Eski CIA analisti Larry C. Johnson, ABD Başkanı Donald Trump'ın askeri ve ekonomik bir çöküşün eşiğinde olduğu için bu anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldığını belirtti.
YDH - Eski ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) analisti Larry C. Johnson, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği özel mülakatta, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının perde arkasını değerlendirdi.
Johnson, ABD Başkanı Donald Trump'ın askeri baskılara ve İsrail yanlısı lobilerin engellemelerine rağmen İran ile anlaşmaya varmasının temelinde tamamen ekonomik zorunlulukların ve askeri tükenmişliğin yattığını belirtti.
"Stratejik rezervlerin tükenmesi ekonomik felaket getirecekti"
Haber ajanslarının ve kamuoyunun odaklandığı mutabakat zaptına dair değerlendirmelerde bulunan Larry C. Johnson, Donald Trump'ın geri adım atmasının arkasındaki ana etkenin ABD'nin içine düştüğü enerji krizi olduğunu ifade etti.
Johnson, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Burada mesele tamamen ekonomiktir. Trump, pazartesi günü aldığı askeri ve ekonomik brifingde, Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejik petrol rezervlerinin tükenmek üzere olduğu konusunda uyarıldı. Kendisine, Hürmüz Boğazı'nın açılmaması ve gemilerin hareket etmemesi durumunda, ağustos ayının başında veya ortasında ülkenin petrolünün tamamen biteceği ve bunun tam bir ekonomik felakete yol açacağı söylendi. Trump'ın 'Dürüst olmak gerekirse, yaklaşık dört hafta içinde petrol rezervlerimiz tükenecekti' şeklindeki açıklaması, bu kararın arkasındaki temel motivasyonu açıkça ortaya koyuyor."
Donald Trump'ın önünde başka bir seçenek kalmadığını kaydeden Johnson, "Trump'ın önünde hala aptalca davranma seçeneği vardı, bu seçenek hiçbir zaman yok olmaz. Ancak yiğidin hakkını teslim etmek gerekir; ben kendisinin bu baskılara karşı durabilecek cesareti gösterebileceğini düşünmemiştim. Çünkü etrafındaki çılgın siyonist ideologların ne kadar kör olduğunu biliyoruz. Şimdi 'Bu bir teslimiyettir, ihanete uğradık, Trump bir haindir' diye sızlanıyorlar. Trump nihayet bu esaretten kurtulmayı başardı" ifadelerini kullandı.
"ABD rezervleri sadece on yedi gün yetecek düzeydeydi"
ABD'nin günlük petrol tüketimi ile stratejik rezervleri arasındaki dengesizliğe dikkat çeken eski CIA analisti Johnson, resmi veriler üzerinden şu hesaplamayı paylaştı:
"Pazartesi günü sunulan brifingde kaynakların aktardığı miktar 360 milyon varildi. Ancak güncel verileri incelediğimizde bu miktarın aslında 349 milyon varil civarında olduğunu görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri günde yaklaşık 20 milyon varil petrol tüketiyor. Bu durumda, eğer ülke sadece kendi stratejik rezervlerine bağımlı kalırsa, bu miktar ancak 17 gün, yani yarım ay bile etmeyecek bir süre için yeterli olacaktı. Trump bu verileri gördüğünde gemiyi terk etme zamanının geldiğini anladı. Bu durum Titanic'teki makinistin kaptana gidip 'Kaptan, motorlar durdu, tüm su sızdırmaz kapaklar çöktü, bu gemi batıyor. Burada kalırsak öleceğiz, filikalara binersek kurtulma şansımız var' demesine benziyor. Trump da filikalara ilk binen oldu."
"Yaptırımların kaldırılması süreci bu gece başlıyor"
Larry C. Johnson, mutabakat zaptının imzalanmasının hemen ardından bölgede sıcak gelişmelerin yaşandığını belirterek İran Dışişleri Bakanlığının açıklamalarına dikkat çekti.
Johnson, "İran Dışişleri Bakanlığı, İran'ın petrol ihracatına yönelik yaptırımların bu gece itibarıyla kaldırılmaya başlanacağını duyurdu. Bu çok hızlı bir gelişmedir" dedi.
Anlaşmanın içeriğine ve özellikle Tahran yönetiminin kazanımlarına değinen Johnson, mutabakat metnindeki en kritik maddenin Lübnan ile ilgili olan kısım olduğunu vurguladı. Johnson, konuya ilişkin şunları söyledi:
"Anlaşmanın en önemli maddesi Lübnan'a ilişkin olan birinci maddedir. Hizbullah, gelecekteki olası İsrail saldırılarına karşı bir caydırıcı olarak İran için hayati önem taşıyor. Bu madde, ABD'nin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'yu gerçekten dizginleyebileceğini kanıtlayan bir sınav niteliğindedir. İsrail bu anlaşmayı kabul etse de etmese de artık bir önemi kalmadı. Çünkü hem Amerika Birleşik Devletleri hem de İran, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ortaklaşa garanti altına almıştır."
"ABD ve İran, İsrail çıkarlarına karşı ortak hareket ediyor"
Anlaşmanın hukuki ve askeri sonuçlarını yorumlayan Larry C. Johnson, ABD ile İran'ın bölgede dolaylı bir ortaklığa adım attığını belirtti.
Johnson, şu ifadeleri kullandı:
"Lübnan'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali ne anlama gelir? İsrail'in güneydeki işgali anlamına gelir. Bu anlaşmada ABD, İran'ın da Lübnan'ın egemenliğinin garantörü olduğunu kabul etmiştir. Bu durum, İran'ın Lübnan'ın egemenliğini korumak adına güneydeki İsrail mevzilerine saldırmak da dahil olmak üzere yapacağı hamlelerin bu anlaşma kapsamında meşru görüleceği anlamına gelir. İran ABD'ye, ABD de İran'a saldırmadığı sürece bu mekanizma yürürlükte kalacaktır. ABD ve İran, adeta İsrail'in çıkarlarına karşı birlikte çalışıyor. İşin özü ve özeti budur. Trump'ın bunu onaylayacağını asla hayal edemezdim."
"Hürmüz Boğazı'ndaki mayınların temizlenmesi altı ay sürebilir"
Anlaşmanın imzalanmasının küresel enerji krizini tamamen çözmeye yetmeyeceğini belirten Johnson, Hürmüz Boğazı'ndaki fiziksel ve lojistik engellerin devam ettiğini kaydetti. Johnson, şu uyarıda bulundu:
"Anlaşma sağlandı diye petrol sorununun hemen çözüleceğini düşünmek yanlıştır. Evet, gemilerin geçiş ücreti ödemeden serbestçe geçebileceği 60 günlük bir süre tanındı. Ancak Basra Körfezi henüz mayınlardan temizlenmiş değil. Mayınlar orada durduğu sürece sigorta şirketleri bu riski almayacaktır. ABD Savaş Bakanlığının nisan ayında Kongre'de verdiği ifadeye göre, bu bölgenin mayınlardan tamamen temizlenmesi altı aya kadar sürebilir. Sigorta şirketlerinin onay vermesinin ardından gemilerin bakımlarının yapılması, limanlara ulaşması ve varış noktalarına gitmesi de haftalar alacaktır. Dolayısıyla kapıdaki petrol krizi henüz tamamen önlenebilmiş değildir."
"İsrail, savaşı sürdürmek için gereken askeri ve mali güce sahip değil"
İsrail hükümetindeki aşırı sağcı bakanların açıklamalarını değerlendiren Johnson, Tel Aviv yönetiminin askeri ve mali sınırlarına ulaştığını belirtti.
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in güney Lübnan'da kalıcı olma yönündeki açıklamalarını "gerçek dışı" olarak nitelendiren Johnson, şöyle konuştu:
"Bu isimler istedikleri kadar bağırıp çağırabilirler, ancak İsrail'in Hizbullah ve Hamas'a karşı süresiz bir yıpratma savaşı yürütecek mali kaynağı, insan gücü ve askeri kapasitesi yoktur. Artık İran, Hizbullah'ın İsrail'i güney Lübnan'dan çıkarmasına yardım etmek için tamamen serbest kalmıştır. Anlaşma uyarınca taraflar Lübnan'ın egemenliğini garanti etmektedir. Ayrıca Trump'ın, İran'ın iç işlerine karışmama taahhüdü kapsamında, İranlı protestoculara destek vermeyi, onlara iletişim cihazları veya silah sağlamayı durduracağına dair sözlü bir güvence verdiği de bildiriliyor. Bu, tam bir müdahalesizlik politikasıdır."
"Trump, İran'ın füze hakkını mantıklı argümanlarla savunuyor"
Donald Trump'ın son açıklamalarında İran'ın askeri programına yönelik sergilediği tutumu hayret verici bulduğunu belirten Larry C. Johnson, Trump'ın şu sözlerine atıfta bulundu:
"Trump, 'Nükleer silaha sahip olmadıkları sürece İran'ın füzelere sahip olmasında bir sakınca yoktur. Çevremde İran'ın tek bir füzeye bile sahip olmaması gerektiğini söyleyenler var. Onlara soruyorum; Suudi Arabistan füze sahibi olabilirken İran'ın neden olamayacağını nasıl açıklayacaksınız? Bu işler böyle yürümez. Füzeler sadece sınırlı bir alanı etkiler, gezegeni havaya uçurmaz' diyerek son derece mantıklı bir argüman sundu. Trump, yalnızca İran'ın füze programını görmezden gelmekle kalmıyor, aynı zamanda İran'ın füze sahibi olma hakkını açıkça savunuyor."
"İsrail bölgede tamamen yalnız kaldı"
İsrail askeri yetkililerinin ABD'nin bu hamlesiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını ifade eden Johnson, Tel Aviv'in gelecekte askeri planlamalarını tamamen tek başına yapmak zorunda kalacağını ekledi.
Johnson, mülakatını şu sözlerle tamamladı:
"İsrail hükümeti, askeri birimlerine gelecekteki olası gerilimler için hedef bankalarını güncelleme talimatı verdi çünkü bu anlaşmanın hızla çökeceğini öngörüyorlar. Ancak bu tren çoktan istasyondan kalktı. İsrail anlaşmanın bir tarafı olmadığı için sürece dahil edilmedi. Trump, İsrail'e 'Bana her zaman nükleer tehditten bahsettiniz, ben de size nükleer silah üretmeyeceklerine dair kalıcı bir garanti getirdim, şimdi neden şikayet ediyorsunuz?' diyecektir. İsrail, kendisi için tüm faturaları ödeyecek ABD gibi bir başka ülkeyi asla bulamayacaktır."