmesinin "Rusya tehdidi" üzerinden meşrulaştırıldığını belirten Wolff, bu durumu Amerikan kovboy filmlerindeki "olağan şüphelileri toplayın" klişesine benzetti.

"BRICS güçlenirken G7 ülkeleri giderek zayıflıyor"

Küresel ekonomik mimarinin ve para sisteminin geleceğini de değerlendiren Profesör Wolff, Çin'in bu süreçte kaynaklarını savaşa harcamadan, ekonomisini büyüterek mesafeli bir izleyici konumunu koruduğunu aktardı.

İran'ın bir BRICS üyesi olduğunu ve bu savaşta sadece kendi adına değil, geniş bir ittifak adına mücadele ettiğini belirten Wolff, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İran bir savaş kazandı. Herkes biliyor ki bu savaş sadece İran'la ilgili değildi; tıpkı Ukrayna krizinin sadece Ukrayna ile ilgili olmaması gibi. Bu, Rusya ile Batı arasındaki bir savaştır. Birçok açıdan İran'daki mücadele, bir tarafta Çin ve müttefiklerinin temsil ettiği BRICS ile diğer tarafta ABD ve müttefiklerinin temsil ettiği blok arasındadır. G7 ülkeleri Cenevre dışında toplanıp hangi yöne gideceklerini bilemez halde topallarken, içeriğini bile bilmedikleri belgelere ve ABD'ye destek açıklıyorlar. Bu bir hizmetkar zihniyetidir."

BRICS ittifakının her geçen gün daha da güçlendiğini, G7'nin ise zayıfladığını vurgulayan Wolff, bölgenin büyük aktörleri olan İran ve Suudi Arabistan'ın halihazırda BRICS üyesi olduğunu, Türkiye'nin de yakında bu yapıya dahil olabileceğini öngördü.

Türkiye'nin NATO üyeliği ile Müslüman kimliği arasındaki dengelerin süreci daha da karmaşık hale getireceğini ekledi.

"Büyük sermaye birikimi ile demokrasi bir arada yaşayamaz"

Mülakatın sonunda ABD içindeki sosyo-ekonomik adaletsizliğe ve kapitalizmin yarattığı yozlaşmaya değinen Profesör Wolff, eski Anayasa Mahkemesi Yargıcı Felix Frankfurter'ın "büyük servet yoğunlaşmaları ile demokrasinin bir arada var olamayacağı" yönündeki tarihi sözünü hatırlattı.

ABD'nin bugün tarihinin en yüksek servet eşitsizliği seviyesine ulaştığını belirten Wolff, şu eleştirileri yöneltti:

"Bu ülkede Elon Musk'ın dünyanın ilk trilyoneri oluşunu adeta kutladık. Zaten dünyanın en zengin insanı olan birinin servetinin yüz milyarlarca dolar daha büyümesini izledik. Kapitalizm böyle çalışır; zenginleri daha zengin yapar. Bu zenginlik demokrasimizi yozlaştırıyor. Hükümetimiz tamamen satın alınmış durumdadır. İsrail ilişkisini bile bunun dışında anlayamazsınız. ABD hükümeti İsrail'i fonlar, İsrail lobiyi fonlar, lobi de dönüp İsrail'i fonlayan hükümeti satın alır. Bu absürt döngü karşısında mizah duygunuz yoksa aklınızı kaçırabilirsiniz."

Richard Wolff, küresel güç mücadelelerinin temelinde yatan kapitalist birikim modelinin sorgulanması gerektiğini, bu ekonomik yapı değiştirilmediği sürece imparatorlukların yükselişi, çöküşü ve ardından gelecek yeni hegemonya savaşlarının kaçınılmaz bir döngü olarak insanlığı krizlere sürüklemeye devam edeceğini belirterek sözlerini tamamladı.



Makaleler

Güncel